Rüzgâr 'şen' esmedi

'Bergamalı çocuk' Şenlendirici'nin 2005'te çıkardığı ilk solo albümü satış rekorları kırar. Sonunda bir dizide izleriz onu. "Bu bir rüzgârdır. Hayatta bazen rüzgârdan da faydalanmak gerekiyor" der. Ama bu rüzgâr onu hesaplamadığı yerlere sürükler...

1976 yılının 12 Temmuz'unda Bergama'nın Atmaca Mahallesi'nde dünyaya gelir Hüsnü Şenlendirici. Babası, Bergama'nın yerleşik romanlarından ünlü trompetçi Ergün Şenlendirici. Adını taşıdığı dedesi de, diğer dedesi Fahrettin Köfeci de klarnetçidir. Yürümeye başladığı andan itibaren oyun alanı olarak dedesinin demirci dükkanını seçer. Oyuncakları da duvarda asılı klarnet, trompet, davuldur. Fahrettin dedesi "Ya doğru düzgün çal ya kafamı şişirme" diye eline klarneti tutuşturduğunda beş yaşında var yoktur. Kokusunu sever önce abanoz ağacından klarnetin. İçine kapalı bir çocuktur, anlatamadıkları klarnetle dile gelir adeta. İlk "Harmandalı"nı çalar, ardından Kibariye'nin meşhur "Kimbilir"ini... Çalgıcı olarak köy düğünlerine gitmeye, pazartesi günleri Bergama'daki müzisyenler kahvesinde 'iş beklemeye' altı yaşında başlar. Yine o yaştadır 'hasret'le tanıştığında. Annesi babası ve kardeşi Volkan İstanbul'a giderler, Hüsnü 'ilk aşkım' dediği 'nenesiyle' kalır. Bergama'ya tepeden bakan evlerinin önünde oturup hem klarnet çalar, hem ağlar. 11 yaşında konservatuvarda okumak üzere İstanbul'a gittiğinde ise bu kez nenesini özleyip ağlamaya devam eder. Klarnetinin 'şenlendirirken hüzünlendiren' tınısı o günlerden yadigârdır. İTÜ Devlet Konservatuvarı'nda okurken bir yandan babasıyla birlikte eski Galata Köprüsü'nün altındaki restoranlarda, Sulukule'de çalmaya başlar. Dört yılın sonunda İngilizceden üst üste kaldığı için okuldan atılır. Klasik Batı müziği eğitiminin klarnet çalışına katkısını hiç yadsımaz, hatta ilk albümünü dedesiyle birlikte hocası Tülay Örser'e ithaf eder yıllar sonra. Elinde sarı kavalı, belinde kuzusunu bağladığı ipiyle bir küçük çocuk. Sekiz yaşında. Gözleri kapalı kaval çalıyor Askleipon Antik Tiyatrosu'nda. Kuzular otlara yayılıyor, notalar havaya... Melodi bitiyor, alkıştan yıkılıyor ortalık. Bir gözünü açıyor ki kimseler yok. Hayalmiş... Yirmi yıl sonra gerçek olacak bir hayal. İlk oyuncağı, boyu kadarken eline aldığı klarnet olan bir çocuğun hayali de böyle olur elbet... Özdemir Erdoğan'dan Bülent Ersoy'a sayısız isimle çalışır. Çocuk aklıyla kendisine koyduğu zirve bir gün Kibariye ve Muazzez Abacı'ya çalmaktır ki buna 13'ünde ulaşarak daha ötelere diker gözünü. 14 yaşında Okay Temiz'in Magnetic Band'inde çalmaya, babasının grubu Laço'yla yurtdışındaki festivallere katılmaya başlar. Evlilik konusunda da babası gibi aceleci çıkar, 15 yaşındayken sözlendiği Nazire Hanım'la 18'inde evlenir, aynı yıl oğlu Ergün dünyaya gelir. Kendisini hep 38 yaşında kaybettiği babasının devamı gibi görür, her adımında ölçütü ona layık olmaktır. 1996 yılında Pozitif Müzik'in teklifiyle ünlü Laço Tayfa'yı kurar. Brooklyn Funk Essentials ile yaptıkları ilk albümleri "In the Buzbag" cümle âleme 'göbek attırırken' Laço Tayfa'nın önü açıktır artık. 2000'deki "Bergama Gaydası" tüm dünyada dağıtılır, bunu "Hicaz Dolap" izler. 'Bergamalı çocuk' 2002'nin mayıs ayında hayallerini de aşan bir yerde, Central Park'ta, yağmur altında coşkulu bir kalabalığa çalmaktadır artık. O konserde hayatının en güzel iltifatını alır bir New Yorklu kadından:"Bu çılgın adam Allah'ın bize söylemek istediklerini çalıyor galiba."Dünyanın dört bir yanında konserler veren Şenlendirici'nin keyfine diyecek yoktur artık. Arada "Yurtdışında daha çok tanınıyorum" diye serzenişte bulunur sadece. Bunu da Ferhat Göçer'le birlikte yaptıkları Sarı Sıcak adlı televizyon programıyla kırar. Yalnız klarnetinin sesi değil yüzü de ünlüdür artık. Bu kez sihrini kaybetmekten korktuğunu söyler, "Beni tüketip atacaklar diye çok korkuyorum" der. Oysa bu daha nedir ki? 13'ünde Abacı'ya çaldı 2005'te çıkardığı ilk solo albümü "Hüsn-ü Klarnet" satış rekorları kırar. "Ben müzisyenim. Kendimi başka yerlerde görmeye başlarsam müzikal kimliğim geride kalır" derken bir yandan da oyunculuk tekliflerini değerlendirmeye başlar. Sonunda "Kadın Severse" diye bir dizide Hülya Avşar'ın karşısında izleriz onu. "Bu bir rüzgârdır. Hayatta bazen rüzgârdan da faydalanmak gerekiyor"dur dediğine göre. Ama bu rüzgâr onu hesaplamadığı yerlere sürükler: Magazin programlarının baş köşesine. Önce karısı ikinci çocuklarına hamileyken Ece Gürsel'le 'yakalanır', daha onun tantanası bitmeden de Deniz Seki meselesi patlak verir. Central Park'ta verdiği konser değil ama mesela Dobra Dobra programındaki açıklamaları, konuyu merak etmeyenlerin bile kafasına kazınmış durumda artık. Sadık Laço Tayfa dinleyicileri için çok 'hüzünlendirici' bir tablo bu. Muhtemelen Hüsnü Şenlendirici'nin kendisi için de. Şimdi 'daha çok' yurtdışında tanındığı günleri ne kadar özlüyordur kim bilir... 'Müzikal kimliğim geride kalır...'

22 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber