DELİDİR NE YAZSA YERİDİR

Mutluluğun Şerefine Unutmak Ve Unutulmak
Maç Başlıyor
Yaşayan Ölüler
Zorunda Olmak Acı Verici
Lekeli Düşünceler
Beyaz Ve İnce
Düşüncelerim Rahatsız, Ayaklarım Uyuştu
Uzmanlar Diyor ki...
Hazır Mezarların Ölüleri
Anneme
Daha Yürümeye Başlamadım
Bir Otobüs Günaha Girdik, Küçük Çocuk Peşimizde
Tüm Yönetmenlerden Ve Kadınlardan
Bu İlk Ve Son Şiir, Adı Yok
Ve Yedi Oktavlı Bir Piyano Satın Aldım Geçen Gece
Tanrı'nın Gözyaşları Üzerimize Yağıyor
Ben Böyle Şeyler Yazamam Kendi Kendime
Sevinç Gözyaşları Tahta Boşa
Keşke Bunu Hiç Sormasaydın
Migros'daki Bilmem Kaçıncı Gün
Bugün Ayın Yirmisi, Yok Sevgilim Gibisi


FORUM

1) Bugüne kadar yapmak isteyip de yapamadığınız en büyük delilik nedir? Ve sizi durduran ne oldu?
CEVAP YAZ - CEVAP OKU

2) Severek ve isteyerek çalışıyorsunuz, acayip memnunsunuz... Amacınız sadece yaşamınızı sürdürmek, zorla çalışıyorsunuz yani, mutsuzsunuz...
YAPTIĞINIZ İŞTEN MEMNUN MUSUNUZ?
CEVAP YAZ - CEVAP OKU

3) Anlaşılan, dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısını harmanlayarak yaratmış Tanrı, şu aşk denilen şeyi. Sevmek acı çekmemize, sevmemek ölmemize sebep olabiliyor baksanıza!.. Kızamığa benziyor aşk, ne kadar geç yakalanırsanız o kadar ağır geçiyor...
NASIL BİR ŞEY SİZCE AŞK?
CEVAP YAZ - CEVAP OKU

4) Ben küçükken Cafer amcanın dükkanından, yani mahallemizin bakkalından sakız ve çikolata çalardım... Evdeki poşetlerden paraşüt yapar, ucuna da mumdan adam bağlar balkondan aşağıya atardım... Bir de Kibritle oynamayı çok severdim, yakıp yakıp ortalığa fırlatırdım kibritleri. Arka bahçeyi yakmıştım bir keresinde! Söndürebilmek için itfaiye çağırmışlardı...
PEKİ YA SİZ NELER YAPARDINIZ KÜÇÜKKEN?
CEVAP YAZ - CEVAP OKU

5) 'Niye bu sorularla kısıtlanıp kendimi kasayım ki! Ben gönlümce, istediğim gibi, aklımdan geçenleri ya da hiç geçmeyenleri yazmak istiyorum...' diyenleriniz olduğunu tahmin edebiliyorum... Saçmadır böyle şeyler biliyorum, ama yine de bir kaç satır yazmak isterseniz bir gün
BUYRUN DİYORUM... ;)
GÖNLÜNCE YAZ - GÖNLÜNCE OKU






DAHA YÜRÜMEYE BAŞLAMADIM

Nerede durduğumu bile bilmiyorum çoğu zaman. Bildiğimi sandığım zamanlar da olmuyor değil tabii.

Varolup biten, oluşumlarına birer isim koyduğumuz her şeyin boş olduğunu algılayabilicek kadar görüyor gözlerim ama kafamdakileri ortaya koyamayacak kadar körüm.

Ne yürekli bir açıklama ne de sessizlik değil ihtiyacım olan. 'Biraz daha insan olmak istiyorum' gibi süslü ve içi boş bir zırva söyleme de ihtiyacım yok benim.

Her şeye ve/veya pek çok şeye sahip olduğumuz sanısıyla gerçeğin peşine düşmek kadar aptalca bir durumu göz ardı edecek kadar salağım ben. Sokakta duran bir salak. İnsanı düşünen bir salak.

İnsanı düşünüyorum...

Gözlemliyorum, incelemeye çalışıyorum. Bende bir insanım, yaşıyorum. Nasıl bir sistemle çalıştığını anlamak istiyorum insan beyninin. Ve ne kadar da çok yönü olduğunu görüyorum bir süre sonra. Her söz, her hareket, her düşünce, her duygu önceden yaşanmış, üstüne tartışılmış. Yazılar yazılmış ve bir sonrakilere devredilmiş. Hemde katagorize edilmiş bir şekilde. İsimleri konulmuş, sonuçları çıkarılmış bir şekilde. Düşünüyorum, komik buluyorum.

Devam ediyorum düşünmeye. Ne kadar otomatik olduğunu görüyorum her şeyin. Kültür, gelenek, bakış açısı, yol, yordam, sofra adabı ve benzerleriyle birlikte dürtülerin de birer öğretiden öteye geçemediklerini görüyorum temelde. Düşünüyorum, hatırlıyorum.

Yüksek sesle konuşmamamız gerektiğini, büyüklerimizin yanında bacak bacak üstüne atmamamız ya da elimizi cebimize sokmamamız gerektiğini öğretiyorlar bize. Büyüklerini say, küçüklerini sev diyorlar. Düşünüyorumda, öğretmeseler yapmaz mıyız bunları? Birileri öğrenmeden yapmış olmalı ama. 'Ya yapmazsak' korkusundan mı sokmaya çalışıyorlar yani bunları kafamıza inatla? Niye bu kadar istiyorlar ki yapmamızı? Niye bu kadar korkuyorlar peki yapmamamızdan? Yoksa bir şey öğretecekler ya illa, hazırda bu olduğu için mi bunu öğretiyorlar? 'Onlar için yeni' olan, 'onlar için değişik' olan herhangi bir şeyi yapmak istediğimizdeki o bizi durdurma, bize engel olma istekleri ne peki? 'Onlar' kim bu arada? 'Biz' kimiz? Biz mi onlardanız, Onlar mı bizden? Bu ayrımı yapan kim? Ben miyim? Bunlar da nerden çıktı şimdi? Düşünüyorum, garip buluyorum.

'Truman Show'daki Trumanlar'ız da haberimiz mi yok diyorum? Dışına çıktığında herkesin tepki verdiği 'OLAN' diye bir şeyden bahsedip duruyorlar hep. Kim, ne zaman, nasıl, neye dayanarak, neyi planlayarak, kim için karar veriyor ki 'OLAN' denilene? Buna izin veren kim peki? Ne bu "OLAN"? İzin alan var mı ki veren de olsun ki? Arz ve talep mi yoksa hepsi? Ne ki yani niye ki? Düşünüyorum, bulamıyorum.

Sonra... Düşünüyorum; kıskanmayı, sevmeyi, vazgeçmeyi, geçmemeyi, istemeyi, memeyi, nefret etmeyi. Kızınca bağırmak, sevinince gülmekte mi birer öğreti yani? Hepsi bu mu yani? Olamaz diyorum kendi kendime. Bunlar benim içimden geliyor diyorum. Nasıl emin olabilirim? Hissediyorum diyorum. Hissetmek mi? Hissetmenin de bir öğreti olabileceği gibi abartı bir gerçekle yüz yüze gelebilir miyim acaba? Düşünüyorum, gülümsüyorum.

Peki, ya şaşırınca amuda kalkmak istersem ne olacak? Ne olacak, komik olacak. Aptalca, salakça olacak. Çünkü 'OLAN' bu değil olacak. Düşünüyorum, gülüyorum.

Peki ben neden her şeyde bir -neden- arıyorum ki? Neden bana söylenen ve öğretilmek istenenleri ilk seferde kabul edip devam etmiyorum? Asi olduğumdan mı? Değilim ki? Soruyorum sadece. Karşı çıktığımdan değil. Düz bir soru işte, merakımdan. Yoksa inadımdan mı dersiniz? Zor mu geliyor acaba söyledikleri? Yok yok düpedüz salağın tekiyim ben, ondan. Düşünüyorum, öyleyim.

Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bir bilgi yumağı geliyor aklıma. Bilim. 19-20 yaşıma kadar ıspanak da demir vardı. Sonra yok oldu. Süt çok faydalıydı. O kadar da değilmiş. bu gün ne okudum biliyor musunuz? Aslında bilgisayar ekranı gözleri bozmuyormuş. Düşünüyorum, ilginç buluyorum.

Oysa ki ben ıspanak yediğimde kendimi çok daha zinde ve sağlıklı hissetmiştim zamanında. Canımmm Annem bana süt içmemi öğütlemişti hep yatmadan önce. "Doktor olmak için kaç yıl okudunuz?" soruma "Günde kaç saat bilgisayar başındasınız?" sorusuyla cevap veren bir göz doktoru bile olmuştu hayatımda. "Ispanakta demir olduğunu nereden biliyorlar? Ya da demir neden bize güç veriyor ki? Vereceğine inandığımız için mi yoksa?" diye sorduğumda kıçlarıyla gülmüştü sınıftakiler bana. Dersi verememiştim o sene. Kötü öğrenci olmuştum. 'OLAN'?. Düşünüyorum, oluyorum.

Suyla dolu bir bardağı başınızın üstünde havaya kaldırıp içer gibi yan çevirirseniz su başınızdan aşağı dökülür. Bardağı bırakırsanız kafanıza düşer. Kafanızın yüzeyi müsait olmadığındandır ki bardak orada da duramaz. Sekip yere düşer. Çünkü yer çekimi vardır. Yer bardağı çeker. O sırada yerle bardak arasında duran kafanız bardağın yere ulaşabilme yolundaki bir engeldir. Yine yer çekimi sonucu ağır olan bu bardak kafanıza çarptığında canınız yanar. Çünkü kafalara düşen ağır cisimler kafaları acıtır. İşte bu 'OLAN'dır. 'OLAN' gerçektir. 'GERÇEK'; bir durum, bir nesne veya bir nitelik olarak var olan, varlığı inkar edilemeyen, olgu durumunda olandır. 'GERÇEK' bardaktır. Neden diye soramazsınız. Siz siz olun yer ile çekiyor olduğu bardak arasına asla girmeyin. Bırakın ne istiyorsa çeksin yer. Düşünüyorum, çekiyorum.

Düşünüyorumda birazdan, çok uzun zamandır öylece durduğum bu sokağın başından öylesine yürümeye başladığımda hiçbir zaman önlerine geçmediğim o bencil dürtülerimin, egolarımın, komplekslerimin, sevgilerimin ve özlemlerimin, iyi ve kötü tüm niyetlerimin mide bulandırıcı kokularını duyup kusacağım belki de. Ama şimdi midem hiç bulanmıyor. Sevişmeye hazır hissediyorum. Bunca zamandır o usul ve olgun sesiyle kulağıma şarkılarımı fısıldayarak zarif parmaklarıyla ruhumu ince ince okşayan şey, her ne ise gelsin ve gözlerimin içine bakarak bana sonrasından bahsetsin istiyorum. Onu görmek ve kıçına tekmeyi koymak istiyorum.


Düşünüyorum öyleyse, yokum.
Düşünüyorum, öyleyse yokum.


ARASH AKHRAVI
E-MAIL :
a.akhravi@milliyet.com.tr




[Bir Delinin Güncesi] - [Trafik Cadısı] - [Sanal Milletvekili] - [Stad Casusu] - [Reyting Canavarı]