En son 15 yıl önce gitmiştim Budapeşte’ye. O yıllarda turist sayısı istatistiklerde son sıralarda yer alırdı. Daha sonraki yıllarda da incelemedim. Geçtiğimiz ay Avrupa’nın sayılı restoranlarından Gundel’de yemek yemek için tekrar gittim Budapeşte’ye. Havaalanından doğruca kalacağım Aria Hotel’e geçtim. Her oda birbirinden farklı döşenmiş ama dekorasyon ve konseptte hep aynı müzik vardı. Özellikle restorandaki yapay mini şelalenin altındaki notalar, değişik bir ambiyans vermiş. Budapeşte denince akla ilk gelen, şehrin kalbinden geçen Tuna Nehri. 15 yılda çok kirlenmiş, İstanbul Boğazı gibi çöpler, cisimler yüzen bir nehir olmuş, fakat şehrin can suyu olmaya devam ediyor. Sokaklarda gezerken hayran olduğum şeyler, sanat eserleri, heykeller, büstler ve tam karşılarındaki seyir bankları, sabit koltuklar. Bu arada en çok gezilen bölge olan sahil boyları, adeta Bebek - Çengelköy misali dolaşma, yürüme alanlarına dönmüş.
Macar mutfağı, kendine özgü ve lezzetli bir mutfak. Et üzerine kurulmuş diyebiliriz. En önemli yemek, aslında bir çorba olan Gulaş. Bunun dışında Tuna Nehri’nden çıkan balıklar da çok tercih ediliyor. Her yemekte kullanılan paprika, mutfağın en önemli unsuru. Burada yemekler palaçinka ile sonlanır. Bir cins krep olan bu tat; dövülmüş ceviz ve şekerle yapılan, bazı bölgelerde taze tuzsuz beyaz peynir de ilave edilen bir tatlı.

Tarihi binada özel menü

Özellikle cuma ve cumartesi günleri hali vakti müsait olanlar, yemeklerini erken saatlerde Çigan Orkestrası eşliğinde yiyorlar. Turistler için rezervasyon saati biraz daha geç oluyor. Bir diğer dikkatimi çeken husus da çok ve çeşitli konsept restoranın olması. Bunlar arasında; Hint, Japon, Orta Doğu, Çin, Tayland, Türk, Meksika ve Yunan restoranları sayılabilir.

Şimdi gelelim bu haftaki restoranımız Gundel’e. Johann Gundel tarafından 1876 yılında kurulmuş. Adını ise Avusturya Macaristan İmparatoru Franz Josef’in tahta çıkma tören yemeğini organize ederek duyurmuş. Daha sonraki yıllarda şehir meclisinin kararıyla City Park’ta yer almış. Burası dünyanın ilk halka açık parkı.

Gundel’in menüsü hakikaten çok geniş. Başlangıçlar genellikle uluslararası tatlar. En önemlilerden biri Sibirya Mersin balığı havyarı. Bir diğer değişik ve hoş bir tat ise elma ve keçi peynirli mille feuille. Çorbalara gelince, 1910 yılında Charles Gundel metoduyla yapılmaya başlanan gulaş çorbası hâlâ ana yemek vasfını taşıyor. Yanında kadife gibi kuşkonmaz ve özel baharatlı kızarmış ekmek veriliyor. Balıklara gelince buharda pişmiş sebze ve limon köpüğüyle sunulan levrek veya çupra, ıstakoz, mavi yengeç ve jumbo karides yer alıyor. Etlerde ise, bütün olarak pişirilen kuzu pirzola, fasulye püresi ve fırında yer elması eşliğinde 1910 Gundel metoduyla yapılan kıyılmış dana filesi, vahşi armut, yeşil fasulye, beyaz kuşkonmaz demi glase sos eşliğinde tütsülenmiş kaz ciğeri. Son olarak arzu edenler için salata, Macar ve Fransız peynir çeşitleri menüyü süslüyor.
Tatlı yelpazesi ise çok zengin. Strudel çeşitleri, sarı pancar sorbesi refaketinde çikolata mousse. Masada yapılan çeşitli alevli krepler, çift kat çikolatalı Gundel kurabiyeleri ve de çeşit çeşit kahveler...

Orkestra eşliğinde yemek

Bütün bu birbirinden lezzetli yemekleri 19. yüzyıldan kalma bir binada sunan ekibin başında, aynı zamanda Avrupa Şarap Birliği jüri üyesi de olan Kalman Kozma var. Mutfak Gaboz Menezi’ye, tatlılar ise Szilvia Nagy’e emanet. Şarap tadım uzmanı ise Mihaly Fabrok. Yolunuz düşerse mutlaka Gundel’e uğrayın ve beş dilde hazırlanmış menüyü inceleyin. Her zevkte, ve her ülkenin insanına uygun bir lezzet bulacaksınız. Orkestra şefi Gyula Horvath ise gerçek bir violon üstadı.
Altı yaşında kemana başlamış. 16 yaşından itibaren de Macar müziğini dünyaya tanıtmak için canla başla çalıyor. Bizi görünce çalmaya başladığı ‘Muhabbet Bağı’ şarkısı doğrusu gözlerimi yaşarttı.