Saldırganlık; her insanda potansiyel olarak var olan kimi zaman denetimimiz altına alabildiğimiz, kimi zaman ise kendimizi engelleyemeyerek dışa vurduğumuz itici bir güçtür. Genellikle yetişkin olarak bizler, içimizdeki bu potansiyel gücü çoğunlukla denetim altına alabiliriz. Denetim altına almamızı sağlayan etkenler arasında; kişilik yapımız, içinde yaşadığımız çevre ve kültür, ahlaki değerlerimiz, ailemizden aldığımız öğretiler, iletişim becerilerimiz ve öz denetimimiz vb. gibi hem içsel  hem de dışsal faktörler yıkıcı davranışlarımızı etkiler ve belirler. 
 
Freud'a göre, saldırganlık insanda güdüsel olarak yer alan iki kuvvetli dürtüden biridir. Çocukların büyük çoğunluğu engellendiklerinde veya kendilerine zarar verildiklerinde kendilerini korumak için saldırgan davranışlarda bulunabilirler. Bu durumlarda saldırgan bir yapıya sahip olduğu düşünülemez; çünkü saldırgan bir kişiliğe sahip olan çocuklar, olur olmaz durumlarda ve zamanlarda saldırıya geçerler. Çocuğun saldırgan bir kişilik geliştirdiği yargısına varmak için, zarar verici ve rahatsız edici eylemlerin sıklığı normal değerlerin üstünde seyretmelidir. 
 
Çocuklarda saldırganlık biçimlerine baktığımızda; tekme atma, itme, oyuncakları parçalama, oyun esnasında arkadaşlarına ve çevresine karşı agresyon sergileme, ısırma, saç çekme, tükürme, cimcik atma, sırasını beklemekte agresif bir şekilde ifade ederek zorlanma, kurallardan hoşnut olmama, özel muamele görmeyi arzuladığında ve yerine gelmediğinde akranlarına ve yetişkinlere karşı olumsuz davranış problemleri gösterme, sınıf düzenine uyum sağlayamama şeklinde görülmektedir. 
 
Bu tür davranış problemleri; hem akran gruplarının yer aldığı sınıf ortamında görülebileceği gibi, çocuğun ev ve dışarıdaki ortamında da (örneğin, sokaktaki hayvanlara eziyet etme, şiddet içeren oyun ve çizgi filmlere yönelme gibi) gözlenmektedir. 
 
Çocukların , yetişkinlere nazaran öz denetim ve sorun çözme becerileri, yaş ve gelişimsel düzeyine  göre daha azdır. Çoğunlukla bu yaş grubundaki çocuklar daha çok aile ve çevresindeki gördüğü iletişim biçimleri ve yetişkinlerin gösterdiği davranışları doğru olarak benimseyip modeller ve ona göre ortaya çıkarır. Çocuğun olumsuz bir olaya şahit olması (evde yaşanan gerilimler, kavgalar), çocuğun kendini ifade etmesine izin verilmemesi ve değersiz hissi yaratması, ailenin; çocuğa kendini korumasını yanlış bir şekilde ifade etmesi(akran veya öğretmenlerine karşı), çocuğun olumsuz davranış sergilediğinde fiziksel ve psikolojik olarak (azarlanma, vurma) davranışa maruz kalması çocuktaki saldırgan davranışları tetiklemekte ve saldırganlık davranışının artmasında büyük bir rol oynamaktadır. 
 
Bu tür agresif tepki ve davranışları gözlemlediğimizde, ebeveyn olarak ilk olarak kendi iletişim biçimimizi, bir davranışa verdiğimiz tepkileri gözden geçirmeliyiz. Aynı zamanda, çocuğumuza suçlayıcı davranıp, davranışı baskı şeklinde engellemenin uzun süreçte faydasının olmayacağını bilerek yaklaşmamız gerekir. 
 
ÇOCUĞUMUZ SALDIRGANLIK DAVRANIŞI SERGİLEDİĞİNDE NE YAPMALIYIZ?
 
- Çatışmaları, uzlaşarak çözmek biz yetişkinler için bile bazen kolay bir durum değildir. Bunun için öncelikle kendi yaşamımızda bir problemle karşı karşıya kaldığımızda öncelikle pratik yapmalıyız. Çocuk, bir beceri veya yetenek gerektiren bir aktiviteyi başarabilmek için nasıl uğraşıyorsa, aynı bilinç ve özveri ile yaklaşım sergilemeliyiz. 
 
- Biz yetişkinler, çocuklarımızın her davranış ve tutumunda ayna görevi görürüz. Dolayısıyla bizim bir olaya yaklaşma biçimimiz onlar için model oluşturur. Çocuğun yanında iken  davranış ve tepkilerimize dikkat etmemiz gerektiğini unutmamalıyız. 
 
- Aile olarak çocuğun saldırganlık gösterdiği davranışları engellemek kadar, çocuğun olumsuz davranışı gösterdiği anda gülmek, dalga geçmek gibi davranışlar, saldırganlığı pozitif etkileyebilir. ‘Benim çocuğum herkesten ve her şeyden önemlidir’ anlayışı ile yaklaşmak çocuğun ileride sorun yaşamasını daha çok arttıracaktır. Unutmayın ki; sosyal bir çevrede, aidiyet duygusu ile  yaşıyoruz. Çocuğunuzun dışlanmasına sebep olmamakta fayda var. 
 
- Çocuklarınızda kızgınlık duygusu hissettiğinizde, onunla sağlıklı iletişime geçebilmek, duygusunu ifade etmesine izin verebilmek önemli ve gereklidir. (Ne oldu? Ne düşünüyorsun? Ne hissediyorsun? Seni kızdıran şey ne? vb.) Kızgınlığın normal bir duygu olduğunu ifade edin. Fakat kızgınlığımızı ifade ederken gösterdiğimiz bazı davranışların kabul edildiğini, bazılarının da kabul edilemez olduğunu belirtin. 
 
- Anne - baba ve yakın çevre saldırgan davranışlara karşı tolerans göstermemelidir. Çocuğun istekleri bu tip davranışlar yapılınca yerine getiriliyorsa, çocuk isteklerini yaptırmada saldırganlığı araç olarak görmeye başlar.
 
- Çocuk başka çocuklarla kıyaslanmamalıdır. (bak arkadaşın senin gibi tepkiler veriyor mu, o çok uslu ve zeki bir çocuk vb.) Kıyaslama kişinin içindeki şiddeti artıran bir durumdur.
 
- Saldırganlığa yol açan duygunun dağıtılmasında çocuğun içindeki enerjiyi boşaltması önemlidir. Çocuğun dışarıda oynamasına izin verilmelidir. Ayrıca yumruklanabilen kil, resim çizme ve boyama, futbol/basketbol gibi sporlar yaptırma kızgınlık duygularını kontrol altına almayı sağlayabilir.
 
- Çocuğun olumlu davranışını görüp pekiştirmek, olumsuz davranışını görmezden gelmek önemlidir.
 
- Anne - babalar saldırganlığa eğilimli çocuğun televizyonda ya da diğer kitle iletişim araçlarında şiddet ve saldırganlık içeren görüntüleri izlemesini engellemeli ve bunları model almasına izin vermemelidir.
 
- Çocuğuzun saldırganlık davranışını tetikleyen sebepleri gözlediğinizde, durumu fırsata çevirerek bu konuyu konuşun ve ona sorular yöneltin.  Sorularına dürüstçe cevaplar verin, onun anlayacağı yalınlıkta, kavga eden insanların nasıl göründüğünü, neden anlaşamadıklarını vb. tartışın.
 
- Sınıf ortamında, çatışmaları çözebilmek daha zordur. Bu sebeple okullar önemli bir modeldir. Öğretmenin, çocuklar arasındaki diyaloğu arttırabilecek etkinlikler yapması önemlidir. 
 
- ‘Ben dili’ her zaman önem arz etmektedir. Anne - babalar, çocuklarla iletişim kurduğunda (Arkadaşının canı yandığında rahatsız oluyorum, üzülüyorum vb.) ‘sen dili’ kullanarak suçlayıcı olmaktansa ‘ben dili’ni kullanarak, olumsuz davranışa atıfta bulunmalıdır.
 
- Çocuğa davranışlarının olumsuz sonuçları gösterilmelidir. Saldırgan davranışları ile hiç bir şey elde edemeyeceğini gösterilmeli ve yaşatılmalıdır. (Aile fiziksel ve sözel olarak olumsuz bir davranışta bulunmamalıdır).
 
- Çoğunlukla agresyon ve saldırgan davranışlar gösteren çocuklar geldiğinde verdiğimiz ev ödevlerinden biri olan, ya öfke yoluna çıkarsa ödevi, çözüm odaklı terapi de kullanılan, özellikle problemle çocuk arasında bir mesafe koymak gerektiğinde kullanılabilir.
 
''...Sakinleşmenin iyi bir yolu mola vermektir. Mola vermek olumlu ya da olumsuz şeyleri düşünmemek anlamına gelir. Zihninin ve bedeninin toparlanması için, içinde bulunduğun durumdan uzaklaşmak demektir. Kendine ‘şimdi mola verdim. Bu konuyu sonra düşünürüm’ de. Sonra da aklına başka bir şey getirmeye çalış. Bazı çocuklar kitap okuyarak mola verirler. Bazıları basket oynayarak mola verirler. Sinirlendiğinde sana nelerin iyi geleceğini düşün. Sorunlarının kocaman uçan balonun içinde uzaklara gittiğini hayal edebilirsin. Ya da en sevdiğin şeylerden birini aklına getirebilirsin''
 
- Çocuklarda öfke ve saldırganlık durumlarında anne-baba olarak çözüm bulamıyorsanız profesyonel destek almak önemlidir.
 
- Ve en önemlisi, sabretmektir. Olumsuz bir davranış esnasında gösterdiğimiz sabır ve kendimizi denetlememiz, çocuğa olumlu davranışı öğreterek, olayların saldırgan bir şekilde çözemeyeceğini gösterir. 
 
Instagram: instagram/volkanpelenk