|
BEYAZ VE İNCE
Duyduğunuzda çok şaşıracağınız, hatta "istemsiz yadırgayacağınızı" düşündüğüm bir "sevgi anlayışı"ndan bahsetmek istiyorum size. Benim adına "gerçek sevgi" dediğim bir anlayıştan... "Olacaksa böylesi olsun" dediğim...
Biz insanlar, sevmeye başladığımızda, aynı zamanda "korkmaya" da başlarız, ki çok telaşsız bir korkudur bu; uzun vadeli, bilinçsiz bir korku... Bir gün gelecek ve -sevdiğimiz insan- bizi "terk mi edecek, gidecek mi yani, onsuz mu kalacağım?" korkusu. Kendini, "bitecek işte bir gün" kaygıları içine derinden gömen o hazin korku!
Aslında "sevgi adına yaşanabilecekler" arasında, ne kadar da "yersiz" ve "aciz" bir korkudur bu... Kendi gibi toy sahipleri olan bir korku!
Ve yine... Sevgiyle aynı yerde;
"Beklentiler" yeşermeye başlar, yüreğimiz ve aklımızın -iki aşık gibi- buluşmaktan vazgeçemediği o tenha tepelerde...
Belli şart ve durumların alacağı halleri veya kendi konum ve tutumlarımızı belirleyen ön görüşlerimiz; "beklentilerimiz"...
Kim..?
Peki nasıl soktu dersiniz bunları aklımıza? Sevmek "korumak" değildir ki asla! Sevmek asla "sahiplenmek" olmadı! Düşündüğünüz gibi değil, kimse "sevince kısıtla" demedi size; siz öyle algıladınız...
Siz başlattınız bu kargaşayı; "ya benim olursun, ya toprağın" diyenler başlattı. İlginçtir ki, "Her şeyin başı sevgi" diyenler yine onlardı! Sorsanız "hep yanındalardı" sevdiklerinin...
Sorsanız...
"O'nun mutluluğu benim mutlulum"du, kendilerince... Ta ki "O", mutluluğu bir başka yerde bulana değin, -en doğal hak olan- bir başkasını ya da yeri "tercih etme özgürlüğünü" kullanana değin!
"Ben güzele güzel demem, güzel benim olmadıkça" oldu bu defa!
İşte böyle öğrettiler, böyle işlendi aklımıza "sevgi"...
İşte bu körpe tohumlarla filizlenen cılız sevgi ağaçlarının, öğretilerle budaklanmış dallarındaki sivri taraflardır şimdilerde batan yüreklerimize.
İşte bu kadar uzağız "gerçek sevgiye"..! Sevginin asla böyle "ikiyüzlü" olmadığını göremeyecek kadar uzak...
Aşkın "nefreti", seksin "fantezileri" doğurduğu gibi, "sevgi" doğurmuyor aslında "korkuyu", "sahiplenmeyi" ya da "bilmem neyi"..! Hele "kıskançlık", size bahsettiğim "sevgi tepesinin" yanından bile geçmiyor; oysa bir çok insan için orası, onun en vazgeçilmez "uğrak yeri"...
Aşk, "tutku" sayesinde "nefreti" doğurur; duyabileceğimiz en "samimi nefret" aşık olduğumuzda varolur...
Seks, "tutku" sayesinde "fantezileri" doğurur; onlarsız bir şeye benzemez zaten, ve bir süre sonra ölür...
Sevgi ise "tutkulardan" arındırıldığında "sevgi" olur.
Çünkü ancak tutkular kendileri dışında bir başka duygu doğurabilirler. Oysa sevgi, kendini doğurur sürekli...
Bir felsefe, bir yaşam biçimi, bir bakış açısı halini alır "doğurdukça" sevgi. Ve büyüdükçe "sanat" olur sevgi; ve işte belki de bu yüzden, bir çok ülke insanı gibi, bu ülkenin insanları da kavramakta güçlük çeker sevgiyi...
Peki sadece "sevgi"mi?
Siz de farkındasınız değil mi..? En "yalın" duygularımızdan dağlarca uzak, tüm arzu ve isteklerimizin dışında, nasıl "soysuz" bir hayat yaşadığımızın? Nasıl köreldiğimizin, "yok" olduğumuzun...
En samimi tavırlarımızı takınsak, ruhumuzun kapılarını ardına kadar açsak dahi, artık, ne kendimize ne de birbirimize -hele hayata asla- "içimizden geldiği gibi dokunamıyoruz", farkındasınız değil mi?
İşte fısıldıyor! Bir şeyler yapmaya çalışıyor işte "hayat"... Didiniyor bizim için görmüyor musunuz;
ÇOCUKLARI İÇİN AĞLIYOR HAYAT!
Duymuyor musunuz sesini? Ne yani; Hissetmiyor musunuz..?
Hayat bize, hiç dokunamadığımız bir içtenliğin karamsar yokluğunu sezdirmeye çalışıyor aslında, içinden çıkamadığımız bu ter kokan sahte duygu kalabalığında...
Osya biz tıkıyoruz kulaklarımızı hayata! Ve kaçıyoruz!
"Dokunmaktan" kaçıyoruz. Sevmekten kaçtığımız gibi; kaybetme korkusuyla...
"Aşinalığımızı" yitiriveriyor ve yerini "benzerleriyle" doldurmaya çalışıyoruz o eski -ana rahmi- duygularımızın... Ki bu en iyi becerebildiğimiz şeydir artık; doğal dürtülerimizi bir kenara itip, toplumsal rollerimize bürünmek!
Ne adına!?
Birarada : Aynı Gökyüzü'nün altında,
Huzurlu : Birbirimizi kırmadan,
Düzeyli : Savaşlara yol açmadan,
YAŞAMAK için;
Olduğundan farklı davranmaya muhtaç bir hayvan sürüsü haline geldik işte sonunda; "sevgi ve barış adına!"
"Birliktelik" adına!
Çok yazık...
"İnsan"a ait hiçbir duygunun "aslından" haberimiz bile yok artık... Çok yazık...
Sevgiden, aşktan, paylaşmaktan, sezgilerden, "iyi olmaktan", hissetmekten haberimiz yok artık. Bildiğimiz tek şey : "..gibi yapmak", "..gibilere uymak", kostümleri üzerimize geçirip repliklerimizi tekrarlayarak... "..GİBİ OLMAK!"
Kendimize "en yakın hali" aldığımızı düşündüğüm yalnızlığımızda -gece uykuya dalmadan önce karanlık yatağımızda- tüm bunların, temelde birer "aldatmaca" olduğunu anlamamız çok da uzun sürmüyor değil mi aslında..? Kapanıyor ardından gözlerimiz. Rüyalar süregeliyor. Uyandığımızda ise hatırlayamadığımız parçalar, "bütünü" bozuyor. Dağılıyoruz işte yine, bir sonraki geceye kadar...
Yaşadığımız şu "sahte hayatların", kanımıza gelişigüzel enjekte edilmiş tüm bu -aslına hiç mi hiç yakın olmayan- gündelik "anlamsız amaçların" derin ve karanlık kuytularına düşürdüğümüz dürtü ve duygularımızın eksikliğini hissediyor ve üzülüyorsunuz siz de değil mi, benim gibi..?
Siz de bir şeyler yapmak istiyorsunuz değil mi..?
Unutmayın,
Sevgi sadâkatin noksanlığından yakınmayacak kadar yücedir.
KORKMAYIN!
HADİ!
Daha fazla beklemeyin, kapatın artık şu "bilgi sayan aptal makineleri!"
Bilgi içimizde!
"Sevgi" de orada biliyorum!
AÇIN ONU!
İÇİNİZİ İSTİYORUM!
Toplumların taşkınlıklarını engellemek için uydurulan tüm "geleneklerden" arınıp...
"Barış" için "silahlara" ihtiyaç duymadan!
"Birlikteliğimiz" için "kurallar" koymadan!
Zamanımız DOLMADAN!
SEVİŞECEĞİZ şimdi !!!
Hemen ŞİMDİ!
Şu üç şeyi şeyi usulca kavrayarak, gözümüzün önüne Gökyüzü'nü getirerek, "yeniden" başlayacağız her şeye şimdi! Ve belki bu sefer, ve belki bu sefer başaracağız;
DOKUNACAĞIZ HAYATA ŞİMDİ...
- Aşk "kara mizah" gibidir; güldürürken düşündürür insanı...
- Seks "su içmeye" benzer; kana kana... Yılanlar bile dokunamazken!
- Sevgi ise "papatya" gibidir...
|