Anzer Sofrası

Eskiden Sarıyer’de olan bu lokanta artık Büyükdere’de. Hanımla ziyaret ediyoruz. Güleryüzlü bir bayan bizi karşılıyor ve yukarı terasta daha rahat edeceğimizi söylüyor.
Saat 21:00. Teras bomboş. Seçenek çok olunca karar vermek zor oluyor. Neyse sonunda bir masaya yerleşiyoruz.
Yanıma yaklaşan garsonların en genci:
“Bazı yemekler bitti beyim”
“Sakın kuru ve pilav yok deme bana”
“Maalesef o ikisi bitti abicim”
“Yapma yahu, saat o kadar da geç değil”
“Çok kalabalıktık bugün”
Ne denir?
“Peki delikanlı, burası Karadeniz lokantası değil mi? Biz de açız. Getir bir şeyler”
Önce turşu geliyor masaya. Ne yapalım ekmek turşu da idare eder. En azından aç kalmayız. Böyle düşünürken ‘kara lahana dolması’ konuyor önümüze. Kıyması ilgimi çekiyor. Satır kıyma imiş. Biraz daha bol olsa kıyması ben tercih ederim ama Allah için aşırı pirinç doldurmuşlar da diyemem.
Sonra, “bizim köfte özeldir”, diye ızgara köfte getiriyor koyuyor masaya genç arkadaş. Terbiyeli bir oğlan. Yaş olarak benim çocuğum olacak yaşta ama ben ‘yavrum’, ‘evladım’ gibi hitap şekillerini pek beceremem. “Baksana oğlum” olabilir ama o da biraz kaba kaçıyor. Adını soruyorum:
Adı Cebrailmiş genç garsonun. Babası hoca olduğu için bu adı vermiş. “Köfteyi nasıl buldun abı”, diye soruyor.
Valla vasat buldum, pek bir özelliğini görmedim, diyorum.
O zaman dana kavurma ve mıhlamamız da var. Bunları denemek ister misin, diye soruyor.
Cevap belli.
Cebrail aşağı kat ile teras arası mekik dokuyor. Çay getiriyor, su, ayran getiriyor. Bakıyorum başka ve daha yaşlı garsonlar da var ama tek masa olmasına rağmen onlar pek bizle ilgilenmiyorlar. Cebrail de herhalde biraz da kurufasulye olmamasının ve bunun bende yarattığı hayal kırıklığının etkisi ile elinden geleni yapıyor. Yapıyor da, bu işte yeni olduğu da aşikar. Soruyorum:
“Yeni mi başladın garsonluğa?”
“Aslında park kâhyasıyım abi. Ama bu işe de bakıyorum gerekince”
“Peki diğer garsonlar da arabaları park mı ediyor?” Böyle diyeceğim, demiyorum. Cebrail elinden geleni yapıyor ve soluk soluğa. Paniklesin istemiyorum.
Bildiğimiz sütlaç gibi
Mıhlama ve dana kavurmayı beğenip beğenmediğimi soruyor.
Beğendiğimi söylüyorum.
Yalan değil ama tam doğru da değil. Daha doğrusu mıhlama gerçekten hafif, peyniri özel ve mısır unu, peynir, tereyağı oranı bence dengeli. Kavurma ise fazla ‘kavrulmuş’. İyice kurumuş. Soğan ve domatesini yiyip ete pek dokunmuyoruz.
Yemekten sonra bir de “Hamsiköy usulü fırın sütlaç” deniyoruz. Bildiğimiz sütlaç gibi. Cebrail’e soruyorum Hamsiköy sütlacının nesinin Hamsiköy’e özel olduğunu. O da bilmiyor. “Ama sütü iyi”, diyorum. Gözleri parlıyor. “Evet abi, patron meraklı, Rumelifeneri’nden özel geliyor süt.”
Eminim kurufasulye de İspir’den özel geliyordur. Eh ne yapalım onu da bir dahaki sefere deneriz. O zaman aşağıdaki değerlendirme de daha yukarı çıkar herhalde.
Değerlendirme:
Tel: 212 223 25 33

Ali Usta’nın köftesi -Tekirdağ
Üç çeşit köfte yapıyorlar: Kasap köfte, kaşarlı köfte ve Tekirdağ köfte. Biz üç kişiyiz. Yanımda Milliyet gazetesinin emektar şoförlerinden Mehmet Bey ve değerli fotoğrafçı Ercan Arslan var.
Ben karışık tabak ısmarlıyorum. Ercan da “herhalde yeme-içme yazarı bu işi bilir” deyip aynı benim gibi ısmarlıyor. Kalender Mehmet Bey ise sadece Tekirdağ köfte istiyor.
Tabii piyaz da istiyoruz. Vallahi bu piyazı doğru dürüst yapan pek kalmadı ülkede. Fasulyesi ya az ya çok pişer, gereksiz yeşillik ve domates konur, buna karşılık soğanı az olur. Daha vahimi minyatür bir tabakta sossuz gelir ve sirkeni falan sen eklersin. Burada da öyle.
Sonra ızgara köfteler geliyor.Kasap köfte Türkten çok Amerikan hamburgeri gibi. İri çekim kıyma. Bunun içi taze kaşarlısı ise ‘kaşarlı köfte’
İkisi de standardın üstü ama Ercan’ın benden önce söylediği gibi “ahım şahım” da değiller.
Peki en akıllımız kim?
Mehmet Bey tabii. Tekirdağ köfte çok iyi. Hem lokum gibi hem de lezzetli. Belli ki etin döş kısmı, bir kez çekilmiş, dinlendirilmiş ve baharatı yok azıcık tuz hariç.
Biz iki Tekirdağ ile yetinmek zorunda kalırken, Mehmet Bey tek porsiyon onu ısmarladığı için 8 tanesini afiyetle yiyor.
Lokanta biraz okul kafeteryası gibi. Uzun masalar sıra sıra ve masaların üstünde temizlemesi kolay olsun diye cam kapak var.
Komi masayı temizliyor devamlı. Sorun şu ki birileri başka masaya sirke dökmüş temizlik bezi sirke kokuyor ve koku bizim masaya da geçıyor.
Eh ne yapalım, bizim ülkede, her şey gibi hijyen işi de biraz yarım yamalak.

Değerlendirme: * * *
Tel: 0282 261 1621