Kernberg narsisizmi kişinin kendi benliğine karşı duyduğu hayranlık ve özseverlik olarak tanımlamaktadır. Kişilerde hem bireysel anlamda ruhsal problemlere  hem de ilişkisel sorunlara yol açmaktadır. Narsizm kendini diğer insanlardan üstün görmekle, diğerlerini önemsememek/aşağılamak  ve empati kuramamakla karakterize bir kişilik bozukluğudur. Tüm kişilik bozukluklar gibi narsizminde oluşmasını sağlayan pek çok faktör vardır. Yapılan araştırmalara göre narsizmin oluşma nedenleri; genetik faktörler, kültürel etkiler, anne-baba tutumları ve çocukluk yaşantıları olarak belirlenmiştir. Son dönemde bu listeye medya/sosyal medya etkisi de eklenmektedir. Zira medya/sosyal medya aracılığıyla iletilen narsistik mesajlarda en az anne-baba kadar çocukları etkilemektedir.
 
Narsizmin izleri çocukluk yıllarına dayanır ancak erişkinliğin erken dönemlerinde belirgin hale gelir. Yaygınlığına bakıldığında erkeklerin kadınlara göre daha yüksek oranda narsistik yapılanmada oldukları görülmektedir. Özellikle bizim toplumumuzda erkeklere atfedilen tüm güçlülüğün ve liderlik rolünün erkeklerde narsizmi beslediği düşünülmektedir. Diğer yandan son dönemde bu rolden (erkek egemen toplum yapısı son yıllarda değişmektedir) kadınlarda pay almakta ve kadınlarda da narsizm artış göstermektedir.
 
Narsistik kişiler dışarıdan bakıldığında son derece nazik, etkileyici davranırlar. Başkalarının takdirini çok fazla önemsedikleri için tanışma sürecinin ilk dönemlerinde karşı taraf kendini çok mutlu hisseder, çok iyi bir ilişkileri olduğu yanılsamasına kapılır. Ne yazık ki bu dönem çok kısadır ve bir süre sonra narsizm ilişkiyi bozmaya başlar. İlişkide olan kişi narsist benliği tatmin etmeye çalışırken kendi kişiliğini korumakta çok zorlanır, narsist kişiyi memnun etmeye çalışarak onun egosunu besler ve uğradığı suçlamalar, aşağılık duygusu artarak devam eder.  
 
Narsistlerin ilişki kurmasındaki asıl amaç karşısındakiyle paylaşımda bulunmak değil, sadece ne kadar mükemmel olduklarıyla ilgili onay almaktır. Narsistik kişi kendi mükemmelliğine o kadar inanır ki, çevresinden de aynı şekilde inanmalarını bekler. Yani narsist bir tanıdığınız varsa en temel göreviniz sürekli onu takdir etmek ve alkışlamaktır. Eğer bekledikleri takdir ile övgüyü almazlarsa yoğun bir hayal kırıklığı ve depresyon yaşarlar. Yaşadıkları hayal kırıklığını çok acımasızca yansıtırlar. Bu narsistik kırılma dönemlerinde karşı tarafa yöneltilen aşağılama ve suçlamalar daha da artar ve bir narsistle çok zor yürütülen ilişkiye devam etmek imkansızlaşır. 
 
Narsistler ilişkilerinde asla ötekinin duygu ve düşüncelerini önemsemezler, kendi çıkarlarına göre bencilce davranırlar. Karşısındakinin duygusunu anlayamazlar, empati kurma becerisinden yoksun davranırlar. Karşı taraf kendi kırgınlıklarını, acılarını paylaşmak istedikçe narsist tarafından reddedilirler. Dolayısıyla ilişkiyi daha sağlıklı hale getirmek için sarfedilen tüm çabalar boşa çıkar, hiçbir zaman karşı tarafın istekleri, ihtiyaçları karşılanmaz. Bu durum ciddi boyutta yorgunluk, çaresizlik, üzüntü yaratır. Kısacası narsist bir kişiyle yaşamak yoğun aşağılık/suçluluk duygusuyla birlikte depresyona, kaygı bozukluklarına davetiye çıkarmaktır. 
 
Narsisistik Kişilik Bozukluğu Dsm-V Tanı Ölçütleri 
 
1- Büyüklenirler (örn. Başarılarını ve yeteneklerini abartır, gösterdiği başarılarla oransız biçimde üstün biri olarak görünme beklentisi içindedir.). 
 
2- Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik ya da yüce bir sevgi düşlemleriyle uğraşır durur. 
 
3- Özel ve eşi benzeri bulunmaz biri olduğuna ve ancak özel ya da üstün diğer kişilerce ya da kurumlarca anlaşılabileceğine ve ancak onlarla ilişki kurması gerektiğine inanır. 
 
4- Çok beğenilmek ister. 
 
5- Hak ettiği duygusu içindedir ( özellikle kayırılacak bir tedavi göreceğine ya da her ne istiyorsa yapılacağına ilişkin anlamsız beklentiler içinde olma). 
 
6- Kendi çıkarı için başkalarını kullanır. 
 
7- Eş duyum yapamaz: Başkalarının duygularını ve gereksinimlerini anlamak istemez. 
 
8- Sıklıkla başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanır.
 
9- Başkalarına saygısız davranır, kendini beğenmiş davranışlar ya da tutumlar sergiler.
 
Bu tarz ilişkilerde neler yaşanabilir ve hissedilebilir? 
 
İlişki içinde çok az sorumluluk aldıklarını görürüz. İlişkiye yönelik herhangi bir sorun çıktığında, kendilerinden kaynaklanabilecek olan problemi görmeyip, sorumluluğu tamamen karşı tarafa atabilirler. Bu durum da ilişkide sıklıkla suçluluk hissetmenize yol açabilir. 
 
Herhangi bir tartışma esnasında duygularını belli etmeyebilirler. Böyle bir noktada, siz duygularınızı gösterdiğinizde "suçlu" konumuna düşebilirsiniz. Duygularınızı göstermek partneriniz tarafından size “zayıflık” gibi yaşatılabilir. Aslında bunu da bir tür 'psikolojik istismar' olarak görmek gerekir. 
 
İlişki içindeki enerjinizin tükendiğini hissetmeye başlayabilirsiniz. Bu, büyük ihtimalle sürekli ilişkiyi ayakta ve canlı tutmaya çabaladığınız için harcadığınız enerjidir. Çünkü ilişki boyunca bütün düzenlemeleri siz yaparsınız, neredeyse bütün özürleri siz dilersiniz ve yanlış giden her şeyi siz değiştirmeye çabalarsınız. Aynı zamanda, ilişkiye dair kimi istekleriniz size “sanki çok şey istiyormuşsunuz” gibi hissettirip suçluluk uyandırabilir ve bu da enerjinizi tüketebilir. 
 
İlişkide kendinizi her konuda haksız görme eğiliminde olabilir ve yaptığınız çoğu şey yanlışmış gibi hissedebilirsiniz. Bu duygular sebebiyle "sorun sizdeymiş" gibi görmeye başlarsınız. Yetersizlik ve değersizlik duygularıyla baş başa kalabilirsiniz. Bunun sonucunda, kendinizi önemsiz hissetmeye başlayabilirsiniz. 
 
Neler Yapabilirsiniz? 
 
Problemin sizden kaynaklanmadığı konusunda farkında olmanız gerekir. Hemen hemen hiçbir ilişkide bir taraf hep haklı, diğer taraf hep haksız olamaz. Yaşadığınız suçluluk duygularının aslında sizden kaynaklanmadığını; bunun karşı tarafın sizi ittiği bir duygu olduğunu anlayabilmek gerekir. 
 
Yaşadığımız her lişkilde de sağlıklı sınırlar koyabilmek ve koyduğunuz sınırları koruyabilmek önemlidir. Atfedilen duyguların ne kadarının size ait ne kadarının karşınızdaki narsist kişiye ait olduğunun farkında olmanız gerekir. Kendi sınırlarınızı belirleyebilmek, hem suçluluk duygularınızı azaltarak kendinize güveninizi arttıracak; hem de sizi duygusal olarak koruyacaktır. 
 
Eğer ilişkinin yapısının değişmediğini hissederseniz; yavaş yavaş kendinizi duygusal ve fiziksel olarak ilişkiden uzaklaştırmaya çalışabilirsiniz. Fiziksel olarak kendinizi uzaklaştırmaya çabalamak, sizde bu duyguları uyandıran kişilerle aynı ortamlarda bulunmamaktan geçebilir. Duygusal anlamda uzaklaşabilmek için ise öncelikli olarak bu tarz ilişkilerin neden size çekici ve yakın geldiğini düşünmekten geçer.
 
İlişkiye sağlıklı yürütebilmek, hayatta “yalnız kalabilme kapasitesini” arttırmak ile de ilişkilidir. Kendi başına durabilmek, kimi insanlar için kaygı verici, kimileri için ise keyif verici olabilir. Eğer bu durum sizde kaygı yaratıyorsa, bu kaygının nasıl bir kaygı olduğunu anlamak önemlidir. Bu kaygı ile baş edebilmek, sizi ilişkilerde daha özgür kılabilir. 
 
Destekleneceğinizi hissedeceğiniz arkadaşlıklara ve ilişkilere yönelmek size daha iyi gelebilir. 
 
instagram/volkanpelenk