Bugün sizlere iki arkadaşlık, iki dostluk öyküsünün nasıl iş ortaklığına dönüştüğünü anlatacağım. İlki İstiklal Caddesi’nin ünlü Mısır Apartmanı’nda açılan Casa Dell’Arte Sanat Galerisi’nin öyküsü:
Hızlı giren galeri Casa Dell’Arte
Yunus Büyükkuşoğlu ile Moiz Zilberman birer küçük sanayici. İkisinin de Kartal Maltepe taraflarında otomobillere, beyaz ev eşyalarına yedek parça imal eden fabrikaları var ve ikisi de uzun bir süredir sanat yapıtları, tablo koleksiyonu yapıyorlar. Yunus Büyükkuşoğlu iki yaz önce Torba Koyu’nda 11 odalık lüks bir otel açtı Casa Dell’Arte adıyla ve içerisine karısı Fatoş Hanım’ın da büyük emeğiyle topladığı resimleri, heykelleri yerleştirdi. Otel hemen yabancı dergiler tarafından yeni açılan butik oteller kategorisinde beğeni toplamaya, listelere girmeye başladı.
Geçen yaz da yurtdışından kocaman bir Botero resmini kiralayıp bu otele getirdiler. Mısır Apartmanı’ndaki sanat galerisinde bu iki arkadaş ortak oldu. Moiz Bey galerinin başına geçti, vaktinin büyük bir kısmını profesyonelce bu işe verdi, Hollanda’nın Maastrich kentinde her yıl yapılan Tefaf Sanat ve Antika Fuarı’nın İcra Kurulu kendisini Tefaf Fuarı’nı dünyada tanıtması için elçi seçti.

‘Biz koleksiyoncular avcı gibiyiz’

Türkiye’de sigortacılık açısından önemli bir adım attılar ve Nart Sigorta ile işbirliğine giderek sanat yapıtlarının sigortalanması konusuna el attılar. Şimdi de Casa Dell’Arte, Kürşat Başar’la programının seti oldu.
Geçtiğimiz haftalarda Yunus Bey, kızı Ahu Büyükkuşoğlu ve Moiz Zilberman, sanat koleksiyoncularını Sultanahmet’teki Four Seasons Otel’de bir yemek davetinde bir araya getirdi. İşadamı Yusuf Bahar yemekte solumda oturuyordu. Önce onunla sohbete başladık. Küçük kibrit kutuları, opera dürbünleri ve teraziler toplayarak koleksiyonculuğa başlamış. Artık empresyonist resamların tablolarını topluyormuş. “Biz koleksiyoncular avcı gibiyiz, sergilenenden çok dolabın altında, kapının arkasında bir şey var mı diye araştırırız, bulunca da okşamaya başlarız” dedi.

Yarışma düzenliyor

Matbaacı Oktay Duran da sıkı koleksiyonculardan. 1970’lerin sonlarında koleksiyonculuğa Ali Çelebi, Hamit Görele, Cevat Dereli toplayarak başlamış. Sonra birden bir arayış içersine girmiş ve ‘ya tema ya tarz toplamalıyım’ demiş. Sanatçı Burhan Doğançay’a merak sarmış ve yirmibeş yılda elli Burhan Doğançay tablosu almış, yani yılda ortalama 2 tane.
Burhan Doğançay’ın Contemporary İstanbul 2008 Fuarı’nda bir milyon dolar değer biçtiği “Lastikçi Duvarı” için ‘Türkiye’de çağdaş sanat yapıtlarının değerlerinin yukarı çekilmesi için bir pazarlama taktiği” diyor. Ahmet Merey bir başka koleksiyoncu. Ailesi 1800’lerin son çeyreğinde celepmiş. İstanbul’da Sultanahmet’te ve Erenköy’de büyük evlerde oturmuşlar. Avrupalılaşma akımı sırasında tablo almaya başlamışlar, sadece duvarlarına asmak üzere.
19. yüzyılın sonlarında İbrahim Çallı toplamaya başlamışlar. Ahmet Bey’e aileden kalan 70 tablo, olmuş bugün ikiyüz. Bir de genç resim-heykel öğrencilerine para ödülü olan yarışma düzenliyormuş.

Güzelbahçe’de bir dilim kızarmış ekmek

Diğer hikâyem Rita ile Talin’in başarı öyküsü. Bodrum Yalıkavak Marina’nın müdavimleri, Marina’nın tam meydanında başka her yer bomboş olsa da çok kalabalık bir kafe-restoranı, Tartin’i (tartine kızarmış ekmek demek) iyi bilirler. İşte bu Tartin’in sahipleri Rita Aleksanyan ve Talin Marutyan 37 senedir arkadaşlar, dile kolay. İki yıl üst üste Yalıkavak Marina’daki başarıdan sonra geçtiğimiz günlerde Amerikan Hastanesi’nin sokağı Güzelbahçe’de bir lokanta açtılar. Biraz Amerikan home-sweet-home dekorunu andırıyor. Aslında birkaç yıldır Moda’da Dikran Masis’e ait içi antika dolu bir köşkte (oturduğunuz koltuk, bardağınızı koyduğunuz sehpa satılık) catering yani yeme içme sağlıyorlar isteyenlere.
İlk büyük yemek hazırladıkları davet geçen yıl kaybettiğimiz Jumbo’nun sahibi Nişan Çolak’ınkine olmuş. İşi güle oynaya bitirince davetlerin ardı arkası gelmemiş. Rita ve Talin’in sattıkları yemek değil; yemekle birlikte sohbet. Evet, yaptıkları Ermeni mezeleri, pazı dolması ve çıtır mantı kaçırılacak gibi değil. Fiyatlar da çok uygun. Ama esas olan sohbet.
Bu yaz bir gece sabahın ikisine kadar Yalıkavak’ta onlarla Ermeni Tehciri’ni konuştuk. Gayet tarafsız bir biçimde, kimsecikleri suçlamadan bana ailelerinin başına 1915’te ve sonrasında neler geldiğini anlattılar; her şeyi hicvederek, karşılıklı hoşgörü ve dostlukla.
Nişantaşı’na Tartin’e bir uğrayın, hem iki dostun bizzat mutfağa girerek elleriyle hazırladıkları yemekleri yiyin hem de sanki bir arkadaşınızın evine talepsizce uğramışsınız gibi laf lafı, laf dostlukları açsın, çıtır mantılarınızı kahkahalarla soslayın. Tel: (212) 241 79 31.