Cinsel eğitim her anne ve babanın korkulu rüyasıdır aslında. Ne yapsak, ne yapmasak, ne zaman başlasak gibi sorular kafamızda döner durur. Çünkü bir yanımız en değerli varlığımızın bilinçlenmesini, sınırlarını çizebilen bir birey olmasını, erken yaşlarda olmasına rağmen kendini olası tehlikelerden korumasını deli gibi isterken bir yanımız ise içinde bulunduğumuz kültürün de etkisiyle tabulaştırdığımız konuları bu küçük bireye nasıl ifade edeceğimizi sorgular.
 
Cinsel eğitime ne zaman başlamalıyız konusuyla başlayacak olursak; bir çok annenin bildiğinin aksine 2 yaşından itibaren başladığı fikrine katılmıyorum. Bebek doğduğu andan itibaren bu süreç başlamış oluyor aslında. Bu sebeple bebeğin doğduktan sonraki ilk 3 yılını sırayla ele alacağım.
 
Bebeğin ilk 1 senesinde haz veren organı ağzıdır. Buna rağmen, sizin diğer organlarıyla ilgileniş şekliniz sürekli takibindedir. Ayrıca ellerini daha aktif kullanmaya başlamasıyla ağzı dışında vücudundaki diğer organlarına da dokunur. Kafasına dokunur, bacaklarına, ayak parmaklarına, cinsel organına... Bunlar vücudunu tanımak için yaptığı en doğal temaslardır. Kafasına dokunması ne kadar doğalsa, penisine dokunması da o kadar olağan ve doğaldır. Ancak bizim tutum ve davranışlarımız bu normalliği anormalliğe çevirebilir. Gereğinden fazla bebeğin cinsel organıyla temasta bulunmak, oynamak, isimler takmak, alay etmek, ele güne gösterip sergilemek, ya da bezini değiştirirken dayanılmaz kokudan dolayı yüzümüzü buruşturup isyan etmemiz bile! Tüm bunlar çocuğumuzun bedeniyle ilgili, cinsellikle ilgili zihnindeki ilk temel yapı taşlarını oluşturur. "Bacaklarımın arasındaki şey çok ilginç, çok önemli-oradaki her neyse korkulacak bir şey" bu iki düşünce şeklini de benimsemesini istemiyoruz. Çünkü gözleri gibi elleri gibi onlar da çocuğun birer organı tamamen doğal ve tamamen ona ait. 'Normal' olarak sahiplenebileceğimiz tutum bu olmalı ve davranışlarımız, söylemlerimiz de ona göre şekillenmeli. "Orana dokunma, elleme, cıs, ayıp" gibi söylemlerle onları korumuş olmuyoruz. Sadece merak duygularını iyiden iyiye cezbediyor ve aslında onları olası tehlikelere karşı savunmasız kılıyoruz.
 
1,5 yaş sonrası çocuğunuzun altını aldırmak istemediğini, sizden köşe bucak kaçtığını görebilirsiniz. Çünkü artık yavaş yavaş ağız haz organı oluşunu dışkılama organına devreder. Çocuk bunun farkına varır. Kakasını tutabilir, ıslak mendille sildirmek istemeyebilir. Bu 2 yaşa kadar sancılı bir süreç olarak devam edebilir. Sabırlı olmakta fayda var. Çünkü kendi bedenini tanımaya anlamaya çalışan minik bir insanla karşı karşıyayız. Ancak o sorular sormaya başlamadan çocuğa bilgi aktarmanın lüzumu yoktur. Sadece mahremiyeti ile ilgili ve tuvalet alışkanlığı kazandırmakla ilgili anlayabileceği düzeyde minik sohbetler yapılabilir. Tuvalet alışkanlığı konusunda aceleci olmayın, yargılayıcı ya da aşağılayıcı davranmayın. Çocuğunuz 2 yaşında da öğrenebilir, 3 yaşında da psikolojik olarak hazır olması önemlidir. Bunu da yaptığınız o minik sohbetlerden anlayacaksınız. 
 
2 yaş dönemi ise dil gelişiminin hızlandığı bir dönemdir ve bir süre "bu ne?" sorularının ardı arkasının kesilmeyecektir. Çocuk bu dönem de çıplaklıktan da çok hoşlandığı için vücuduyla ilgili sık sık sorular sorması kaçınılmazdır. Göbeğini sorabilir, memelerini, cinsel organını sorabilir. Duymamazlıktan gelmeyin ya da isim takmadan, terslemeden gerçek isimleri ile ifade etmeyi deneyin. Ve onlar tekrar sorana kadar daha fazla bilgi yüklemeyin.  Bu zamana kadar banyoları birlikte yaptıysanız eğer yavaş yavaş bu alışkanlığı sınırlandırıp sonrasında ise sonlandırmak gereklidir.  
 
3 yaşın getirdiklerine gelecek olursak, küçük bireyimiz artık cinsel kimliğinin farkındadır. Cinsiyet ayrımı yapabilir. "Ben kızım, o erkek" gibi cümleler duyabiliriz. Dolayısıyla çocuğun dikkatinin, ilgisinin, haz duygusunun cinsel organlara yöneldiği bir dönemdir. Cinsel kimlik rolleriyle özdeşleşirler. Yani kızlar anneleri gibi erkekler babaları gibi davranırlar diyebiliriz. Cinsel organlar ile ilgili daha çok felsefi soru duymak bu yaşla birlikte olasıdır. Daha önce de vurguladığımız gibi sadece sordukları kadarına değinip onların anlayabileceği düzeyde cevaplar vermeliyiz, doğru bilgiler vermeli, tersleme, ayıplama, duymamazlıktan gelme gibi tutumlardan kaçınmalıyız. 
 
Soracakları sorulara örnekler verecek olursak;
Kızların da penisi var mı?
Babamın da vajinası var mı?
Erkekler bebek doğurur mu?
Büyünce annemle evlenebilir miyim?
Bebekler nasıl olur?
Kardeşim annemin karnına nasıl girdi? Peki nasıl çıkacak?
 
Onlar size sormadan bu sorular üzerinde düşünmeye başlamakta fayda var. Ancak şu da bir gerçek ki biz ne kadar düşünürsek düşünelim hiç aklımıza gelmeyen bir soruyla bizi şaşırtmaları mümkün olacaktır bu muhteşem üstü canlıların. Sakin, soğukkanlı ve kısa cümlelerle cevap vermeye çalışın. Ya da o an bir cevap bulamıyorsanız "ben bu konu hakkında biraz düşünüp daha sonra cevaplayabilir miyim?" gibi bir cevap verebilirsiniz. Ancak sonrasında muhakkak bu soruyu yanıtlayın. Çünkü burada önemli olan ebeveynin çocukla sürekli diyalog halinde olması ve diyalog halinde kalmasıdır. Çocuk merak duygusunu farklı kişilerden ya da kaynaklardan değil sizden karşılamalıdır. Unutmayın asla bu merak duygusunu bastıramazsınız. Böyle bir şey insan oğlunun doğasına aykırıdır. O merak ettikçe size soracak, siz de onun sorduğu kadarına en güvenilir halinizle cevap vereceksiniz. 
 
Tabi ki tüm bunların yanında, mahremiyetine saygı duyacaksınız. Öptürmek istemiyorsa öpmeyin lütfen. Ya da başkalarını öpmesi için sarılması için zorlamayın teşvik etmeyin. Ona hakkettiği saygıyı önce siz sunun ki o da kendine saygı duyabilsin ve güvenebilsin. Yeri geldiğinde dışarıda ya da evde istemediği bir davranışa maruz kaldığında karşı koyabilsin.
 
Yine bu konuda Avrupa Konseyinin çocukları cinsel istismardan korumaya yönelik olan "İç çamaşırı kuralı"nı oldukça basit ve faydalı buldum. Bu kuralı özetlemem gerekirse, iç çamaşırı kuralının 5 ana maddesi vardır;
 
1.Vücudunuz size aittir
Çocuğa küçük yaşlardan itibaren "bu senin bedenin tamamen sana ait bazı bölgelerin ise sadece sana özel başkaları göremez ve temas edemez " algısı yerleştirilmelidir. Şüphesiz ki bu da sizin ona saygı duymanızla başlar. Ondan izinsiz öpücük almayın izin vermiyorsa öpmeyin dokunmayın. Zamanla bunu yabancılara karşı da uygulayacaktır. Bu konuda çekingen ya da tutarsızsa cesaretlendirin, bedenine saygı duymaları gerektiğini öğretin. Başkalarının yanında soyup giyindirmeyin. Mahrem duygularının gelişmesine yardım edin. Rahatsız olduğu temaslarda hayır demeyi hatta çığlık atmayı öğretin.
 
2. İyi bedensel temas-kötü bedensel temas
Fiziksel temas size iyi hissettirmiyorsa bir şeyler yanlış gidiyor hissi varsa bu kötü bedensel temastır. Bu çocuklara anlatılabilir ancak çocuklar bazen bu hislerin çok farkında olmayabilir. Bu yüzden; bazı bölgeler özeldir mesajını iç çamaşırını sınır göstererek pekiştirebilirsiniz. İç çamaşırının içindeki bölgelerin özel olduğu ve başkalarının bu bölgelere dokunmasının bakmasının yanlış olduğu anlatılmalıdır. "Bazı yetişkinler dışında iç çamaşırına kimse dokunamaz ( anne-baba, bakıcı, doktor, öğretmen vb) ancak bunların da temasında iyi hissetmiyorsan itiraz etme hakkın var" diyebilirsiniz.
 
3.İyi sırlar-kötü sırlar
İyi sırlar saklanabilir, kötü sırlar ise paylaşılmalıdır öğretisi çocuklar için netleştirilmelidir. Mesela "Arkadaşına bir doğum günü hazırlığı yapıyorsan bu konuda bir şeyleri gizlemen, kimseye söylememen gerekebilir çünkü sonunda arkadaşına sürpriz yapılacak ve o çok mutlu olacak bu iyi bir sırdır. Ancak seni üzen, endişelendiren, suçlu hissettiren, kötü hissettiren, korkutan her şey kötü sırdır. Annene ya da en yakınındaki güvendiğin bir büyüğe bunu söylemelisin." gibi örneklerle çocuklara anlatılabilir. Çünkü istismarcıların en çok kullandıkları yöntemlerden birisidir sır meselesi. "Bu ikimizin sırrı olacak tamam mı" cümlesi de şüphesiz en çok söyledikleri cümle.
 
4.Önleme ve koruma yetişkinlerin sorumluluğundadır
İstismara uğrayan çocuk korku, suçluluk ve utanç duygularını yaşarlar. Bu sebeple onların duygusal dünyalarındaki değişimlerin de sürekli takibini yapmalıyız. İç dünyalarında neler olup bittiğini anlamaya çalışarak bazı kişilere karşı mesafeli olmayı istemelerini anlayışla karşılamalı ve sebebini keşfetmeye çalışmalıyız. Çocuklarımız anne ve babalarına her koşulda güvenebilmeli ve her şeyi anlatabileceklerini hissetmeliler. Onları hiç bir şey için korkutmayın ve tabular oluşturmalarına izin vermeyin. Unutmayalım cinsel şiddetten çocukları korumak öncelikli olarak bizim görevimizdir bunu tamamen çocukların sorumluluğuna veremeyiz.
 
5.İp uçlarını netleştirme
-İstismarcı yakında da olabilir bir yabancı da olabilir. Bu iki duruma karşı da tedbirli olunmalı ve istismarcının olası tuzaklarına karşı bilinçlendirmeliyiz çocukları. Mesela yabancılardan hediye ya da çikolata kabul etmemek, onlarla hiç bir yere gitmemek gibi.
-Çocuklar anne babaları dışında kimlere güvenebilir ve yardım isteyebilirler bu konu konuşulmalı. Çünkü çocuğun ailesi dışında da güvenip yardım isteyebileceği insanların olması onu olası risklere karşı korur. Bu konuda çocukla sohbet edilmeli ve sosyal çevresindeki bu kişiler belirlenmelidir. (bir öğretmeni, arkadaşı, akrabası olabilir)
 
Bunların dışında, ailelerin çoğunlukla söylemeyi unuttukları bazı diğer kurallara da değinmek istiyorum. Yukarıda belirtilenlerin çocuğunu hatırlayıp çocuğumuza aktarıyoruz peki bu kurallar aklınıza geliyor mu ve söylüyor musunuz? 
 
  • Hiç kimse özel bölgelerinin resmini çekemez!
  • Hiç kimse vücutlarındaki özel bölgelerle ilgili sorular soramaz!
  • Hiç kimse onların özel bölgeleriyle şakalaşamaz, oyun oynayamaz!
  • Hiç kimsenin özel bölgesine onlar izin verse dahi dokunulamaz!
  • Bu tür durumlarda (güvensiz hissettiği her durumda) kullanmak  üzere aranızda bir kod oluşturun, böylelikle çocuğunuzla iletişiminiz hızlı ve kolay olabilir. 
  • Siz ya da güvenilir birileri yakınlarda değilse ve böyle bir tehdit hissediyorsa yalan söyleyerek uzaklaşmasını öğretin. Mesela "tuvalete gitmem gerek" demek gibi
Dilerim ki hiç bir çocuğun bu yöntemlere ve tavsiyelere ihtiyacı olmaz. ancak veriler gösteriyor ki çocukluğunda bir çok insan ufak ya da büyük birçok cinsel istismara maruz kalıyor. Bu kişiler genellikle yakın çevreden olabiliyor bazen ise hiç tanınmayan kişiler. Bu sebeple ebeveyn olarak uyanık olmalı ve çocuğumuzu da bu risklere uyanık yetiştirmeliyiz. 
 
Dilerim ki en az yemesi, içmesi, uykusu, tuvalet eğitimi kadar çocuğunuzun cinsel eğitiminin de farkında olan anne babalardan olabilirsiniz.
 
Sevgiyle
Nuray ER
 
https://psikolognurayer.blogspot.com.tr/

https://www.instagram.com/psikolognurayer/
 
nurayerr@gmail.com