Birçoğumuz, sabahları evimizden işe, okula veya olmamız gereken yerlere gitmek için çıkıyoruz. Sabahları özellikle yol kenarında, ufacık bedenleri,karanlık içinde anne yada babalarıyla servis beklerken görüyorum.İçimden hayat mücadelesi diye geçerken sonra diyorum ki, onların gelişimi, mutluluğu, kendine güveni, arkadaşlarına kavuşması gibi şeyler için burdalar. Bazen yavaş yavaş yürüyerek etrafı izlemek istiyorum, ama arabaya binip yola koyulma zamanı olduğu için, araba içinden dışarda akan hayatı gözlemlemekle yetiniyorum.

Bazen kendime zaman veriyorum ve yol kenarında bir yere oturuyorum. Her yüze, her duyabildiğim sese ulaşmak istiyorum. Bencilce ya da insanların sınırlarını geçmek gibi algılanabilir bu durum. Fakat ben bakmayı değil, görmeyi başarmak için izliyorum. Yan masada bir çocuk, annesine kızarken, annenin yüzünü göremesem de sesindeki kırgınlığı hissedebiliyorum ve diyorum ki; hergün birşeyler öğrenmek mümkün, hatta birçok şey mümkün.

Kalabalıkta, gözleri, yüzleri, sesleri, bedenlerin anlattığı şeyleri görmeye çalışıyorum. Bu mesleki bir durum değil, bu benim yaşamın akışında, yaşamı algılama şeklim. Özellikle, lokanta önlerindeki masalarda yemek yerken masaya mendil vs satmak için bir çocuk yanaştığında, verilen tepkileri ya da trafik ışıklarında durunca cama vuran, birşeyler satmaya çalışan boncuk gözlü çocuklara verilen tepkileri görmeye çalışıyorum. Özellikle trafikte yaya geçidinde bekleyen insanları görüp ama yine de yaya yolunu kapatan sürücüleri görmeye çalışıyorum. Kalabalık ortamlar da bağırarak konuşan insanları izliyorum. Tüm muhabbetlerine tanık olabiliyorsunuz. ve bu tip yerlerde hizmet eden genç, yaşlı çalışanları gözlemliyorum. Hepsi kocaman birer yaşam, herkes kendi hayatında başrolde. Şehirler arası yolculuklarda, evlerin ışıklarını, pencereleri izlerim. Geç saatlerde balkondan sokakları izlerken, sokak lambaları altında beliren ve sonra kaybolan gölgeler görüyorum. Arkasında bir çekçek araba ile çöpün yanında durup, çöpü karıştıran isimsiz bedenleri evimin balkonundan izliyorum. Bazen çöp kamyonuyla gelen çalışanları dikkatle seyrediyorum. Belli noktalarda çocuklarıyla oturan Suriyeli kadın yada erkekleri izliyorum. Etrafta dolaşan sokak hayvanlarını, bazen komşuların balkonlarındaki çiçekleri seyre dalıyorum. Bilmediğimiz, farkında olmadığımız bunca canlı ile aynı gökyüzü altında yaşadığımızı fark ediyorum.

Bazen neşeli, kahkahalı bir genç grubu, bazen de yorgun, dalgın birini izliyorum. Aslında hiç birşeyi kaçırmadan görmeye çalışıyorum elimden geldiğince. En çokta sokakta kimsesiz, ürkek, bazen taşkın ve sınırsız, elinde bir şey satmaya ya da dilenmeye çalışan çocukları görmeye çalışıyorum. Çünkü çocuk psikolojisi, sağlıklı çocuk gelişim, eğitimi vs ile ilgili tüm gün boyunca aileler ve çocuklar ile görüşmeler yapıyoruz ve bir takım yapılması gereken şeyler konusunda ortak kararlar alıyoruz. Bu şu demek değil: ailesi ilgilenen, gerektiğinde bizlerden destek alan çocuklar şanslı ve bu sokaktaki çocuklar şansız.Ben işin o noktasında değilim.

Ben, hayatın ne kadar farkındayız, bizim dışımızda olanları ne kadar görebiliyoruz bunu anlamaya çalışan amatör bir gözlemciyim. Tabi ki de, çevremdekiler farkında mı diye de gözlemliyorum. Evet,bu yoksulluk, göçler, çocuk yaşta çalışmalar, işsizlik vs gibi şeyleri biz yapmıyoruz diye düşünebiliriz.ve bazı durumlara öfkeli olup, yardım etmek yerine kötü bile davranabiliriz.. Aslında bunu bile yapıyorsak farkındayız demektir. Öyleyse doğru farkındalılık önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yardım etmek, doğru yardım etmek, devletin yardım mekanizmalarını bilmek ve bunları bilgilendirmek, insanları görmezden gelmek yerine görmek, şikayet edeceğimiz yere çözümler üretmek olgun insan davranışıdır. Bu sadece insanları görmek, yardım kaynaklarına yönlendirmek olarak algılanmasın, aslında toplumun sağlıklı, dengeli, huzurlu olması için yapılan çözümsel yaklaşımlardır ve farkındalılığımız insanlar kadar, doğadaki her canlı için varolmalıdır.

Dr.Bengü Kayatürk
www.drbengukayaturk.com