Ölüm yaşanılması kadar konuşulması da zor olan konulardan biridir. Ölüm insanın hiçbir zaman kaçamayacağı herkesin tadacağı en büyük gerçekliktir. 
 
Ünlü düşünür Alexis Carrel in de belirttiği gibi;
‘’Hayatta her şey belirsiz, kesin olan mukadder bir şekilde kesin olan tek şey var : Ölüm. ‘’
 
   Yas ölüm sonrası yaşanması gereken bir süreçtir. 
   Biz yetişkinleri bile zaman zaman derinlemesine düşündüren bu kavramı çocuklarla konuşmak oldukça mühimdir. Yaşamımızdan sevdiklerimizi kaybettiğimizde hazmetmekte zorladığımız ölüm sonrası yas matem süreci; inkar, kızgınlık, pazarlık, depresyon ve kabullenme ile ilerlerken bu süreç çocuklar için oldukça karmaşık bir hal almaktadır. Bu nedenle bu süreç çocuklar için de en doğru biçimde ele alınmalıdır.
 
  Her çocuk biriciktir ve kendine özeldir. Her çocuğun birbirinden ayrı duygusal ihtiyaçları ve kendine özgü kılınmış bir mizacı vardır. Çocuğunuzu bu anlamda en iyi gözlemleyen anne babalar olarak bu durumu nasıl karşılayacağını kestiriyor ve buna dönük ses tonu, jest ve mimiklerle konuşma içeriğini destekliyor olmalısınız.
 
  0-5 yaş aralığındaki çocuklar gelişimin kritik evresi olan ben merkezci dönemdedirler. Bu dönemde çocuklar somut ve büyüsel düşünceye inanırlar. Ben merkezci dönemin en önemli özelliği her şeyin merkezinde çocuğun kendisini görmesi ve bilmesidir. Şayet bu dönemdeki bir çocuğa ölümü anlatmaya çalışırsanız çocuk birinin ölümünden kendini sorumlu tutabilir. Örneğin; ‘’ben çok yaramaz olduğum için annem ya da babam ölmüş .’’ vb. düşüncelere kapılabilir. Somut dönemdeki bu çocuk ölünün üşüdüğünü, yalnız kaldığını, karnının acıktığını düşünebilir. Hele bir de toprağın altında yattığını söylerlerse çocuk için bu daha katlanılmaz bir durum haline dönüşebilir.
 
  6-7 yaşlarındaki çocuklar ölümü bir hastalıkla bağdaştırırken, 10-12 yaşındaki çocuklar ölümün geri dönüşü olmadığını kolayca farkedebilmektedirler. İlkokul çağındaki bir çocuk soyut düşünme yetisini henüz kazanmadığı için mümkün olduğunca somutlaştırarak anlatmakta fayda vardır.
 
Bu konuda hikaye kitaplarından faydalanmanız oldukça mümkün olacaktır. 
 
‘’Her şeyin bir başlangıcı bir de bitişi vardır. Her gün birileri doğar ve her gün birileri ölür. Birisi öldüğünde bedeni artık çalışmaz artık nefes almaz, kalp atmaz ve artık ölen kişi düşünemez, bizler gibi uyuyamaz. Genelde filmlerde kötü insanlar ölür ama aslında gerçek hayatta iyi insanlarda ölürler. 
İnsanlar birçok farklı sebepten ölebilir, kimisi yaşlandığı için, kimisi çok hastalandığı için, kimisi ise kazalardan dolayı ölebilir.’’
şeklinde çocukla basit, anlaşılır ve net ifadeler kullandığınızda size o tahmin ettiğiniz gibi karmaşık sorularla gelmediğini daha iyi göreceksinizdir.
 
  Ölüm kavramı çocuklara anlatılırken yapılan büyük hatalar çocukların bilinçaltında fobik yaralanmalar meydana getirebilir. Örneğin; ‘’O şimdi derin bir uykuda ‘’ ifadesi çocuğun uykuya dalmasında sıkıntılar oluşturabilir. Ölümü henüz anlamlandıramayan çocuk, bu korkuyla beraber uykuya dalmak istemeyecektir. 
 
Bir başka yanlış ifade ise;
‘’O uzun bir yolculuğa çıktı ve asla geri dönmeyecek .’’ söylemidir. Algıları oldukça yüksek olan ve somut dönemde basit düşünen çocuklar böyle bir ifade ile karşılaştığında ise araçlara binmek istemeyecek, yolculuğa çıkmayı dahi reddedecektir. Annesini ve babasını kaybetme korkusuyla onlardan ayrılmaya dönük bir kaygıda yaşayabilir.
 
  Yine yapılan yanlış hatalardan biri ise yedi yaş öncesi çocuklara ölümü anlatırken bu konuyu din boyutuyla ele almanız olacaktır. Çocuğa ‘’O şimdi cennette orası çok güzel bir yer, orda istediği her şeye ulaşabilir.’’ gibi bir ifadede bulunmanız çocukta soyut düşünme becerisi gelişmediğinden ‘’Madem cennet güzel bir yer biz neden buradayız? Madem gelecekte oraya gideceksek biz şimdi neden buradayız?’’ diye düşünüp ölmek isteyebilir.
 
   Çocuklarla yapılacak olan mezar ziyaretleri yedi yaş öncesi için uygun değildir. Ancak böylesi bir durumda çocuğa ölen kişinin toprağın altında yattığı değil, bu alanın ölen kişilere ait bir bahçe olduğu ve ziyaret edilerek güllerin sulandığı açıklaması yapmak daha doğru olacaktır.
 
  Yas yaşamış çocuklarda kalan ebeveyne karşı bağlanma problemi görülebilir. Doğum günü, mezuniyet günü, babalar ya da anneler günü gibi özel günlerde öğretmenleri ile yas durumu paylaşılarak hassas davranılması gerektiği bildirilmelidir. Yapılan araştırmalar bilişsel ve sosyal becerileri yüksek olan çocukların yas matem sürecine daha kolay uyum sağladığını göstermektedir. Bu nedenle yas yaşamış çocukları sosyal ortamlara sokmak iletişim kurmakla beraber duygularını ifade becerisini geliştirecek ve içe dönük kalma durumunu ortadan kaldıracaktır.
 
Çocuk Gelişimi Uzmanı
Sümeyra Yapıcı AYDIN