Günümüzde obezite tedavisinde kullanılan cerrahi tekniklerin neredeyse tamamı, 2000’li yıllardan önce tanımlandı. İlk uygulama 1954 yılında bir köpek üzerinde denendi

Obezite; vücut ağırlığının normalden yüzde 20’den fazla olmasıdır. Günümüzde kronik bir hastalık haline gelen obezite, birçok sağlık sorunu için büyük risk oluşturmasının yanı sıra ölüme de yol açabiliyor.

OBEZİTE CERRAHİSİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Obezite tedavisindeki hedef, fazla kilonun en az komplikasyonla, güvenli bir şekilde azaltılması, yandaş sorunların kontrolü ve kilo kaybının uzun süre korunabilmesi. Tedaviye, diyet ve düzenli egzersizlerle başlanmalı. Hastaların çoğu altı ayda yüzde 10 kilo kaybediyor ve bu değer ancak yüzde 8.6 hastada bir yıldan uzun sürüyor. Yandaş hastalıkların kontrolü sağlanabilse bile, diğer sorunların çözümü için daha fazla kilo kaybı gerekiyor. Bu nedenle ikinci basamağa, yani ilaç tedavilerine geçiliyor. Ancak başarı oranlarının çok düşük olması nedeniyle, obezite cerrahisi tavsiye edilir.

Türk Cerrahi Derneği Üyesi, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Şahin, tarihi 1950’lere uzanan obezite cerrahisinin gelişimini anlattı:

İlk müdahale 1954’te

Obezite cerrahisi, ilk kez Dr. Arnold Kremen tarafından 1954 yılında köpekler üzerinde uygulandı. 1963’te Payne ve arkadaşları ‘jejunokolik bypass’ operasyonunu geliştirdi. İşlem sonrası ilk yıl içinde hastalarda belirgin kilo kaybı, kolesterol düzeylerinde gerileme görüldü. Ancak tamamında vitamin ve mineral eksiklikleri yanında yağlı dışkılama, ciddi ishal ve anal komplikasyonlar gelişti.

1967’de Dr. Edward Mason ve Dr. Chikashi Ito, gastrik-bypass’ı keşfetti. İlk altı ay içinde hastalar fazla kilolarının yarısını kaybetti. Diyabet, hipertansiyon, hiperlipidemi, yağlı karaciğer ve artrit gibi obeziteye bağlı sorunlarda 18-24 ay içinde belirgin gerileme veya tam düzelme sağlandı. Ekip, 1970’lerin başında horizontal gastroplastiyi tarif etti ve 1982’de vertikal gastroplastiyi uyguladı. Bu teknikle yeterli kilo kaybı sağlandı ama komplikasyonların önüne geçilemedi.

OBEZİTE CERRAHİSİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Komplikasyonlar, Dr. Belachew tarafından tarif edilen ‘band gastroplasti’nin popülaritesini artırdı. Şişirilebilen bandlarla ayarlama yapılabilmesi ve işlemin geri döndürülebilir olması hızla yaygınlaşmasına yol açtı.

Gastrik band uygulamasının temeli, Dr. Wilkinson tarafından atıldı. İlk prototip, 1983’te Kuzmak tarafından oluşturuldu. 1986’da şişirilebilir özellik kazandırılarak açık cerrahiyle uygulandı.

1993 yılında Dr. Marceau tarafından midenin vertikal bir tüp haline gelmesi, BPD olarak adlandırıldı. BPD, bugüne kadar geliştirilmiş en etkili ve devam ettirilebilir kilo kaybını sağlayan prosedür oldu.

1997’de Dr. Rutledge, mini gastrik bypass’ı laparoskopik olarak uygulayarak reflü komplikasyonunu kısmen azalttı.

Obezite cerrahisinin tarihsel gelişimi içerisinde uygulanan hacim kısıtlayıcı işlemlerin hiçbirisinin uzun dönem sonuçları yüz güldürücü olmadı. Dr. Ren ve arkadaşları 2000’de laparoskopik BPD-DS tekniğini uygulayarak sleeve gastrektomiyi gerçekleştirdi. Bu tarihten günümüze kadarsa yeni bir cerrahi teknik tanımlanmadı ancak bilinen tekniklerin varolan komplikasyonlarını düzeltmeye dönük modifikasyonlar gerçekleştirildi.

Bariatrik cerrahide 2000’lerde yaşanan önemli üç gelişme dikkat çekici. İlki, bariatrik cerrahi girişimlerinin tüm dünyada obezitenin tedavisi için yaygın olarak uygulanmaya başlanması. İkincisi, endoskopik ve laparoskopik girişimlerde kullanılan aletlerin teknolojisindeki gelişmeler. Üçüncüyse revizyon cerrahisindeki sayısal artıştır.

ŞİFAYI TÜRKİYE’DE BULDU

OBEZİTE CERRAHİSİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Zamanla artan görme kaybı nedeniyle tek başına evden dışarı çıkamayacak duruma gelen 30 yaşındaki Abdykeev Sagynbek’e ülkesi Kırgızistan’da uzun süre teşhis konulamadı. Genç adamın imdadına ise Türk doktor Nail Sönmez yetişti.
2014’te birden bire görme yeteneğinin azaldığını fark eden Sagynbek; aydınlık ortamda rahatsızlık hissi, ışığa bakamama ve gözlerde kanlanma gibi sorunlarla karşılaştı. Zamanla şikayetleri artan hasta, çalışamaz duruma geldi. Kırgızistan’da beş doktora başvuran Sagynbek’e teşhis konulamadı. Altıncı hekim, üveyit hastalığından ve katarakttan şüphelenerek Kudret Göz İstanbul’un Başhekimi Op. Dr. Nail Sönmez’le iletişime geçti. İki meslektaşın ortak kararı üzerine Sagynbek, Türkiye’ye geldi.

Sönmez, hastaya üveyit ve Kırgızistan’da uygulanan yanlış tedaviye bağlı gelişen katarakt teşhisi koydu. Üveit atağı kontrol altına alınan Sagynbek, katarakt ameliyatı oldu. Katarakta bağlı ileri derecede görme kaybı yaşayan hastaya bir de fako yöntemi uygulandı.

Op. Dr. Sönmez, süreci şu sözlerle anlattı: “Erken teşhis, düzenli doktor kontrolü ve doğru tedavi planının uygulanması üveit hastalığının tedavisinde başarı şansını artırır. Ne yazık ki, hastamızın ilk üveit atağı geçirmesinin üzerinden üç yıl geçmiş. Tedavideki üç önemli unsurdan ilki olan erken teşhis ülkesindeki sağlık imkanlarından dolayı sağlanamamış. Kronik üveyit yüzünden ömür boyu doktor kontrolü altında olması ve düzenli tedavi görmesi gerekiyor. Bu rahatsızlık, tedavisinde geç kalındığında ve yanlış teknikler uygulandığında katarakta neden olabiliyor. Katarakt seviyesi, görme yeteneğini neredeyse tamamen engelleyecek düzeydeydi.”