Ombudsman
30.04.2012 - 02:30 | Son Güncelleme: 30.04.2012-2:30

ÇATIŞMA DİLİ

Kürt sorununda demokratik çözümü amaçlayan Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün ‘Çatışma Ortamında Medyanın Rolü’ toplantısında Prof. İnceoğlu ‘katliam’, ‘suikast’ gibi sözcüklerden kaçınılmasını istedi

Sitene Ekle

DERYA SAZAK okur@milliyet.com.tr dsazak@milliyet.com.tr

 

Demokratik Gelişim Enstitüsü (Democratic Progress Institute DPI), geçtiğimiz hafta sonu “Çatışma ortamlarında medyanın rolü” başlığı altında bir toplantı düzenledi. Toplantıya AK Parti Milletvekili Mehmet Tekelioğlu, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun yanısıra aralarında Ahmet İnsel, Sevtap Yokuş, Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Ali Bayramoğlu, Mustafa Karaalioğlu, Bejan Matur, Yavuz Baydar, Mahmut Övür, Ergun Babahan olmak üzere çok sayıda akademisyen, gazeteci-yazar katıldı.
Son dönemde Kürt sorununun demokratik çözümü; İngiltere ve İrlanda’da IRA deneyimine yönelik temas ve incelemeleriyle öne çıkan Demokratik Gelişim Enstitüsü bu çalışmaları nedeniyle haksız kimi eleştirilerin de hedefi olmakta. DPI’yı bir süredir “PKK’nın uzantısıymış” gibi gösteren bazı yayın organlarının sürdürdükleri karalama kampanyası, çatışma ortamlarında medyanın rolünün tartışıldığı toplantıya da “örnek” teşkil etti. 

 
Prof. Sancar’ın sözleri
28 Nisan 2012 Cezayir Restoran’ta yapılan toplantıda Enstitü’nün Uzmanlar Kurulu üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar çatışmacı sorunlar karşısında demokratikleşme sürecine katkıda bulunmak amacıyla bir araya gelindiğini hatırlatarak, Akit gibi bazı yayın organlarının karalama kampanyalarına itibar etmediklerini, bu çatışmaları körükleyen yayınların amaçladığı “sindirme ve korkutmanın artık mümkün olamayacağını” belirtti.
Toplantının panel konuşmacıları da İngiltere’de yayınlanan günlük The Independent gazetesinden Don Macintyre, Londra’da kurulu bulunan King’s College’den Dr. Peter Busch ve Galatasaray Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu oldu. 
Medyanın dili ve barışın inşasına etkisi ile karşılaşılan zorluklar, medyanın toplumu barışa hazırlaması konularının tartışıldığı toplantıda “barış gazeteciliği”nin iki önemli ismi Jake Lynch ve Annabel McGoldrick ilkeleri bir kez daha hatırlatıldı. 
 
‘Söylem bir ideolojidir’
Barış gazeteciliğinde bir çatışmayı sadece iki tarafın çatışması gibi göstermekten kaçınılması gerektiği, çatışmanın sonuçlarının ve bağlantılarının izlerinin sürülmesi gerektiği, şiddetin yalnız görünen değil, aynı zamanda görünmeyen etkileri hakkında da haber yapma yollarının aranmasının önemi üzerinde duruldu. Ayrıca tarafları sadece liderlerin ağzından bildik talepleri ve pozisyonları içeren açıklamalarla tanımlamaktan kaçınılması, bir tarafın acılarına ve üzüntülerine ve tarafları birbirinden ayıran farklılıklara odaklanılmaması gerektiği de barış gazeteciliğinde önemli kıstaslar olarak belirlendi. Sürekli olarak tarafların farklılıklarını değil, ortak zeminde buluşma olasılıklarını gösteren haberler yapılmasının önemine değinen Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu sunumunda “trajedi”, “soykırım”, “katliam”, “suikast” gibi sözcüklerin bol keseden yerli yersiz kullanılmaması gerektiğini belirtirken, “Söylem dil içinde kodlanan, toplumsal kurumsal kökenli bir ideolojidir. 
Toplumsal denetimin bir başka deyişle toplumun zihinsel denetiminin uygulanabilmesi için söylemin denetlenmesi ya da bizzat üretilmesi gerekir” görüşünü de dile getirdi. 
 
Barışa odaklı olmalı
Toplantıda yazılı ve görsel basının çarpıtılmış, dramatize edilmiş eksik ve zaman zaman paranoyaya varan komplo teorileriyle donatılmış, geçmişte yaşanan acı, felaket, şiddeti, nefreti ve düşmanlığı kurcalayan haberleri gündemde tutmaktan ziyade, “barışa ve çözüme odaklı, insan hakları ve demokrasiden taraf, ayrımcılık ve kutuplaşmayı körüklemeyen” bir tavır sergilemesinin önemi üzerinde duruldu. 



OMBUDSMAN’IN GÖRÜŞÜ

Medyanın çatışmacı ortamlarda iyi sınav vermediği, “nefret” ve şiddet söylemlerinin uzun dönemli etkilerini ve sonuçlarını göz ardı ettiği, toplumun çatışmalardan nasıl etkilendiğini sorgulamadığı ve hatta giderek çatışmanın yeniden üretilmesine hizmet eden bir “güce” dönüştüğü bir gerçek. Bir düşünce kuruluşunun Kürt sorununa çözüm arayışlarını bazı basın yayın organlarının “PKK İstanbul’da toplantı düzenliyor” başlığıyla manipüle etmesi, katılımcıları karalayan yazılar kaleme alması bu tür toplantıların devamına olan ihtiyacı ortaya koymaktadır.



TÜRKİYE’Yİ KARIŞTIRACAK TEKLİF

BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 24 Nisan’ın “Ermeni halkının ulusal yas ve acılarının paylaşım günü ilan edilmesi” için Meclis’e teklif vereceklerini açıklayınca, “milliyet com.tr” haberi “BDP’nin yasa teklifi Türkiye’yi karıştıracak” başlığı ile verdi. Behram Çerçil adlı okurumuz şöyle diyor: 
“1915’te yaşananların soykırım olduğunu söyleyen milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 24 Nisan’ın ‘Ermeni halkının ulusal yas ve acılarının paylaşım günü ilan edilmesi için Meclis’e teklif vereceklerini söylemiş. Olabilir. Böyle düşünebilir. Osmanlı‘da yaşanan bir olayın gerçeğini ben olsam tarihçilere bırakırdım. Zaten benim itirazım buna değil. Bu bir fikirdir tartışılabilir ama hem ‘Türkiye geçmişiyle yüzleşecek’ deyip hem de geçmiş yıllara ait yaşananlar konusunda fikir beyan edenlerin, açıklama yapanların bu tür başlıklarla verilmesini doğru bulmuyorum. Milliyet gibi bir gazete bile ‘Türkiye bu öneriyle karışacak’ derse bu gizli hedef göstermedir. Niye karışsın insanlar fikrini bile söyleyemeyecekse siz niye bu ülkede demokrasi yok diye yakınıyorsunuz.”
Ombudsman’ın notu: Yukarıda sözünü ettiğimiz çatışma ortamında bir haber dilinin nasıl kullanılacağı bu haberimizde kendisini göstermekte. Okurumuz haklı, öyle ki haber, ne olduğundan çok, böyle bir teklifin nasıl sonuçlanacağını kurgulayan bir olumsuzluğa işaret etmekte. Yani “teklif d ahi edilemez” mahiyetinde atılmış bir başlık algısı yaratmakta. 


ÜTÜ HABERİNDE TEKRAR

Milliyet Dış Haberler Servisi, 25 Nisan 2012 tarihli “Ütü zulmüne son” başlıklı bir habere yer verdi. Haberde “Displaysense adlı şirketin ürettiği buharlı sistemle çalışan makine, bir dolap dolusu kıyafeti sadece 9 dakikada ütülemeyi mümkün hale getirdi. SteamRail adlı makine, 35 adet giysinin kırışıklığını yok ederek dolaba asacak hale getiriyor. SteamRail, buharı kıyafetlere pompalayıp ütü işini kolaylaştırmayı amaçlıyor. Ütünün değeri 280 sterlin (806 TL) olarak açıklandı. Ütü ayrıca ıslak kıyafetleri kurutma özelliğine sahip” deniliyor. Aynı gün cadde ekinde de yer alan söz konusu haber okurlarımızın dikkatinden de kaçmadı. 
Nihal Köseoğlu adlı okurumuz uyarıyor: “İngiltere’de bir cihazın ütüye gerek bırakmadığı şeklindeki bir haberi bugün hem Milliyet’te hem de Milliyet Cadde ekinde okudum. Üstelik ana gazete de çıkan haberde cihazın fiyatı 806 TL olarak gösterilirken Cadde ekinde 700 TL olarak yazılmış. Bu bize yapılmış bir saygısızlıktır hem çeviride özen gösterilmiyor hem de kendi gazetenizi bile okumuyorsunuz.” 
Okurumuza uyarısı için teşekkür eder,karışıklık için özür dileriz.



NOKTA MI VİRGÜL MÜ?

Ondalık sayılarda nokta ve virgülün nerede kullanılacağına ilişkin görüş ayrılığı sürüyor. Çetin Kötevoğlu geçen hafta yer verdiğimiz bir uzman görüşünün tam tersini savunuyor:
“Okur Temsilcisi” köşenizde, 23.4.2012 günkü gazetede “Nokta mı, virgül mü” adlı konuda açıklama göndererek konuyu alakasız yerlere sürükleyen Prof. Dr. Yavuz Aksoy haklı değil. İmla kurallarına uyum konusu olan işi saptırmamak lazım. Dahil olduğumuz kıta Avrupası imlasında ondalık sayılar virgül ile yazılır. Anglosakson (İngiltere ve USA) imlasını kabul etmiş sistemlerde ise nokta ile yazılır. Bu kadar basit.
Ağırlık ve uzunluk ölçü birimlerindeki farklılık gibi bir şey bu. Nasıl onlar “pound” ve “inç” kullanıyor, biz ise “gram” ve “santim” kullanıyorsak.” 
 

Etiketler:
İyi yetişmiş işçiye ne denir?
©Copyright 2012 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.