GündemRSS
21.02.2013 - 02:30
SON KİTABI TARTIŞMA YARATAN ALİ BULAÇ MİLLİYET’E KONUŞTU:

Camiler meydan okuma aracı oldu

Ali Bulaç, “Lefkoşa’da Selimiye Camii var. Beş kişi vardı içeride. Fakat ezanı en yüksek volümde okuyorlar. Çünkü amaç, karşı tarafa duyurmak. Biz buradayız demek. Bu ibadet değil, siyaset” dedi

Sitene Ekle
Aklımdaki SORULAR  |  Zeynep Miraç zeynep.mirac@milliyet.com.tr Tüm Yazıları »

“Batı iç enerjisini tüketmiş durumda, İslam’ın ise enerjisi bastırılmakta”.
Bu cümle, Ali Bulaç’ın “Postmodern Kaosta Kıble Arayışı” kitabından. Bulaç, dünyanın içinde bulunduğu krizden ancak İslamın yol göstericiliğinde çıkabileceğini savunuyor. Ancak ona göre bu yolda modernitenin yan etkilerinden sıyrılmak gerekiyor. Kitap üzerine yaptığımız söyleşide, Ali Bulaç muhafazakârlığı, entelektüelliği ve burjuvaziyi yeniden tanımladı.
‘Entelektüel faaliyetin dölyatağı dindir’ diyorsunuz, ‘Bir insan ancak din içinde ve dinin sunduğu imkân ve araçlarla entelektüel olabilir’. Ateist entelektüelleri nereye koyuyorsunuz?
- Ateist olan entelektüel olamaz, ancak iyi bir aydın olabilir. Alem tasavvurunuz varsa entelektüel olursunuz. Dünya görüşünüz varsa ancak aydın olabilirsiniz. Aydın, sadece içinde yaşadığı sosyal ve fiziki çevre içerisinde düşünebilen kimsedir.
Sizin dinle entelektüel dünyayı bir arada düşünmeniz akla muhafazakâr sanat kavramını getiriyor. Sözünü ettiğiniz bu mu?
- Hayır. Zaten ben muhafazakar sanatın din içinde neşrü nema bulan bir insani etkinlik olduğunu düşünmüyorum. Toplumsal değişimi kontrol etme mekanizması olarak muhafazakar sanat var. Bu, modernliğin bir ürünüdür. Muhafazakarlık, bizim entelektüel geleneğimizde karşılığı olmayan bir siyasi akımdır. Siyaset boyutu çok öndedir. Dolayısıyla muhafazakar sanat dediğimizde karşılığı olmayan bir şeyden bahsediyoruz.

‘BİZ ALLAH’LA BARIŞIĞIZ’
İslam dünyasından romancı ve tiyatrocu yetişmeyeceğini iddia ediyorsunuz. Ancak İskender Pala gibi romanları çok satan bir yazar sizin iddianızı çürütmüyor mu?
- Benim hareket noktam şu. Tiyatro, Greklerin tanrılar tarafından ezilirken sahneye çıkıp feryat etmeleri sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir trajedidir. Biz ise Allah’la barışığız, biz Müslümanız. Tanrıyla kavga etmiyoruz ki trajedimiz olsun. Trajedi olmayınca tiyatro da olmaz. Batı tiyatrosunu taklit ediyoruz. Kodlarımızda olmadığı ve içselleştiremeyeceğimiz için, bizimki her zaman kopyanın kopyası olacaktır.
Roman da böyle taklit mi sizce?
- Roman, mahrem olanı deşifre eder ve o mahrem alanda konulmuş yasaklara isyan eder. Papazın kilisenin kuytu bir köşesinde günahkarla konuşması, tarih içerisinde roman olarak ortaya çıkarıldı. Bizde tarihte heykel tiyatro ve roman çıkmadıysa, atalarımız buna yetkin olmadıklarından değil, böyle bir şeyi içselleştirmedikleri, ihtiyaç hissetmedikleri için çıkmadı. Batıda 10 senede, 15 senede bir roman yazılır. Buradakiler her sene bir roman yazarlar, genellikle il eğitim müdürlükleriyle iyi ilişkileri vardır, okullar bu romanları çocuklara ödev olarak verirler ve yüz binlerce roman satarlar.
Bunu kimi kastederek söylüyorsunuz?
- Genel olarak çok satan romanlar için. Bunların çok satmalarının bir sebebi de, bize ait bir kültürel kodu alıp içini boşaltmaları, küresel trend içinde tüketime uygun hale getirmeleridir. Mesela alır Mevlana’nın aşk kavramını, içini boşaltır. Onu ilahi boyutlarından tecrit eder, bedensel halde tanımlar.  Burada kültürün suiistimali ve tahrifatı söz konusu. Bu romanlar bu açıdan çok tehlikeli.
İskender Pala gibi bir örneği nasıl açıklıyorsunuz?
- İsimler üzerinde konuşmak istemiyorum. Bizde Dostoyevski, Tolstoy, Balzac gibi bir romancı çıkmayacaktır. Asla Shakespeare olmayacaktır. Bizde Mevlana olur, Yunus olur. Mevlana’nın Shakespeare’den geri olduğunu kimse iddia edemez.

‘HERKESİ SEVMİYOR’
Kitapta Mevlana törenlerinin arkasında, onu İslami kişiliğinden tecrit etmeye çalışan bir propaganda olduğunu söylüyorsunuz. Kim yapıyor bu propagandayı ve kime?
- Böyle bir akım var dünyada. Batıda ikame bir felsefe olarak Doğu dinlerine büyük ilgi gösteriyorlar. Bizim geleneğimizin içinde de küreselleşmeyi sorgulamayan, insanı sadece ruhsal yönden rehabilite eden bir din olabilir mi? Tasavvufta olabilir. Onun simgeleri de Mevlana ya da Yunus. Konsept şu; şeriatsız bir İslam, İslamsız bir tasavvuf. Mevlana hümanist diyorlar, herkesi seviyor. Mevlana herkesi sevmiyor, yok öyle bir şey.
Müslümanlıkta kolaya kaçmak isteyenlerin yarattığı bir alternatif olduğunu mu düşünüyorsunuz?
- Evet, dinin muamelat kısmı atlamak istiyorlar. Fıkıhta şeriat öndedir, tasavvufta ise anlam öndedir. O zaman sen bu fıkıh işin bırak bir kenara diyor, liberal fıkha göre para kazanayım. Ama bir sufinin de zevkini hissedeyim. Yok öyle bir şey. Bu dini Budizme çevirirsiniz, Mevlana’dan da bir hümanist çıkarırsınız. Ama Mevlana’dan çıkmaz böyle hümanist.

‘BURJUVA OLMAZ’
Mimar Sinan Camii ile Çamlıca Camii projelerini beğeniyor musunuz?
Geleneksel kültürde camiyle şehir arasında muazzam bir uyum vardır. Eğreti değildir cami. Şimdi ise bir kibrin ve meydan okumanın aracı olarak kullanılıyor. Size çok çarpıcı bir örnek vereyim. Lefkoşa’da Selimiye Camii var. Gittim, namaz kılacağım. Beş kişi vardı içeride. Fakat ezanı en yüksek volümde okuyorlar. Çünkü amaç, karşı tarafa duyurmak. Biz buradayız demek. Bu ibadet değil, siyaset. Taksim’e ya da Çamlıca’ya cami yapmakta, küreselleşmenin baskın karakterine karşı ayağa kalkma psikolojisi de var. Öbür taraf da bunu hayat tarzına bir meydan okuma olarak görüyor. Her iki tarafı da anlıyorum.
Kitapta siyasetçilere çok çarpıcı bir eleştiriniz var: “Kişi ne kadar Müslüman olduğunu iddia ederse etsin, ‘Beni seçin, sizi ben yöneteceğim’ diyorsa, orada İslami kriterler açısından bir problem var demektir”. İslami gelenekten gelen partilerde, İslami kriterler açısından problem mi var?
- Bu partiler İslamiyet’i referans alıp siyaset yapmayacaklarını söylüyor. Onlara teşekkür borçluyuz, hiç değilse kendilerini İslamcı olarak tanımlamıyorlar. Bence onlar herhangi bir siyasi parti.
İyi bir Müslüman’ın göreve talip olmaması mı gerekir?
- Evet.
O halde Başbakan Erdoğan iyi bir Müslüman değil mi?
Hayır canım o iyi bir Müslüman, hiç şüphe yok. Tayyip Erdoğan verili olan siyaset içerisinde siyaset yapıyor.
Müslümanlara bir eleştiriniz de ideolojilerini kalkınma üzerine oturtmaları. Bu noktada İslami burjuvaziyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
- İslamiyet’te burjuva olmaz. Türkiye’de de burjuva olmaz. Bunlar Batı burjuvazisinin taklitçileri. Türkiye’de sistem değişmedi. Devlet, modern devlet imkânlarını kullanarak sürekli bir zengin zümresi yaratmaktadır. Bu zümre iktidara göre değişir. 2002’den bu yana ortaya çıkanlar da Ak Parti iktidarının zenginleridir. Burjuvazi bir sınıftır, geleneği var, tarihi, sanatı, müziği, mekanı kullanma biçimi var. Burjuvazi gökdelende yaşar mı? Pop müzik dinler mi? Romanımız ve tiyatromuz ne kadar gülünçse, burjuvazimiz de o kadar gülünçtür. Müslümanlıktan burjuvazi çıkmaz.

 

‘Çıplak heykel günahın estetize edilmesidir’
Hilmi Yavuz’a göre “Muhafazakârlar İslam’ı sadece şeriattan ibaret gördüler. Bir estetik medeniyet olduğunu görmediler”. Hemfikir misiniz?
- Muhafazakârlar İslam’ı şeriattan ibaret de görmediler. Tüketici bir zihindir muhafazakarlık.
Siz kendiniz için muhafazakâr sıfatını kabul etmiyor musunuz?
- Hayır. Bu, büyük toprak ve sermaye sahiplerinin siyasi görüşüdür. Sosyolojik ve kültürel olarak muhafazakârlık ise değişimi yönlendirmek değil, süregelen bir değişimi yönetmektir. Mesela II. Mahmut yukarıdan aşağıya ve dini dışarıda tutup kültürel formları değiştirerek modernleşme politikası uyguladı. II. Abdülhamit tam aksine, dini referans alarak, aşağıdan yukarıya. Mustafa Kemal II. Mahmut’u örnek aldı. Turgut Özal ve Tayyip Erdoğan, II. Abdülhamit’in yöntemlerini kullandılar. Türkiye’yi en etkili ve kalıcı kim modernleştirdi derseniz, Abdülhamit derim. O özel hayatında modern, kamusal hayatında muhafazakardı. Mustafa Kemal ise özel hayatında Doğulu ve muhafazakâr, kamusal hayatında modern ve Batıcıydı.
Şu andaki iktidar muhafazakâr değil mi size göre?
- İktisadi, sosyal ve kültür politikaları itibarıyla muhafazakârdır. Fakat İslami ve mazbut değil. Bizde mazbut hayat yaşayanla muhafazakârlık karıştırılıyor. Anadolu’da bir tüccar düşünün. İçkisi yok, pavyon yok, beş vakit namaz kılar, kazandığı parayı tekrar üretime sokar, her sene bir defa umreye gider, kadınlarla erkeklerin denize ayrı girdikleri otelleri tercih eder. Bu, mazbut bir insan. Siyasetçi, ben muhafazakar bir siyasetçiyim diyor. Halkı mazbut olmakla kandırıyor. Takip ettiği sosyal ve kültürel politikalara bakacaksınız. Mesela şu an Türkiye’nin en çok övündüğü ihraç ürünü, Türk dizileri. Hangisinin mazbut hayatla ilgisi var? Hiçbirinin.
Sizce İslam’a göre günah sayılan bir sanat dalı var mı?
- Evet. Çıplak beden heykeli olmadı bizde. Yapamazsınız, günahtır.
Peki onu beden değil de bir heykel olarak görmek mümkün değil mi?
- Hayır. O günahın estetize edilmesidir. Günahı estetize ederek yaygınlaştırabilir ve sevdirebilirsiniz. En tehlikeli olan budur.
 

Yazarlarda Ara
Bul
Hangisi "görevden alma, göreve son verme" anlamına gelir?
©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.