Her anne ve elbette her insan için konuşulması zorunlu ama tatsız konular oluyor mesela hayatta; örneğin çocuğum cinsel istismara, tecavüze, tacize ve saldırıya uğrarsa… Son derece sevimsiz bir konu farkındayım ve hepimiz sanki başımıza gelmeyecekmiş gibi olabildiğince az kaygı duyuyoruz. Oysa çocuklarımıza doğduğundan itibaren nasıl yemek yiyeceğini nasıl tuvalete gideceğini nasıl yürüyeceğini hep öğretiriz, cinsel istismara karşı kendini nasıl savunacağını öğretmek de temel görevlerimizden biri! Ancak bu olayı abartıp çocuklarımızı eve kapatmadan, hayata ve insanlara karşı olan sevgisini ve güvenini sarsmadan… İnsan olduğunu ve hayatın koskocaman bir iletişim yumağı olduğunu unutturmadan. Belli ki bazılarımız koparıyoruz çocuklarımızı hayattan, belki tecavüze karşı her türlü gardını almış olarak yaşıyor, bedenini koruyor ama peki ya akıl sağlığı? Yaşamının geri kalanından beklentilerini öldürmek, hayallerini, umutlarını öldürmek; insanlara karşı güvenini sarsmakla aynı potada bence! Benimle aynı düşünmüyor olabilirsiniz zaten işim hayata karşı daha umut ve sıcak bakanlarla. Ha “benim çocuğumun başına gelmez, nasılsa evden okula okuldan eve, her halini kontrol ediyorum” saflığında da olmamalıyız… Bu bir önlem! Unutmayalım.

Çünkü bakın rakamlar neler söylüyor, 2016 yılı araştırmasına göre, ülkemizde her 3 çocuktan biri cinsel istismara uğruyor. Her 4 saatte 1 çocuk istismara maruz kalıyor. Bu vakalarda son 10 yılda % 125 oranında artış var. Rakamlar korkunç. Türkiye Psikiyatri Derneği’nin rakamları bunlar. İşte bu nedenle azı karar çoğu zarar diyerek başlamalı…

İYİ SEVMEK KÖTÜ SEVMEK

Konuyla ilgili 6 yaşına girmek üzere olan oğlumla artık konuşma yapmak için hareket geçtim ben de. Hatta geç bile kaldığımı fark ettim, kendime kızdım. Önce bu konuda ne biliyor bir ölçeyim dedim, biraz nabız yoklama gibi. Biraz komik biraz trajikomik bir manzarayla karşılaştım. Direkt sordum oğlum iyi sevmek ve kötü sevmek nedir diye. Aynen şöyle cevap verdi; “İyi sevmek mesela senin beni öpmen bana sarılman gibi. Ama kötü sevmek, babamın sakallarıyla beni öpmesi ve benim yanağımın acıması” işte bu kadar masum bir dünyası vardı… Gel de anlat şimdi bu çocuğa dünyada onlarca pislik insanın varlığını ve kendini onlardan koruması gerektiğini… yo yo, ona bu kötülüğü yapamazdım, korkutamazdım. Vazgeçtim tabii…

Ancak yaptığım araştırmalar ve görüşmeler beni birkaç gün içerisinde yeniden harekete geçirdi. Çünkü bu konuyu yokmuş varsaymak, ona yapabileceğim en büyük kötülüktü. Abartıp eve kapatmak ya da bütün yabancı insanları birer cani gibi göstermek de!

ÇOCUKLARIMIZI CİNSEL İSTİSMARA KARŞI NASIL UYARMALIYIZ?

Her yaşın eğitimi birbirinden farklı, daha doğrusu dili farklı ama içerik ve sonuç aynı. Ancak tek bir gerçek var ki, yaşı kaç olursa olsun (Pedagoglar 4 yaşın altında kesinlikle doğru bulmuyor) çocuklarımızı uyarmalıyız. Çünkü bu sadece yabancı kişilerden gelen bir tehlike değil. Bir aile bireyi, komşu, öğretmeni... kimden geleceğini bilmediğimiz bir tehlikeye karşı küçük önlemler bahsettiğim…
Tabi benim gibi olayı kavramakta zorlanacak bir çocuğunuz varsa, işe özel bölgelerini anlatmakla başlıyorsunuz. Burası senin özel bölgen, izin almadan kimseye dokundurma diyoruz. Sadece doktorun dokunabileceğini, onun da anne-babanın yanında olduğunca izin verileceğini anlatıyoruz.
Banyo yaptırırken, çıplaklığın ne olduğunu, anne-baba dışında kimsenin banyo yaptırmak dahil, izinsiz, gizli şekilde bir yerine baktırmaya izin vermemesi gerektiğini izah ediyoruz. Bu iki şeyi söylerken, sonuç odaklı değil de, (Yani gösterirsen bu olur, dokunmalarına izin verirsen bu olur gibi değil) olması gerekenin bu olduğuna inandırarak yapmalısınız.

Mesela zaman zaman yaptığımız bir yanlış da “bu aramızda sır olarak kalsın tamam mı bi’tanem” cümlesi… En irrite olduğum cümle! Ne sırrı arkadaş! Bir suça teşvik etmek bu, açık açık. Sonra çocuklarımızdan dürüst olmayı bekleriz… Çocuklar sır ne bilmemeliler. Sır saklamamak gerektiğini anlatmalıyız onlara. Her şeyi siz anlatın önce. Anlatmanın, paylaşmanın ne kadar güzel olduğunu sizden görmeli ki uygulamalı!

Bir diğer yapılabilecek şey ise, birkaç kişiyle birlikte tuvalete girilemeyeceği bilinci. Kimi zaman bazı kreşlerde yaşanabildiğini düşünüyorum. Özellikle erkek çocukların aynı anda tuvaletlerinin yaptırılmaması konusunda son derece özen gösterilmeli, tuvalette başka birisi varsa kesinlikle girilmemesi gerektiği söylenmeli. Hatta buna özen göstermeyen okul yönetimi de aynı sorumluluğa davet edilmeli bence!

Bazı uzmanlar diyor ki, herkesin ortasında çocuklarınızın üzerini değiştirmeyin! Evet bunu ben çoğu zaman yapıyordum ve yaptığımın ne kadar yanlış olduğunu anladım. Hepsi bir zincirin halkası gibi. Tutarlı olunmalı. Atletini değiştirsem şurada ne olacak dediğimiz an, yapmaya çalıştığımız her şeyi at çöpe… Aynı biçimde anne-baba da giyinirken ve soyunurken ayrı odada olmalı. Tasvip etmediğin şeyi kendin yapma kuralı.

7 yaşından itibaren de odasına girerken kapıyı çalarak girilmesi gibi konulara da çok dikkat edilmeli. Kız olsun erkek olsun fark etmiyor. Sen erkeksin hadi aslanım cümlelerini artık kaldırın rafa. Bu kadar fazla cesaretlendirmeye gerek yok bence.
Ancak benim en hassas noktam şu ki, çocuklarımızı korkutulmadan, şöyle yapmazsan tacize uğrarsın gibi cümleler kurmadan. Buradaki kilit tavır ona ait bedeninin olduğunu öğretmek. Çünkü kendisine gelecek tehlikeden korunma işlemini korkusundan değil, refleks olarak yapmalı… Bunu unutmayın sakın!

PEKİ TACİZE UĞRAMIŞ ÇOCUĞU NASIL ANLARIZ, NASIL YAKLAŞMALIYIZ?

Yaşı kaç olursa olsun, tacize uğramış çocuğun tavırları birbirine benzerlik gösteriyormuş. Yapılan araştırmalara göre, genellikle bu durumu anlatma eğiliminde olurlar ama okuldaki bir başka çocuğun yaşadığı bir şeymiş gibi. Onun başına böyle bir olay geldi cümlesini duyduğumuz anda peşine düşmeliyiz kısaca. Genellikle anne-babasıyla ilişkisi güçlü çocukların anlatması daha kolay oluyor. Ancak anlatamayanlarda ise bazı tepkiler gelişiyor. Örneğin saldırgan tavırları arttıysa, her türlü yabancı kişi gördüğünde arkanıza gizleniyor, kaçıyor, göz teması kurmak istemiyorsa. (Bu bazen bir çocuğun karakteristik özelliği olabilir ki Toprak genellikle böyledir. Burada bahsettiğim şey, tavır her zamankinden farklı ise)

Öte yandan okulda tacize uğramış çocuk, okula gitmek istemez, sabah uyanmak istemez. Durduk yere böyle bir şey ile karşılaşmışsak, önemsemeliyiz.

İdrar-kaka kaçırma, yaşına uygun olmayan cinsel oyunlar oynama eğilimi, aşağılık duygusu, kendine zarar verme durumu (Bu genellikle kız çocuklarında olabilen bir durummuş), uyku bozuklukları, tırnak yeme, parmak emme, madde bağımlılığı, bir anda ortaya çıkan fobiler, panik ataklar ve bir anda ortaya çıkan ve anlam veremediğimiz her durumdan şüphelenilmesi gerekir. Tüm bu belirtileri paranoyakça cinsel tacize bağlamak da doğru olmaz. Ancak çocuklarımızın tüm davranışlarını izlemek, anlamak, altında yatan sebepleri bulmak için çaba sarf etmeliyiz. Sadece dokunmanın değil, sözle, bakışla da tacize uğrayabileceklerini de unutmamak gerekir. İnternetten yapılan bir yazışma, telefondan gelen bir mesaj da tacize girer.

Ben işe özel bölgesini anlatmakla başladım tabi. Şimdilik bir eğlence gibi görüyor, anlamakta zorlanıyor. Ancak bunu 1 kez değil, düzenli bir biçimde söylemek gerekiyor. Bir anne olarak kaygı duyuyorum elbet ama korkarak yaşamak ve yaşatmak taraftarı değilim.

Daha güzel günlerde görüşmek dileğiyle…

AYŞEN ÇATAK YALMAN