Cem Yılmaz: Beni sevmeyen insanların sebeplerini anlamaya çalışıyorum

Molatik Özel video serisinin yeni konuğu, yakında 'Karakomik Filmler'le karşımıza çıkacak olan Cem Yılmaz. Bu röportajda hayata bakışını, aşkı, yalnızlığı; kısacası daha önce Cem Yılmaz'dan pek dinlemediğimiz yönlerini, en çok da hislerini anlattı. "Kötü insanların dünyasında imkan denilen şeyin, bir ceza ve lanet olduğunu düşünüyorum. Oğluma yapay imkanlar tanıyan bir adam olmak istemem. Bu benim için işlenebilecek en büyük günah olabilir" diyen Cem Yılmaz'ı, bu röportajında her zamankinden farklı göreceksiniz. 
 

Cem Yılmaz: Beni sevmeyen insanların sebeplerini anlamaya çalışıyorum

"Karikatür maceram kendimi geliştiremeden bitti"

"Karikatür maceram kendimi geliştiremeden bitti"

- Karikatürlerinizin yayınlanmaya başladığı ilk dönemde, yavaş yavaş ünlenirken aileniz okula devam etmenizi mi istedi, yoksa destekleyip "Hadi yürüsün bakalım" mı dediler?

- Karikatüre 18 yaşında başladığım zaman çok geç kaldığımı düşünüyordum. Bir önceki jenerasyonumda, 15-16 yaşında kapak çizen abiler vardı. Ben üniversite birinci sınıftayken 18 yaşında başladığımda, çok geç kaldığımı düşünüyordum. "Hay Allah be, o treni de kaçırdık" diyordum. İlk yayınlanmaya başlandığı zaman tabii çok mutlu oldum. Çünkü çok sevdiğim, en çok sevdiğim dergide çalışmaya başlamıştım. Hayranı olduğum insanların bir çoğunun benim gibi insanlar olduğunu görünce çok mutlu oldum. Zaten Leman dergisine girmeme babam vesile olmuştu. Ailemde her zaman gözlemlediğim bir soğukkanlılık vardı. "Bizim oğlan bu işi yapıyor, yapmaya da devam ediyor" derler, rahat bırakırlardı. 

- Yönlendirmediler yani?

- Yönlendirmediler. Ben yaptığım işten mutluysam ve bu duygu onlara geçiyorsa, onlar için tamamdır. 15-16 yaşında turizm otelcilik okurken, o işi de zevkle ve keyifle yapacağımı düşünüyordum. Doktor olmak aklımdan geçmedi yani. Sosyal bir meslek olduğu için aklıma turizm otelcilik gelmişti. Bununla da ilgili ailemin ne önerisini ne fikrini aldım. Yaptığım işten mutlu olduğumu görüyorlardı. Karikatüre başlayınca da öyle... Babam tabii, "Dergiye gidiyorum diyor ama nereye gidiyor acaba?" falan diye takip ediyormuş gizliden. 1-2 sene sonra da çok sevdiğim karikatürden kopmak durumunda kaldım. Kendimi daha geliştiremeden, o macera bitti.

"Kemal'in benden daha fazla şey bildiğine inanıyorum, ona güveniyorum"

"Kemal'in benden daha fazla şey bildiğine inanıyorum, ona güveniyorum"

- Oğlunuzu yetiştirirken babanızı örnek alıyor musunuz? Hangi konularda örnek alıp Kemal'e aynılarını uyguladığınızı merak ediyoruz...

- Babama benzemekten çok mutlu olurum. Bizi son derece önyargısız yetiştirdiler. Maddesel varlık ve yoklukla ilgili çok iyi büyüttüklerini düşünüyorum. Bu konularda çok sınav verdim ve çok müsterihim açıkçası. Şimdi evde yalnızca şakasını yaptığımız konulara dönüştü. Oğlumla ilgili, "Acaba komedyen olur mu? Yeni Cem Yılmaz çıkarılacaksa onu ancak ben çıkarırım" falan şakaları yapıyoruz... Zaten bunların ancak şakası yapılabilir. Oğlumun yetişkinliğine dürüst, tertemiz bir duyguyla baktığım zaman "Aman iyi bir insan olsun da kardeşim, ne olabilir yani?" diyorum. Oğluma pek dokunmamaktan yanayım. Çocukların tatlı tatlı fikirleri var ve kendiliğinden sizden daha iyi özellikleri oluyor. Kendiliğinden... Dolayısıyla bilmediğimiz bir konu olarak orada duruyor. Kapalı kutu adam! "6 yaşında bunu böyle diyorsa, bir bildiği vardır" düşüncesindeyim. Bizim çocukluğumuz da böyle geçti. "Oğlum ben bunu biliyorum", "Bu böyledir", "Ben böyle biliyorsam bu zaten böyledir" diyen ebeveynlerimiz olmadı. Etraftaki büyüklerimiz de öyle değildi. 1970'lerde çocuk olan bir adamın, 2018'de 6 yaşında olan bir adamdan daha fazla bir şey bilmesi pek mümkün değil. Çünkü hayat böyle bir şey değil. Kemal'in benden daha fazla şey bildiğine inanıyorum, ona güveniyorum. Bizim daha iyi bir versiyonumuz olacağına inanıyorum. Benim babam da bize böyle davranıyordu. "Evet biz bir şeyler yaşadık, bir yaşa geldik, bir şeyler biliyoruz ama siz bizden daha iyisini biliyorsunuzdur" der gibi davranıyordu. Bireye saygılı insanlardı yani. 
 

"Beni sevmeyen insanların sebeplerini anlamaya çalışıyorum"

"Beni sevmeyen insanların sebeplerini anlamaya çalışıyorum"

Bugün seyircinin elinde üç repertuar var. 1999'da kaydedilmiş Bir Tat Bir Doku gösterisi, 2007'de kaydedilmiş CMYLMZ gösterisi ve 2012'de kaydedilmiş Fundamentals gösterisi. Başka yok. DVD çıkarmadan önce, mesela 1995 yılından 1999'a kadar Bir Tat Bir Doku'da anlattığım birçok şeyi, hatta her şeyi, günübirlik olanlar da dahil, anlatıyorum. Onların üzerinden bir montaj yapıyorum. Yani olgunlaşmış, bitmiş, toparlanmış, en yoğun haliyle... Çünkü normalde sahnede 168 dakika kalmıyorum. Bir de gösterilere dikkat ediyorum. Bir tane kaydetmiyorum. Homojen birini seçmek üzere dört final kaydediyorum mesela... "Dünkü bence DVD'ye girmez" diyebilmek için... Bununla ilgili tatlı bir maceram var. Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda CMYLMZ gösterisini kaydetmek üzere 8 kamera çalışıyordu. İzlerken bütün görüntülerin 4-5 kamerada sallandığını gördük. Haliyle bütün kayıt çöpe gitti. Çünkü kameraman arkadaşlar gülerken kamerayı bırakmamışlar. Bir de mesela Vizontele'deki 'çay içer misin abi' sahnesinde de kamera titrer. 

- Hiç dikkat etmemiştim.

- Tabii, kamera titriyor. Onlara bir şey yapacağımı söylememiştim. "Çay söyleyeyim mi abi?" dedikten sonra kesmesi lazımdı Yılmaz'ın. Ben sopayı alıp içeri girdim. O sırada kamera titremiş. Kimse bilmiyordu böyle bir şey yapacağımı.





- Çevrenizden devamlı bir geribildirim alıyorsunuz. Sizi sevenler, sevmeyenler, eleştirenler... Tüm bunlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

​- Beni sevmeyen insanların sebeplerini anlamaya çalışıyorum. Ama akıl verenler, bunun bir anlamı olmadığını söylüyorlar. Benim için bir anlamı var. İnsanların sadece beni değil, birbirini neden sevmediğini anlamaya çalışmak, bizim mesleğin kollarından biri. İnsanlar birbirini neden sevmez? 'İnsanlar birbirini neden sever'den bile daha çetrefilli bir konu bu. Mesela 'nefret nasıl oluşur' konusu, elbette ki bir komedyenin konusudur.

- Film çekimlerinde de mutlaka çok eğleniyorsunuzdur... 
- Aksaray'da Hokkabaz filminin bir sahnesini çekiyoruz. Bütün kaldırımı donatmışız malzemelerle. Karşı kaldırımda diğer pavyonların bodyguard'ı, oradaki taksi durağından elemanlar bize bakıyorlar. Bir tanesi baktı böyle uzaktan. Benim için dedi ki, "Ulan böyle filmi ben de çekerim. Adam film çekecek, 100 kişi yardım ediyor!" Düşünsenize, diğer bütün filmciler BANA YARDIM EDİYORMUŞ. Yani onlar filmci değil, sadece ben yapıyorum ve onlar bana yardım ediyor! Böyle bir şey olabilir mi?

Çanakkale'de Hokkabaz'ı çekerken köyden biri gelip dedi ki "Cem Bey'e peynir tatlısı yaptım, nasıl ulaştırabilirim?" Ben o sırada kostümlüyüm. İskender saçı başı, gözlüğü falan, kılık kıyafetini giymişim... "Abi çok teşekkür ederim, çekimler devam ediyor, yemeyeyim sağ olun" dedim. "Sen yine bi' sor" dedi. Keşif sırasında, "Film için buraya çok geliyorlar" dedi bir tanesi de. Bakir bir yerde çekmek istediğim için korktum. Dedim ki acaba yakın zamanda birileri bir şey mi çekti burada? "Kimler geliyor?" diye sordum. "1967'de Ediz Hun geldi" dedi. 1967... O zaman 2006'ydı. Aşağı yukarı bir 40 yılı var yani!

- Bayağı büyük bir etki bırakmış olsagerek ki hala hatırlıyorlar.
- Mutlaka. Bizde de bıraktı.

- Filmlerinizle ilgili gelen eleştirileri nasıl göğüslüyorsunuz?

- Sinemayla ilgilenenler, bir film senaryosunun ya da projesinin hangi evrelerden geçtiğini tahmin eder... Ben filmin oyuncusuyum, yapımcısıyım, yönetmeniyim. Şöyle bir eleştiri okumuştum bir gün, çok güldüm: "Ya şu filmleri çıkarmadan önce bir kere izleyin ya!" BİR KERE!.. Ya da diyorlar ki, "Ya kardeşim sen Arif karakteri için niye kilo vermedin? Öyle değil ki o adam" falan. Müsaade et de ben bileyim onu yani! Ya da diyor ki, "Arif'in sesi değişmiş". Değişen benim sesim, Arif'in sesi değil. Ben böyle olmasını daha anlamlı bulmuşum demek ki. 1920'lerdeki Mickey Mouse ile şimdiki Mickey Mouse aynı mı?
 

.

.

"Her zaman kuşun kanadındaydı aşk"

"Her zaman kuşun kanadındaydı aşk"

- Peki filmlerin haricinde düşünürsek... Gerçek hayatta ideal ilişki, ideal aşk nedir sizin için?

- Bilmiyorum ki. Benim tanımlarımın hepsi cinsiyetsizdir. İlişkiler ve aşk hayatı cinsiyet üzerine kurulu değil elbette. Ancak daha tecrübesiz insanlar bunun üzerinden konuşabilir. Cinsiyet meselesini ortadan kaldırdığınız zaman; pirüpak, birbiriyle anlaşan insanlar arayışına giriyorsunuz. Şimdi gençler diyecek ki, "Tabii sizin o yaşlarınız geldi, anlatıyorsunuz. Aşkı başka bir şeyde bulurum. Aşk bir kuşun kanadındadır" falan filan... Evet. Her zaman oradaydı zaten. Her zaman kuşun kanadındaydı aşk.
 

"Yalnızlık teması bana hüzünlü geliyor"

"Yalnızlık teması bana hüzünlü geliyor"

- Sizi ne hüzünlendirir?
- Yalnızlık teması bana hüzünlü geliyor. Tabii çok geniş bir kavram. Sebepli, sebepsiz, niyetlenen, niyetin dışında gerçekleşen çeşit çeşit yalnızlık var... Ama bence niyetin dışında gerçekleşen yalnızlık tam anlamıyla yalnızlıktır. Diğerleri bir nevi tercih. "Şehrin hayhuyundan kaçtım, kafamı dinliyorum" bir yalnızlık değil, başka bir şey mesela. Ama "Arka bahçede salatalık yetiştiriyorum, kimse gelmiyor. O kadar güzel ortamlar var, arkadaşlar hiç gelmiyor" bir yalnızlıktır... Bir de masum bir şeydir. İnsan yalnız kalmayı tercih etmiyorsa ve buna rağmen yalnız hissediyorsa, acıklıdır. Bu açıdan filmlerin ahlakı beni çok ilgilendiriyor. Mesela Her Şey Çok Güzel Olacak'taki Altan karakteri, olmak isteyeceğim bir adam değil. Çünkü masum değil. Kerkenezin teki... Ya da GORA'daki Arif çıkıp dese ki, "Abi biliyor musun, ben yalnızım"; inanmam. Ama Hokkabaz'daki İskender söylediğinde inanabilirim, çünkü masum o. Yine de ona bile şöyle bir cevabım olur: "Ulan yeteneğin olan bir şey değil ki sihirbazlık. Ne diye oralarda geziniyorsun? Orada tabii yalnız kalırsın!"
 

"Ben insan severim, merhametliyimdir"

"Ben insan severim, merhametliyimdir"

- Ailenizle ilişkiniz nasıl?

Babam 73 yaşında şu anda, abim 50'yi geçti. Geçenlerde abime dedim ki, "Bugün babamın bir yerde gizli 5 milyar doları olduğunu öğrensek ne yaparsın?" "Valla sağlam bir tokat yapıştırırım" dedi. Biz abimle çok zıt karakterlerdeyiz. Ben insan severim, o sevmez. Ben merhametliyimdir, abim pek değildir. Esprilerinde acımasızdır. Bunun neden olduğunu bilmiyorum. Ama bir balansı getiriyor beraberinde. Bu sorduğun anda aklıma gelen bir şey oldu. Abimin merhametsizliğinin içerisinde adaletli bir merhamet olduğunu, benim de aşırı merhametimin içinde acımasız bir taraf olduğunu gözlemliyorum. Böyle bir denge, büyük bir şans. Abimin kitabının arka kapağına, "Hadi gene iyisin, 1-0 öndesin benden. Benim bir kitabım bile yok, senin kitabın var" anlamında bir şey yazmıştım. "1-0 öndesin benden" derken, kalpten söyledim. Abim 'çin malı Cem Yılmaz' esprisinin kurbanı olacak biri değildir. Birbirimize saygımız yetişkinlikte ortaya çıkmış olsa da, birbirimizle 'didişsek' de, başka başka insanlar olsak, arkadaş olamayacak kadar birbirine uzak karakterlerde olsak da... Sonra arkadaş olduk. Kitabının arkasına, "Abim olmasa daha az görüşürdüm ama yine de görüşürdüm yani, iyi bir arkadaştır" diye yazdım. Öyle hakikaten. Daha geçenlerde, "Hak vaki olduğunda beni çok ararsınız. Ah ah Can Hoca olsa da bizi güldürse!" falan gibi bir şey söyledi. Esprili olduğunu düşünen bir insan.
 

"Ölüm pek de umurumda olan bir şey değil"

"Ölüm pek de umurumda olan bir şey değil"

- Bundan uzun yıllar sonra nasıl hatırlanmak istersiniz?

- Ölmek komedi malzemesi yapılacak bir konu değil tabii. Ama pek de umurumda olan bir şey değil. Hayatım boyunca ölümden korkmadım. Büyük ihtimalle yaptığım esprilerde de izleri vardır bunun. Kendi inisiyatifimle bu dünyada olmadığıma göre, başka bir inisiyatifle buradan gittiğimde de bu beni fazla ırgalamaz. Benim konum değil çünkü. Biri çıkıp dese ki, "Bundan sonra bu boyutta yaşayacaksınız, burası beşinci boyut", iyi peki tamam, ne yapayım yani... Hep deniyor ki, "Öldükten sonra nasıl hatırlanmak istersin?" Bu tatlı bir soru, güzel bir soru, dişi bir soru ama asıl ben sizi nasıl hatırlamak isterim? Öldükten sonra bu dünyayı nasıl hatırlamak isterim? Kimse bunu sormuyor, gıcık oluyorum. Mesela Kopernik'e biri sorsa "Nasıl hatırlıyorsunuz dünyayı?" diye, "Sizin anladığınız anlamda güneş sistemi falan yok" dese... Ya da Galilei'ye "Bak moruk, güneş sisteminin merkezi dünya değil, güneşmiş" desek... "Valla mı ya?" diye şaşırır mı? İnsanların öldükten sonra fikri değişiyor çünkü. 

Bu makaleye ifade bırak