Kahvem olmadan asla...

Çocukluğumda evimizde Kuru Kahveci Mehmet Efendi’den alınan çiğ kahvenin, hava gazı ocağı üzerinde kahve tavasında kavrulmasını, tüm evimizi kaplayan kokusu nedeniyle hiç unutmuyorum. Belki de bizim zamanımızda “Arap olursun içince...” dedikleri kahveyle aramızda organik bir bağ oluşmuştu. Ortaokul ve lise yıllarında ailece gittiğimiz misafirliklerde bana da, “Kahvenizi nasıl içersiniz?” diye sorulmasını hep bekledim ama üniversiteye kadar kimse sormadı. Bir de buna tabii 1960’lı yıllardaki kahve yokluğu krizi eklendi, o zaman da nohut kahvesiyle tanıştık.
Yıllar geçti Eminönü’ndeki Kuru Kahveci Mehmet Efendi’de ilk kahvemi içtim, çok iyi hatırlıyorum ikinci kahvemi de 18 yaşını geçtiğim günlerde Ortaköy’de bir kıraathanede, arkadaşlarla pişti oynarken içmiştim. O yıllarda kahvede kağıt oynarken kahveci masaya kişi sayısı kadar kağıtlı şeker bırakır, sonra biz onları kahve çay karşılığı harcardık.
Seneler sonra Fransa’da makine kahvesiyle tanıştım, İtalya’da ise esspresso’nun müdavimi oldum. Bugün ise ülkemizde kahve kültürü neredeyse çay kültürüyle yarışır hale geldi. Kıbrıs’a gittiğim yıllarda sorarlardı ‘Mehmet Efendi mi istersin, yoksa Con mu?’ Bu bana çok enteresan gelirdi, demek ki Türk kahvesi benim için Mehmet Efendi’yle özdeşleşmiş.

İstanbul Kahve Festivali

Geçtiğimiz yıl Küçükçiftlik’teki kahve festivaline katılamamıştım. Medyada çok olumlu şeyler okuyunca, bu yıl etkinliğin son gününü bu işe ayırdım. Aslında sohbet ettiğim festivalin fikir babası Alper Sesli’den öğrendiğim kadarıyla, bu etkinlik bir fuar değil; öncelikli olarak insanları eğitip, kahve kültürünü aşılamak için hazırlanmış bir organizasyon...
Satış yok, sadece ikram var. Nasıl ikram derseniz, her kişiye içtikleri kahve cinsinin, içme şeklinin, fincan tipinin anlatıldığı bir deneyim yaşatıyorlar baristalar. Dört gün boyunca 70’e yakın workshop ve seminer veriliyor. Festivale bu yıl 140 marka katılmış, 45 bine yakın misafir, kahvenin farklı tatlarıyla tanışmış. Alper Bey sohbetimizin sonunda kahvenin bir içecekten öte, ‘sohbetin keyif hali’ olduğunu söylüyor. Çok sevdim bu ifadeyi!

Türk’ün başarısı

Sektör o kadar büyümüş ki, kahve deyip geçmemek lazım... Kahve tadının değişik tarzlarda içine alındığı alkolsüz çeşitli içecekler de misafire ikram ediliyor. Standı gezerken çoğunluğu genç kadınlardan oluşan uzun bir kuyruk gördüm, insanların elinde mojito’ya ve sütlü kahveye benzeyen içi buz dolu bardaklar vardı.
Standa yaklaştığımda dünyada sadece 19 kişiden oluşan özel içecek tasarımcısı bir grubun içindeki tek Türk Bülent Sefer’den, bu bardaktaki içeceklerin kesinlikle alkolsüz olduğunu, özel şekilde imal edilmiş esanslarla ağızda mojito, tiramisu ve oreo tadı veren, tatlı yiyormuş hissi yaratan içecekler olduğunu öğrendim. Denediğimde çok da beğendim ve DaVinci Gourmet markasının bu tarz içeceklerle özellikle büyük şehirlerdeki birçok kafenin menüsünü de süslediğini öğrendim.

HAFTA SONU ANKARA’DA

500’ü barista olmak üzere, bin 400 kişinin görev aldığı ve önemli sanatçıların misafirlerle buluştuğu etkinliklerzinciri de, bugün, 28 ve 29 Eylül tarihlerinde Ankara’da gerçekleşecek. Takdir ettiğim bölümü ise gençlerin ne denli istekle workshop ve seminerleri takip ettiklerini görmek oldu. Temennim,
ülkemizde yapılan festivallerin bu tip organizayonlara da yer vermesi ve başta gençlerimiz olmak üzere, toplumu eğitmesi...