Cannes Film Festivali'nde Netflix Yapımı: Okja

Belki hatırlarsınız, 2017 Cannes Film Festivali'nde Netflix yapımı 2 filmin bulunması oldukça tepkilere sebep olmuştu. Bu filmlerden biri Okja ve yönetmeni Güney Kore sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Joon-ho Bong. Film birçok açıdan eleştriye maruz kalsa da Netflix açısından başarılı bir yapım diyebiliriz. Hakkında yapılan eleştrilerden, Joon-ho Bong’un diğer filmleri ile kıyaslamaktan ziyade, ben hikayesine odaklanmak istiyorum. Bu sebeple spoiler içerir baştan söyleyeyim

Cannes Film Festivali'nde Netflix Yapımı: Okja

Dram, aksiyon/macera türünde olan film, hayvan hakları ve vegan-vejeteryanlık gibi konuları merkeze aldığını söyleyemem çünkü bazı sahnelerde et tüketmektedir. Ayrıca hayvan aktivistlerinin de yine alaycı bir dille eleştirildiği sahneler bulunmaktadır. Bu gözle film, daha çok gıda sektörü üzerinde dönen oyunlar, manipilasyonlar ve kapitalizmin vahşi yüzünü distopik bir hikaye üzerinden bolca hiciv yaparak aktarmaktadır.

Film Güney Kore ve ABD ortak yapımı. İlk yarı Güney Kore'nin dağ çiftliğinde huzurlu sahneler ile ilerlerken, ABD sahneleriyle kaotik ortamdaki macera başlar.

Bir gıda firmasının projesi ile Şili’de  genleri değiştirilerek üretilen 26 adet domuzun, dünyanın çeşitli yerlerindeki özel çiftliklere gönderileceği ve 10 sene sonra bu gönderilen domuzlar arasından en iyi domuzun seçileceği bir yarışma başlatır. Bu domuzlardan biri de yaşlı adam ve torununun yaşadığı Güney Kore’nın ücra köşelerinden bir dağ çiftliğe  gönderilir. Filmin ilk kısımlarında bu çiftlikteki küçük kız Mija ile sevimli domuz Okja arasında zamanla kurulan inanılmaz bir bağa şahit oluyoruz. Okja, bu dağ çiftliğinde tamamen doğal şartlarda yetiştirilmektedir. Mija ile Okja’nın ,Güney Kore’nin bu sakin ve doğal güzellikler içerisinde geçirdiği keyifli vakitler ve  yer yer komik maceraları bizlere huzurlu ve keyifli anlar yaşatır. Tabi bu komik anlarda Okja’nın genetiği değiştirilmiş bir domuz olduğundan devasa boyutlara ulaşması da etkili.

Ardından filmin seyri değişmeye başlıyor. Proje için teslim edilen domuzların toplanma vakti yaklaştığında Mija,  Okja’dan ayrılmak istemediğinden, dedesinin yetkililer ile görüşmesini istiyor. Fakat dede torununa yalan söyleyerek domuzun incelenmesi için yetkilileri çiftliğe davet ediyor ve karşılığında da altın bir domuz alıyor.

Okja’nın götürüldüğünü öğrenen Mija’nın arkadaşını geri almak için çıktığı yolculuk ile aksiyon ve komedi sahneleri başlıyor. Mija, bir dağ köyünden , Seul e oradan da New York’a Mirando şirketine ulaşması, ona yardımcı olmaya çalışan hayvan hakları aktivistleri ile giriştiği maceralar abartılı komedi sahneleri üzerinden veriliyor. Fakat film zaten hiciv üzerine kurulu olduğundan bizlere bu havayı abartılı sahneler üzerinden vermeye çalıştığını düşünüyorum.

Yine birçok kişinin Jake Gyllenhaal’ın oyunculuğunu abartı bulmasına rağmen, yönetmenin etki bırakmak adına düşündüğü yöntemlerden biri olarak geliyor. Bence filmde kullanılan çingene müzikleri için de aynı durum söz konusu. Müzikler her ne kadar sahneler ile uyumsuz görünse de zaten film boyunca birçok mesajı bu uyumsuzluklar üzerinden verdiğinden ben başarılı buldum.

Filmin duygusal açıdan en etkili sahneleri benim açımdan sona yaklaşılan sahneler oldu. Okja, artık tüketime hazırlanmak ve sosis olmak üzere üretim bandına girecekken Mija’nın bunu durdurmaya çalışması ve bunu önlemek için Mirando şirketinin kurucusu Lucy’e dedesine verdikleri altın domuzu vermesi ve Lucy’nin ikna olması. Tabi bu sahne kelimelere dökerken o kadar heycanlı gelmiyor belki ama Tilda Swinton ve çocuk oyuncu Seo Hyun Ahn’ın sahneleri ile etkileyici bir hal alıyor.

Son olarak hikaye her ne kadar dram ve macera olarak geçse de, çok da uzak olmayan bir gelecekte karşımıza çıkabilecek distopik bir yönü de var diye düşünürken yakın zamanda rastladığım benzer bir haberi de paylaşmak istiyorum. Haberin başlığı şöyle ‘Çin et talebini karşılamak için ayı büyüklüğünde "süper domuz" yetiştiriyor.

Bu makaleye ifade bırak