Yeliz Aras Çelikel

Yeliz Aras Çelikel

yeliz.aras@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Radyo dünyasının sevilen isimlerinden biri olan Gökhan Çınar, yeni adresinde, yeni programıyla dinleyicilerinin karşısına çıkıyor. Sevenleri onu yıllardır slow bir radyonun sesi olarak benimsemişti, o da kendine has uslübuyla dikkatleri üzerine çekmişti. Yeni radyosunda kendisini çok iyi hissettiğini söyleyen Gökhan Çınar, şimdilerde pop müzik ağırlıklı bir radyo olan Kral Pop’ta farklı bir programa imza atıyor. “Ben doksanlarda doğdum” diyerek dinleyicilerini zaman içinde bir yolculuğa çıkaran Çınar, özel radyoların dinleyici için de ‘özel’ olduğu dönemleri, kalemle kasetlerin sarıldığı, pop müziğin ve kliplerin zirvede olduğu zamanları anlattığı özel programı “Kral Pop Doksanlar”la her pazar 20.00-22.00 saatleri arasında İstanbul 94.7 Krap Pop’ta... Aynı zamanda psikolog olan Çınar, dinleyicilerine müzikle seanslar yapıyor ve “Radyo benim için de bir terapi” diyor. Çınar’ı ayrıca “Kral Pop Akustik” ile cumartesi 21.00’de Kral Pop TV’de izleyebilirsiniz.

Haberin Devamı

Benim de terapim radyo

Slow şarkılar çalan bir radyodan pop şarkıların çaldığı bir radyoya geçmek sizi etkiledi mi, neler hissettiniz?
Radyocu olarak kendinize has bir üslubunuz varsa, dinleyiciyle iletişiminizin temellerinin sağlam olduğuna inanıyorsanız hangi frekansta olduğunuzun çok önemi kalmıyor aslında. Ben anlatıcıyım, işim bu...Yıllarca aldığım geri dönüşlerde slow şarkıların, duygu dilinden anonsların benimle çok özdeşleştiği söylendi. Kral Pop’ta da bu durum devam ediyor. Bir dönemi anlatan bir program yapıyorum.
“Kral Pop Doksanlar”da neler yapıyorsunuz, anlatır mısınız?
Ben de bir doksanlar çocuğuyum. Doksanlarda özel radyolarla uyuyup, onlarla uyanan, kırmızı kurdele protestosuna katılan, o yıllarda bütün harçlığıyla kaset alan, kalemle kaset saran, akşama kadar Kral TV’de klip takip eden bir çocuktum. Pop Show yarışmaları, müzik ödül törenleri, Top Pop, Blue Jean, Popsi dergilerinin röportajları ve o yıllarda müzikle ilgili her şey benimle de ilgiliydi. Müzikte çeşitliliğin başladığı ve patlamanın yaşandığı o yılların yeri bende başka... Son yıllarda müzikte “Doksanlar”a dönüş meselesinden önce de bu dönemi yansıtan programlar yapıyordum. 2006’da Cihan Hatipoğlu’yla beraber yaptığımız doksanlar konseptli “Düş Bahçeleri” programı çok dikkat çekmişti. Yıllardır da farklı mekânlarda o dönemin müziğini, o dönemin sanatçılarını da konuk alarak çalmaya devam ediyoruz.
Radyoculuğun yanında aynı zamanda psikologsunuz. Dinleyicilerin ruhunu çok iyi anlayabilirsiniz, bu yönünüz programlarınıza nasıl yansıyor?
12 yaşımdan bu yana radyoculuk yapıyorum. Eğitimini ve uzmanlığını aldığım, yıllardır aktif olarak sürdürdüğüm diğer mesleğim de klinik psikologluk... Aslında, hayatımda ikisini birbirinden net sınırlarla ayırıyorum. Birinde bir odanın içinde binlerce insana ulaşıyorum, birinde başka bir odanın içinde bir insana odaklanıyorum. Yayında psikolog olmam mümkün değil tabii. Psikologluk mesleğinin etik sınırları, kendine özgü bir yapısı ve mahremiyeti var. Ama insan ilişkileri, iletişim, etkileşim ve sosyal psikoloji üzerine aldığım eğitim bana radyocu olarak çok fazla avantaj sağlıyor. Bu dinleyiciye hitap şeklinden, doğru şarkı seçimine kadar her konuda radyoculuğuma yansıyor. Bir terapist olarak, seans odasında insanların hayatlarına ortak olmak ve değişime eşlik etmek başka bir doyum. Bir birey olarak benim de zaman zaman desteğe ihtiyacım oluyor tabii. Bu konuda bana en iyi gelen yer stüdyo. Benim terapim de radyoculuk.
Televizyon programınız “Kral Pop Akustik”ten bahseder misiniz?
“Kral Pop Akustik” bir akustik performans ve sohbet programı. Türkiye’nin başarılı yorumcuları hem samimiyetle iç dünyalarını anlatıyor, hem de daha önce söylemedikleri farklı tarzlardaki şarkıları bu programda söylüyor. Amacımız keyifli bir dinletiyi, maskesiz bir söyleşiyi ekrana yansıtmak. Sanatçılarla diyaloglarımız yer yer psikoterapi seanslarını andırıyor. Pişmanlıklar, hayal kırıklıkları, hikâyeler ve ilginç anılardan bahsediyoruz.
Son dönemdeki müzik piyasasını ve şarkı üretimini nasıl buluyorsunuz?
Ben bu konuda bazı olumsuzluklara rağmen bir dinleyici olarak genel olarak keyifli ve umutluyum. Olumsuzluktan kastım fark yaratan müziğini, sesini ve yorumunu çok duyuramayan müzisyenler... Son dönemde enerjisi, sesi veya duruşuyla dikkat çeken Tolga Futacı,Cem Belevi, Güntaç Özdemir, Ela, Bertan Asllani gibi isimler var. Ayrıca Türkiye’nin yeni kuşak, başarılı söz yazarı ve bestecileri var. Çağın Bodur, Ravi İncigöz, Zeki Güner gibi isimler hem iyi şarkı yapıyor, hem de hit yaratıyor. Artık kendi şarkılarını yazan ve söyleyen yorumcuların da dönemi başladı.
Çok isim var, kirlilik de var. Ama hâlâ iyi şarkı üretimi de var. Dinleyici bu şarkıları ayırt ediyor. O yüzden bazı şarkılar o kadar tanıtıma rağmen kayboluyor, bazıları ise hiçbir zaman eskimiyor.
Siz diğer radyoları takip ediyor musunuz, kimleri dinliyorsunuz?
Yıllarca radyo müdürlüğü yaptığım için iş gereği uzun saatler boyunca çok fazla radyo dinledim. Bu bir süre sonra keyif vermemeye başladı çünkü mecburiyete dönüştü. Son dönemde Türkçe müziği arşivime kattığım albümlerden dinlemenin tadını çıkartıyorum. Bu benim için bir çocukluk geleneği... Dijital ortamda müziğe yapılan yatırımı ve birçok web sitesini başarılı buluyorum ama albüm dinleme, kartonet okuma konusunda inatçı ve tutucuyum.
Artık kendime daha fazla zaman ayırdığım için daha çok keyif alarak radyo dinliyorum. Tam bir Radyo Voyage (107.4) fanatiğiyim. Dünyanın farklı yerlerine müzikle yolculuk yapmak huzur veriyor.
Radyonun hayatınızdaki yeri nedir?
Çocukluk yıllarında evde kendi kendime radyo programı yapıyordum ve o programın belirlenmiş bir saati vardı. O iki saat içinde salona kapanır ve başka hiçbir şey yapmazdım. Yüzlerce kasetim vardı. Boş kasetlere ise her gün programımı kaydederdim. 10 yaşında evde milyonlara! sesleniyordum. Müzik gündemi, hayali sanatçı konuklar, telefon bağlantıları ve daha neler neler…
Gece gündüz radyo dinlerdim. Sonra evdeki programımın saatleri uzadı ve saatlerce kendi kendime konuştuğum için ailem psikolojik durumumdan endişelenmeye başladı. Sonraki yıllarda hem radyocu, hem de psikolog oldum. 18 yıldır bu işi büyük bir tutkuyla yapıyorum.