Pazar

03.04.2016 - 02:30

Çağın vebası: Albüm yayınlayamamak

Eskiden albüm yayınlamak demek, o albümün bir müzik dükkanının rafında yerini almasıydı. Albüm rafta durandır. Şimdi ne raf var ne de albüm...

Sitene Ekle
Hafif müzik hafif başka şeyler  |  Mehmet Tez mehmet.tez@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

Müzik mağazasına gidersin. “Abi Metallica’nın yeni albümü geldi mi?” “Gelmedi.” “Tamam.” Ertesi gün gene aynı muhabbet. Deneye deneye bir gün gelir. “Evet geldi” der. Alırsın, eve gidip dinlersin. Bu kadar basit. Yoksa yok. Varsa var. “Bir şarkı geldi, al dinle, bir ay sonra bir tane de akustiği gelecek galiba” diye bir şey yok.

Estetik bütünlük yok
Şimdi nasıl bakalım. Önce yeni albüm haberi diye bir şey piyasaya sürülüyor. “Şu sanatçı yeni albüm hazırlıklarında olduğunu açıkladı.” Hop her yerde habersin. Tabii daha albüm falan yok ortada. Elinde tek bir şarkı bile yok aslında ama haberi vermekte sakınca yok, nasılsa haber sıkıntısı çeken 1.550 adet blog’un hepsi yazacak.
Sonra “Stüdyoda!” geliyor. Ardından “filanca gitarist ya da solist albüme katkıda bulunacak”lardan bir dizi söylenti. Geçiyor altı ay. Sonra bir şarkı ya da demo gibi bir şey internet sitesine konuyor. Üç ay sonra bir tane daha. Ama bu defa akustik versiyonu...

Derken iki şarkı daha. Bir sonraki aşamada “Albümün adı belli oldu” haberi. Sonra “Hayır, o değil aslında albümün adı bu” haberi. 

Sonra yeni şarkılar bir konserde yarım yamalak çalınacak. Ardından albümün kapağı sunulacak. Derken resmi single’ın dijitale stream’e verilmesi. Ardından iki şarkı daha. Derken bir şarkı daha.

Albüm çıkış tarihine geldiğinizde, albüm çıkacak dediğinizden bu yana 1.5 yıl geçmiştir. Albümün yarısı yarım yamalak orada burada dinlenmiş, çarçur edilmiştir. Şarkılar tek tek paylaşıldığından ne bir müzikal hikaye vardır albümde ne bir estetik bütünlük. Önceden sunulmaya değer görülmeyen, yani bu iş yapmaz diye en sona kalanlar da albümün sonuna eklenir ve mutlaka önce dijital bir platformda, bir ay sonra da diğerinde albüm diye yayınlanır. Eğer buna yayınlanmak denirse. 

En sonunda da artık sizin bu albüm hakkında tek kelime dahi duymaya tahammülünüzün kalmadığı anda CD olarak çıkar. O da sınırlı sayıdadır. Plak olarak da zaten 50 tane falan basılır. Onlar da internette satılır biter. Ne elinizle bir albüme dokunmuş olursunuz ne de gözünüzle bir albüm görürsünüz. Ama dinlemişsinizdir muhakkak YouTube’da falan. Albüm böyle kavramsal, bulutsu bir şey. Ne anısı var ne de bir hikayesi...

Artık içim kaldırmıyor
Geçen gün oturup üşenmedim ve saydım. Evde 1.736 adet CD varmış. Albüm... Hepsi raflarda duruyor. Ve çoğu albüm olarak şak diye “delikanlı” gibi çıkmış ve gidip satın alınmış albümler. Yaklaşık bir 300 tanesi bana yollanan ve benim beğendiğim promo albümlerdir. Bir 20 tane kadar da dinlemek için alıp geri vermediğim albüm var. Hepsini nereden aldığımı ve nerede dinlediğimi hatırlıyorum.

Benim için albüm hâlâ bu rafta duranlardır. Şu anda müzik yayınlanıyor, şarkı çıkarılıyor, YouTube’a klip konuyor, üç şarkı aynı anda stream’e açılıyor. Bunlar yapılıyor.
Ama kimse bana albüm yayınlıyoruz demesin, artık içim kaldırmıyor. Ya albümü falan boşverin, aklınıza geldikçe koyun bir şarkı internete, gündeme gelin, haber olun. Ya da bekleyin bitsin öyle yayınlayın.

Bergüzar Korel başarmış mı?
“Aykut Gürel presents Bergüzar Korel” adlı albüm bugün itibariyle dijital olarak yayınlanmış olmalı. CD formatında yayınlanması için bir hafta daha beklemeniz lazım.
Herkes merak ediyor, Bergüzar Korel’in sesi nasıl, bu işi becerebilmiş mi? Bundan önce albüme odaklanalım. Bir defa besteler güçlü çünkü bunlar Sezen Aksu şarkıları. Hepimizin hafızasına kazınmış, stadyumlarda haykırarak söylenecek, klasikler caz disipliniyle yorumlanmış. Hafif, yumuşak, “Yemekten önce bir aperitif alır mıydınız?” kıvamına getirilmiş. Amaç buysa hedef tutmuş. 

Bu tip konsept albümler kendi sınıflarında değerlendirilmeli. Yani mesela Bob Dylan şarkılarını yorumlayan yeni nesil indie müzisyenlerin albümü de bu türe girer, rock şarkılarını caz yapan Paul Anka da. She and Him’in Christmas klasikleri de böyledir, Tarkan’ın sanat müziği şarkılarını yorumladığı albüm de. Ve hepsi nitelik olarak birbirinden farklıdır. Aynı kategori ama farklı müzikal perspektifler.

Çok çalışmış, belli
Albümde müzikal detaylar ve düzenlemeler çok iyi. Aykut Gürel bu işi üzerine almış; Ercüment Orkut, Cem Tuncer, Volkan Topakoğlu, Siney Yılmaz gibi müzisyenler katkıda bulunmuş. Düzenlemeler ve icrada eksik yok. 

Korel’e gelince. Çok çalışmış, belli. Ve önemli bir yol da kat etmiş bu albümü tamamlamak için. Eksik olan ses, vokal, oktav, volüm değil. Korel’in, eğer bu alanda devam etmek istiyorsa, sesine biraz karakter katması lazım. “Yaşanmışlık” denir ya, işte o eksik. Bunun oluşması için zaman, devamlılık ve azim gerekiyor. İyi solistler bir ömür şarkı söylüyor o noktaya gelmek için. Yani şarkı söylemek Allah vergisi değil, alın teri. O yüzden normal karşıladım. Albümü beklentimin ötesinde başarılı buldum. n
 

©Copyright 2016 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.