|
YAŞAYAN ÖLÜLER
Sudan mı çıktınız siz!
Nefes aldığınız dünyanın dışına atılmış gibisiniz hepiniz. Çırpınıp duran balıklarsınız siz!
Özlemini bir türlü gideremediğiniz yaşamlara can havli ile uzanıyor, âdeta saldırıyor, sonunda tutunamayarak üst üste düşüp ezilirken bile birbirinizi suçlayabilecek gücü buldukça küçülüyor ve küçülüyor, olmadık şartlar altında dâhi sergilemekten bir türlü vazgeçmediğiniz şu kendinizi haklı çıkarma uğraşlarını hep bir erdem sayarak şekilleniyor ve bu halinizle bile karşıma dikilip "ama" ile başlayan cümleler kurma cesaretini gösteriyorsunuz ya hâlâ, vazgeçiyorum: Siz adam olmayacaksınız!
* * *
İyilik ve Güzellik sembollerine olan düşkünlüğünüzle tanınan ve sevgi dolu bir dünyanın kurulabileceğinden her dâim bahseden sizler, ister istemez belki, evet sizler bile bugüne kadar sarfetmiş olduğunuz tüm kırıcı sözlerin göbeğinde duruyor ve kötülüğü beslerken nefreti simgeliyorsunuz.
Kabul etmiyorsunuz belki. Ama inanın.
Çirkin görünüyorsunuz!
Zaman.
Akıp gidiyor.
Ve siz.
Hep aynı bahsi tazeliyorsunuz.
İsraf nedir biliyor musunuz: Çürüyorsunuz!
* * *
Dünü hatırlayın mesela. Bugüne bakın; emin olamayacağınız yarınlardan korkmayı, artık yeter, bir kenara bırakın.
Geçmişi yâd edip geleceği planlarken, bir an durun.
Ve kolunuzdaki saate bakın!
Nefes alıp veriyorsunuz!
Bu ne demek biliyor musunuz?
Siz varsınız ve yaşıyorsunuz!
* * *
Hareketsizliğinizle bile akıp giden zamanı arşınlıyor ve adım adım ölüme yaklaşarak, yaşlanarak yaşıyor, dakikalara dilimleniyor ve kendinizden kaçıyorsunuz.
Farklı anlamlar yüklenmiş olabilir, ama tamamen ve sadece saniyeleri sayıyorsunuz!
Çizdiğiniz sınırlar ve "ihtiyaç duyduğunuz" kurallarla kurmuş olduğunuz düzene esir düştüğünüzü göremeyecek kadar kör olduğunuza göre, kim bilir daha nelere gözleriniz kapalı inanıyor ve aldanıyorsunuz; kötü bir niyetiniz yok, biliyorum, bir arada kalmaya çalışıyorsunuz.
Peki neden yarışıyorsunuz?
Göremiyorum işte kayboluyorsunuz. Duyamıyorum, yitiyor musunuz?
* * *
Hadi gelin "barış için yaptığınız savaş planlarına" bir bakalım...
Hadi "para" dediğiniz şeyi çıkarın da sayalım!
Geleneklerinize bir göz atalım!
İnançlarınızı söyleyin, gerekirse satalım!
Korkak olmayın bu kadar, gelin birbirimizi tadalım!
İçimizi çıkarıp dışımıza katalım!
Fazlalıkları ortalığa saçalım!
Gökyüzüne doğru kanatlarımızı açalım!
Sevgi değil, daha ötesi, en yücesi!
Onu bile aşalım!
Çekinmeyin! Gelin hadi!
Kusun da rahatlayalım...
* * *
Şu saat!
Tekrar bakın.
Hayır, bir başkasını düşünmeyin sakın!
Sezgilerinizi fazlasıyla küçümsüyor ve yenik düşüyorsunuz akın akın!
* * *
Ne diyorum biliyor musunuz?
İçi içe geçebilseydiniz keşke diyorum!
Belki o zaman birbirinizi daha iyi anlar, belki ancak o zaman mevcudiyetinizle yokluğunu imkânsız kıldığınız engin tezatların orta yerinden çektiğiniz nefesleri geri verebilmek gibi bir şansa da sahip olduğunuzu görebilirdiniz diyorum!
Ve belki böylece, mücadelemizin, çıkış yolu olmadığını bile bile, nihayetsiz arayışlarına devam etmekten ne bir türlü ne bin türlü vazgeçmeyi öğrenemeyen, karaya vurmuş zavallı balıkların, suya dönmek için çırpınırken can veren küçük balıkların yersiz yaşam mücadelelerinden farksız olduğunu görebilir ve yine böylece, dediğim gibi, ne benim sizden ne sizin diğerlerinden, hiçbirimizin hiçbirimizden hiçbir farkı olmadığını da kavrayabilirdiniz belki, diyorum!
Ne dersiniz, boşa mı kürek çekiyorum?
* * *
Kavrayamamak mı yani sorun; gövdelerimizi yerden yere, azimle vurup durmak!
İnadım inat götüm iki kanat; didinmekten, savunmaktan, körü körüne inanmaktan, verip veriştirerek haklı çıkmaktan, savaşmaktan bıkmamak! İki nokta üst üste: Gövdelerimizi yerden yere, azimle vurup durmak!
Bilmek istiyorum anlatın lütfen!
Yaşama mı dönmek amacınız, yoksa ölümü çabuklaştırmak için mi uğraşıyorsunuz?
Çıtası kırık uçurtmalar gibi salınıyorsunuz; kalmaktan vazgeçtiniz de yere mi inmek istiyorsunuz, yoksa dayanıp biraz daha süzülebilmek için mi didiniyorsunuz?
Söyleyin hadi!
Siz kimsiniz ve ne yapıyorsunuz?
|