Yaklaşık iki yıl önce Nişantaşı’nın bir arka sokağında kapılarını açan Grey, yükselen hizmet anlayışıyla sektöre adım attı. Birçok sunumun gün ve gece boyunca birleştiği yiyecek-içecek kompleksi haline geldi. Barıyla, fine dining salonu ve kafesiyle hep çok renkli bir kurumsal kimlik sergiledi.

GREY ’DE TADIM GECESİ

Grey’de ülkemizin en seçkin gurmelerinin katılımıyla tadım etkinliği düzenlendi. Burada öne çıkan başlangıç, fesleğen sosu ve yeşillikleriyle burrata oldu. Hemen akabinde gelen tam buğday ekmeği üzerindeki avokadolu füme et, mozzarella ile sunulan bruschetta ve ızgara edilmiş İzmir Mordoğan enginarı ile ricotta peynirli kuşkonmazın takdimi göz doldurdu.

Benim için gecenin muhteşem tatlarından biri Yedikule marulu, roka, zeytin ve deniz mahsülleriyle yapılan salataydı. Bu lezzet için Asım Usta’yı özel tebrik etmek gerek.

Ev yapımı makarnalardan olan Hollanda füme peyniri, adaçayı ve çam fıstığı sosu ve patlıcan dolgulu ravioli, başarılıydı. Kuşkonmaz, enginar, patlıcan, keçi peyniri, mozzarella ve organik domateslerden oluşan potpuri, Fransa’nın mutfağıyla tanınan ve gastronomik açıdan en sevdiğim bölgesi olan Provence’dan masaya gelmiş gibiydi.

Ana yemek olarak ıspanaklı mozzarella, muskatlı patates ve taneli hardal sosuyla sunulan ızgara bonfile dilimleri ve yine bir başka lezzet avokadolu aioli soslu, közlenmiş biber salatasıyla sunulan ızgara İskenderun karidesi saymak gerek. Tatlılardan dağ meyveleri sosuyla gelen mangolu cheesecake, tercih edilen bir lezzet oldu.

Bu başarılı yemek, badem kremalı çilekli bir tartla son buldu. Daha doğrusu tam “Bitti” dediğimiz yerde, masamıza yanaşan güler yüzlü servis elemanı Zerrin Doğan, üzeri blok bitter çikolata dolu kütüğü ve yedek subaylığımda tüfeğimin ucuna taktığım kasatura benzeri bir bıçağı tam önümüze koydu.

Gelin de yemeyin...

Gecenin en çok alkış alan ismi, aileden şef olan İtalyan mutfağının başarılı ismi Asım Gündüz oldu.

Genel yönetimde Gürsel Avcı, tam anlamıyla başarılı bir performans sergiledi. Grey’in dopdolu masaları, kapı önünde bekleyen misafirleri sebepsiz yere gelmiyor. Tabii o gece benimle beraber orada olan 20’ye yakın yiyecek-içecek üstadı da eminim aynı fikirdeler. Tebrikler Tayfun Topal…

EMEK SİNEMASI VE ALKIŞ

Çocukluğumun rüyası, gençliğimin aşkı Beyoğlu ve göz bebeği Emek Sineması... Tavanına baktığınız zaman içinizi açan, sahnesinin perde rengi, diğer salonlara örnek olmuş bir kültür, sanat mabedi. Çok mutluyum ki, arkadaşlarım Behzat Gerçeker ve Ferhat Göçer’in Samsun Demir’le yaptıkları proje sayesinde oradaki havayı yine yaşadım; hem de dopdolu. Eminim ki, her gidişimde başka tarihi bir an gözümün önüne gelecek. O dönemde yürüyen merdivenler, asansörler yoktu. Onların yerine aşınmış mermerler bir başka tarihi yaşatıyordu. Kulağımda hoş bir seda bırakan gonga da rastlamadım o gece. Ama bunların yerine muhteşem bir müzikal, yakın tarihin müzik üstadı Kayahan’ın şarkıları ve operetler vardı. Hem kulağımız hem de gözümüz bayram etti. Saat 22.30 civarında kapıdan çıkıp, Taksim’e doğru yürürken kendime sordum, “Benim Beyoğlu’ma neler olmuş böyle?” Sanki başka bir toplum, dükkanlarıyla, lokantalarıyla, nargileci ve fal cafeleriyle Beyoğlu’na hakim olmuş.