Devrim Sevimay, Milliyet’teki Pazartesi Sohbeti’ni bu hafta Musevi Cemaati Başkanı Silvyo Ovadya’yla yapmış. Bir yerinde anlam olarak şöyle diyor Ovadya: “Bizim cemaatin gazetesi Şalom’un yönetimi, 1984’te daha gençlerin eline geçti. Biz o zamana kadar Musa’dan gelme anlamındaki Musevi kelimesini kullanırdık, sanki daha kibar oluyormuş gibi. Ama gençlerin döneminde ısrarla Yahudi kelimesini kullanılmaya başladı tepki olarak, bilinçli olarak. ‘Pis Yahudi’, ‘Cimri Yahudi’, ‘Korkak Yahudi’ gibi küçültücü ifadelerden gocunmadıklarını vurgulamak, bunun üzerine gitmek için.”

Agos’un önündeydim

Benim birden gözümün önüne buna benzer bir manzara geldi. Biliyorsunuz, gazeteci Hrant Dink iki yıl önce 19 Ocak’ta öldürülmüştü. Ölüm yıldönümünde de birçok kanalda onunla ve cinayetle ilgili programlar vardı. Programlardan birine konuk olan gazeteci Aydın Engin; ‘Hepimiz Hrant Dink’iz, Hepimiz Ermeniyiz’ sloganının nereden geldiğini bilemiyorum” diyordu.
Ben biliyorum galiba. Çünkü o sırada Aydın Engin 2. katta, Agos gazetesindeydi, ben ise sokakta Agos’un önündeydim. 19 Ocak 2007 günü öğleden sonra eve yeni gelmiştim, televizyonlardan Dink’in bir suikaste kurban gittiğini duydum. Duyduğum anda bu ırkçılıktan dolayı derin bir utanca, koruyamadığımız için derin bir sorumluluk duygusuna ve tabii daha da derinlerden bir üzüntüye kapıldım. Evime de yakın zaten, fırladım gittim Agos gazetesinin önüne. Duyan geliyordu.

Kurtuluş’tan geldiler

Agos’la karşı kaldırım arasındaki refujun üzerinde de 30 - 40 kişilik bir grup birikti. Ermeni asıllı Türklerin oturduğu Kurtuluş yönünden yürüyerek geliyordu onlar da ve grup giderek büyüyordu. Ellerinde uzun bir pankart vardı. “Hepimiz Ermeniyiz” yazıyordu beyaz bezin üzerinde. Sessizce öylece sıralandılar refujun üzerine. Ellerindeki bez parçasıyla, Ermeni-liklerinden korkmadıklarını ve aynen Silvyo Ovadya’nın röportajda söylediği gibi gocunmadıklarını ve aksine üzerine gittiklerini söylüyorlardı hiç ses çıkarmadan. Hatta adeta meydan okuyorlardı; “İlan ediyoruz, gelin isterseniz bizi de vurun” diye.
Biz orada öylece birikmiş, yüzlerce polis de bizi izlerken, Agos’un olduğu apartmandan biri indi ve Hrant Dink’in bir fotoğrafını getirdi. Derme çatma bir masa kuruldu oracığa. Üzerine mumlar konuldu. Elinde çiçek olan götürdü masanın üzerine bıraktı. Bir başka kişi geldi, masanın başına, bir sağına, bir soluna, bir de kalabalığa baktı. Karşıdaki gruba seslendi, “Hey, versenize elinizdekini buraya asalım” dedi. “Hepimiz Ermeniyiz”i elden ele geçirdik. Masanın üzerine asmaya çalıştılar, kırıştı falan.
İki gün sonra Hrant Dink’le Kumkapı’ya kadar yürümek için geldiğimizde ‘Hepimiz Ermeniyiz’ bu kez siyah zemin üzerine, yüzbinlerce çoğaltılmıştı; yine de herkese yetmedi. Artık çok zor bu ülkede azınlık olmak.

Harika bir milli gün daveti
Bu yıl Küba’daki Marksist - Leninist devrimin 50. yılı kutla-nıyor; salsa, ça - ça ve müzikle. 11 Ocak Pazar akşamı Ortaköy’deki Feriye Lokantası’nda Küba Cumhuriyeti’nin İstanbul’daki Milli Gün kutlamasına davetliydim.
Ne beklersiniz bir Milli Gün davetinden? Son yıllarda İstanbul Başkonsolosları, milli marşlarını da çalıyor ve bizi hazırola dikiyor, ama bu yeni bir moda.
Biz 29 Ekim kokteyllerinde İstiklal Marşı’nı çalmayız. Kim bilir belki de biz de artık çalıyoruzdur. Uzun zamandır dış temsilciliklerimizden birindekine katılmadım.

Hepsi bir dans canavarı

Ne sıkıcı olur, öyle anonim ve kalabalık davetler. Bir tanıdığınıza rastlamadığınızı düşünün. Ama Kübalılarınki çok çok eğlenceliydi, hiç tanıdığım olmamasına rağmen. Mojito’lar gitti geldi önce.
Kapıda Büyükelçi Ernesto Gomez Abascal, eşi Regla Fernandez Gonzles (sefaret görevlisi -kocasının soyadını alma adeti yok bunlarda), Başkatip Alejandro Simancas (adı daha uzun da ben bu kadarını hatırlıyorum) karşıladı konukları.
Birkaç kişiyle birkaç cümleden sonra hemen bir sahne ve pist oluşturuldu, orkestra yerini aldı (orkestra elemanlarının hepsi Türkiye’de yaşayıp çalışıyorlarmış) başladı çılgın bir latin müziği ve o zarif ve kibar davetliler oldu mu birer dans canavarı?

Büyükelçi maaşı 800 $

Birkaç ilginç not: Büyükelçi sadece 800 dolar maaş alıyor, ama 3 çocuğunu devlet okutmuş, sağlık hizmetlerini, yol paralarını, kirayı devleti ödüyor. Türk Dışişleri’nde hiç olmayacak bir şey; Büyükelçi’nin eşi sefarette çalışıyor ve kocasına eşite yakın maaş alıyor (her diplomat eşi çalışıyormuş - devlet politikası).