İZMİR EFES  VE SANAT…İstanbul’un tarihi, gezilecek görülecek, şehre mal olmuş mekanlarını, zaman zaman siz değerli okuyucularımla paylaşıyorum.
Bu defa Türkiye’nin en sevdiğim şehirlerinden İzmir’den bahsetmek isterim. Önce biraz eskilere gidelim... 1960’lı yıllara uzandığımızda, İzmir deyince, aklımıza Fuar ve Büyük Efes Oteli gelirdi.
O yıllarda ünlü sahne ve film yıldızlarının konaklamaları, genç playboy’ların aşkları, o dönemin magazin İZMİR EFES  VE SANAT…mecmuaları ve gazetelerinde görebileceğiniz fotoğrafların çoğunun, Efes Oteli’nde çekilmesiyle de çok popüler hale gelmiş bir oteldi. 1964 yılında Haftasonu Gazetesi’nin İzmir bölümü, neredeyse İstanbul kadardı. Otelin barı ve roof’u, balo salonu en çok da eylül ayında konuşulurdu. Neden mi? İzmir Enternasyonel Fuarı sırasında İstanbul’un sanayicileri, iş insanları ve sanatçıları orada olurdu.
Turist çekiyor
Sonraki yıllarda otelin eskimesi, Emekli Sandığı’nın konuya ilgisinin azalması ve yeni otellerin açılması, buranın süksesini azalttı ve durdurdu. Böyle uzun yıllar geçti, ta ki Murat Vargı’nın sahibi olduğu MV Holding burayı alana kadar. Eskiye sadık kalınarak muhteşem bir şekilde yenilendi ve bir çağdaş müzeye çevrildi. Hakikaten otelin her noktası ayrı bir sergi alanı gibi, bazı salonlardaysa daha çok modern sanat eserleri yer alıyor. Ulu ağaçlarla dolu bahçeyi de Fernando Botero’nun Atlı Adam Heykeli (1992) tamamlıyor.
Gelelim lobiye, favorim Varol Topaç’ın ‘bir-lik’ isimli hareketli duvar yapıtı. Kongre Merkezi’nin giriş katındaki Sadi Çalık’ın ‘Efesli Artemis’ heykelinin replikası ve de ikinci kattaki Beril Anılmert’in ‘Kırılma, Dağılma ve Parçalanma’ adlı tablosu.
Otelin başarılı genel müdürü, gerçek bir turizm duayeni ve fahri İzmir tanıtım elçisi Rıza Elibol ile sohbetlerimizde, yılda iki kere sanatsal etkinlikler, sergiler ve söyleşiler yaptıklarını öğrendim. Çok sayıda kişinin sırf bu eserleri görmek maksadıyla gelip, oteli gezdiğini de sözlerine ekledi.
Lezzetli ve şık
Şimdi gelelim muhteşem İzmir Körfezi manzarasında, otelin teras katındaki Equinox Lokantası’ndaki yemeğe… Başlangıçlarda restoranın adını taşıyan ve Asyalı şefin yaptığı karışık suşi çeşitlerinden ‘Pure Asian’ isimli tabağı denedik. Tam bir Japon ziyafeti oldu. Diğer bir başlangıç olarak trüf krem sos, eskitilmiş parmesan peyniriyle sunulan dana carpaccio, gayet lezzetliydi. Favorim, portobello mantarlı risotto oldu.
Ana yemeklerde son günlerin tecih edilen Anadolu tadı keşkek ve demi glase sosla sunulan ağır ateşte pişmiş dana yanak denenebilir. Eğer sebze yemek isterseniz, muhteşem Girit kabağı mücveri tam size göre... Balık olarak da tavsiyem, bademle gratine edilmiş trança.
Sağlıklı ve uyumlu
Şimdi gelelim en keyifli kısım olan tatlılara, pastane şefinin en başarılı spesyali ılık elmalı turta ve ev yapımı sorbelerdi. Tercihinizi daha değişik bir tat olan ceviz krokanlı balkabağı cheesecake’den yana da kullanabilirsiniz tabii...
Bu muhteşem manzaralı restoranın mutfağı, deneyimli şef Sedat Buğday’a emanet.
Swissotel’in son zamanlarda kadrosuna katılan yiyecek&içecek müdürü Alparslan Delibaş’ın gelişiyle beraber, otelde bu konuyla ilgili hizmetlerde ciddi değişiklikler de gözlemledim.
Sonuç olarak Swissotel, Rıza Elibol idaresinde gece gündüz tüm çarkları durmadan uyumla ve sağlıkla çalışan bir mekanizma oluşturmuş.