İzmir hakikaten bizler için kapalı bir kutu gibi, içini her açtığınızda her noktasından ayrı bir değer çıkıyor. Bunları paylaşmak gerek, zira bizler birçoğunu bilmiyoruz.
Seferihisar’ın Düzce köyündeki Baltalı Keçi Çiftliği’nden bahsedeceğim bugün size... Daha önce de bir yazımda kısaca değinmiştim. Bugün 17 bin keçinin sütünden, başta benim en sevdiğim peynirlerden biri olan keçi büşü (Fransa’nın ünlü bir keçi peyniri) ve daha birçok bu kıymetli sütün mamulünü üretiyorlar. Bu peynirlerin müdavimleri arasında alerjisi olan çocuklar, beslenmesine dikkat etmesi gereken hastalar, yeni annelerle, uzun ve sağlıklı yaşamak isteyenler var.

İZMİR’İN SİHİRLERİ

Her safhada kontrol
Keçilerle hayat hiç kolay değil ancak bir o kadar da zevkli. Günde iki defa kapıları açılıyor, önce sırayla memeleri dezenfekte ediliyor, sonra da sağılmaya gidiyorlar. Bu işler bitince de yeniden saman ve yonca yemeğe ve de kaya tuzu yalamaya gidiyorlar. Çeşitli çiftliklerden toplanan keçi sütleri, tek tek tahlil ediliyor. İçerisinde antibiyotik kalıntısı var mı diye bakılıyor. Eğer koşullar uygunsa, imalata alınıyor. Her safhada kontrol devam ediyor. İmalat bölümünde görevli bir kişi o bölümden herhangi bir ihtiyacı için çıkarken tamamen üstündekileri çıkarıyor, girerken de tekrar steril olarak yenilerini giyiyor. 24 saat hijyen çok hassas bir şekilde sağlanıyor. Bir gıda mühendisi her daim operasyonun başında bulunuyor.
Markalar yazılmalı
Bütün bunları bana anlatan Funda Baltalı ile konuşmamız sırasında, birkaç enteresan nokta öne çıkıyor. Mesela, Funda Hanım, lokantaların menülerinde peynir markalarının mutlaka yazılması gerektiğini düşünüyor. “Bu sayede merdiven altı üretim yapan markaların restoranlarda kullanımına engel olmuş oluruz” diyor. Tabii bu arada bir de tüketici pazarları var ki, dinledikçe içim karardı. Bu pazarlarda satılan mallar tahlil edildiğinde çok sıkıntılı sonuçlar çıkıyormuş.
Yine bir başka sorun da yeterli keçi sütü bulunamadığı için talebin karşılanamaması oluyor. Zira her geçen gün keçi ürünlerine talep artsa da, keçi yetiştiriciliği zor olduğu için müteşebbislere cazip gelmiyor.

Mükemmel kahvaltı...
Çiftlikteki incelemelerimizden sonra yolumuz Sığacık mahallesindeki Maya otele düştü. Burası 25 tane küçük evden oluşan bir butik otel, içerisinde mütevazı şartlarla her tür imkan
oluşturulmuş.
Aslında burası yapılırken lebiderya bir bina ve deniz üzerinde bir iskeleden oluşmuş. Ben gittiğimde kahvaltısını deneme şansı buldum. Bölgenin sembolü Ata ekmeği, üzerine sürülen Armola peyniri ve mahallenin zeytinleriyle bir de Aysel Değirmenci Hanım’ın reçellerini denedim. İzmir’den buraya neden kahvaltı için geldiklerini anladım. Her şey çok taze ve o gün yapılmıştı. En kısa zamanda burayı bu kadar güzel yöneten Tijen Kaftanoğlu’na verdiğim sözü tutup, bir kere de akşam yemeği için gideceğim.

İZMİR’İN SİHİRLERİ


DAĞDA VAHA
Urla yolundan girdik, direksiyonda Funda Baltalı, muhteşem bir dağ yolundan yükseliyoruz. Bir süre sonra şato benzeri şık bir binanın önünde duruyoruz. Burası Ayda bağlarının yönetim ve imalathane binası olarak geçiyor. İçeri girdiğimizdeyse bir restoran ve tadım bölümüyle karşılaşıyorsunuz. Dekorasyon, yemek masalarının üzerindeki şık keten örtüler, ince bir zevkin eseri tabaklarla uyumlu bardaklar, hepsi göz dolduruyor.
Bu tesisin yaratıcısı Ayda Hanım aslında bir diş hekimi, 20 yıl mesleğini icra ettikten sonra ailece önce evde daha sonra da kurdukları üzüm bağında elde ettikleri üzümleri atölyede üretmeye başlıyorlar, sonra da 2015’te kendi adını taşıyan şimdiki mekanlarını kuruyorlar. Ustalık dönemi eseri olarak da beş odalı, 20 bin litre üretim kapasitesi olan, restoranlı bu tesisi yaratıyorlar. Tabii Ayda Kalelioğlu bununla da kalmayarak, füme et ve bazı peynirlerin de üretimine girişiyor.
Bu üç müteşebbis ruhlu başarılı kadını canı gönülden kutlamak lazım! Hem ekonomiye katkıları hem de sevdikleri işin peşini bırakmadıkları için...

İZMİR’İN SİHİRLERİ