21.09.2012 02:30 | Son Güncelleme:
MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL

Cohen’den 3.5 saatlik resital

Ünlü ozan Leonard Cohen, İstanbul’da verdiği konserde 8400 kişilik Ülker Sports Arena’yı kendinden geçirdi. Defalarca bis yapan ozan sahneden ayrılırken ‘Ülkenizde barış olması için dua edeceğim’ dedi...

Geldi, gelecek, gelsin derken Leonard Cohen üç yıl içinde ikinci kez İstanbul’a arz-ı endam etti. Hem de ne ediş. “Old Ideas” albümünün dünya turnesi için geldiği Ülker Sports Arena’da tam 3.5 saat kaldı sahnede.
Sahne her zamanki gibiydi; a la Cohen! Yerde halılar, bordo kadife sandalyeler, her biri şapkalı orkestra, jilet gibi giyinmiş vokalistler. Ve siyah takım elbisesi, yakası düğmelenmiş gri gömleği, şapkası ve Abidin Dino’nunkilere benzeyen ince uzun parmaklarıyla tuttuğu, kordonunu eline iki kez doladığı mikrofonuyla “Dance Me To The End of Love”la başladı konsere.
Arkasından “The Future” ve “Bird On The Wire” geldi. 8 bin 400 kişinin doldurduğu salonu ayağa kaldıran “Everybody Knows” ise tam da bugünümüzü anlattı:
“Herkes biliyor ki savaş bitti, herkes biliyor ki iyi adamlar kaybetti, herkes biliyor ki mücadele çoktan belirlenmişti: fakirler fakir kalır, zenginler zenginleşir.”

Dinleyene dokunuyor
Spotlar gitarına vurunca yansıyan ışık gözünüze girdiğinde hissediyordunuz ki, Cohen size dokunuyor. Bir ara öyle bir ruh hali vardı binlerce kişide:
“Cohen yalnız bana söylüyor bu şarkıyı. Yalnız benim için...”
“Hey, That’s No Way to Say Goodbye”ı söylerken nefesler tutulmuştu. Yalnız cep telefonlarının ışıkları görünüyordu. Çünkü Japonların trafik kazalarında yaralıyı bırakıp cep telefonlarının kameralarına sarılmaları misali, birçok kişi Cohen’i dünya gözüyle görmeyi bırakıp telefonun ekranından izledi konseri. Artık o görüntüleri kime ne zaman göstereceklerse... Hatta “Leonard Cohen konserindeyim” pozları verenler bile oldu, sahnedeki o muhteşem adama arkalarını dönüp.
Sahnenin arkasındaki devasa perdenin rengi sarıdan maviye, yeşilden kırmızıya dönerken, her zamanki gibi şapkası göğsünde, önlerinde eğilerek ekibini tanıttı Leonard Cohen: Mike Scoble, Alexandru Bublitchi, Mitch Watkins, Javier Mas, Neil Larsen, Sharon Robinson, The Webb Sisters, Rafael Gayol, Roscoe Beck.
Son albümü “Old Ideas”tan “Amen”i, “Darkness”ı söyleyerek bitirdi ilk bölümü. O zıplaya zıplaya kulise giderken bütün salon ayaktaydı.
İkinci bölüme gözünde güneş gözlükleri, önünde klavyeyle çıktı. “I’m Your Man” albümünden “Böyle, altın bir sesle doğdum, başka seçeneğim yoktu” dediği “Tower of Son”la... Sanki “Yeni albümden söylediğim ilk bölüm kendim içindi, sizin istedikleriniz işte şimdi geliyor” der gibi arka arkaya sıralarını hitlerini. 1967’den “Suzanne” diye seslendi, 1984’ten “The Night Comes On”, “Heart With No Companion” ile. 1969 tarihli albümünden “The Partisan”ın arkasından “Democracy” geldi. “Demokrasi Amerika’ya geliyor” dedi, 1992’de “The Future” albümünde yer alan bu şarkıyla... “”Önce Amerika’ya, iyiyle kötünün beşiğine geliyor”.  “Bugün duygusalım, ülkeyi seviyorum ama bu sahneye dayanamıyorum. Ne solum ne de sağ, sadece evimde oturuyorum bu gece. Bu çaresiz ekranında içinde kaybolarak. Hurdayım ama hala bu vahşi buketi tutuyorum: Demokrasi Amerika’ya geliyor”.
The Webb Kardeşler “Coming Back To You”yu, birçok şarkıya birlikte imza attığı Sharon Robinson “Alexandra Leaving”i söylerken yine şapkası göğsünde, saygıyla dinledi onları.
Ve arkadan bombalar geldi. Önce “I’m Your Man”, arkasından “Hallelujah”. Hele “Hallelujah”ta İstanbul’un adını geçirince kıyamet koptu Arena’da.
Ve finali “Take This Waltz”la yaptı. “Brendi ve ölüm kokan o nefes”le valse çağırdı. Şarkının sonunda bütün salon ayakta alkışlarken “Thank you my friends” diye sesleniyordu. El sallayarak kayboldu kulis kapısında.

Tezahürat tufanı
Arenada sanki Fenerbahçe basketbol şampiyonası kazanmış gibi bir alkış, ıslık ve tezahürat tufanı vardı. İkiletmedi Leonard Cohen ve gittiği enerjiyle geri geldi. O ilk albümünden “So Long Marianne”e başlarken seyirciler de yavaş yavaş sahne önüne geldiler. Kimse oturmadı o andan sonra. Cohen’i yolcu etmek için herkes ayaktaydı. Bir seyircinin uzattığı beyaz papatya buketini eğilip aldığında, yüzü daha önce pek sık görmediğimiz kadar gülüyordu Cohen’in. “First We Take Manhattan”la bitirdi bisi ve “çapraz koşuyla” terk etti sahneyi.  Yine dinmedi alkışlar ve yine nazlanmadı. Ve “It’s four in the morning, the end of December” sözleriyle salon alkıştan yıkıldı. “Söylemeyecek mi?”, “Söylemeyecek mi?” diye sabırsızlanılan “Famous Blue Raincoat”ı sona saklamıştı.
Ve 3.5 saatin sonunda gerçek finali manidar bir şekilde “Closing Time” ile yaptı. “Saati unutmuş gibiyiz” dedi, “Ama artık kapatma vakti”. “Ne kadar güzel olduğunuzu söylememe gerek yok” diye ekledi giderken. Son sözleri “Ülkenizde barış olması için dua edeceğim” oldu.
Cohen kulise girerken bir başkası Arena’nın kapısında başka bir dua ediyordu. Kapıdan her çıkanın yüzüne tebessüm yayan bir pankart açılmıştı çıkışta: “Feride benimle evlenir misin? Can”. Feride çıkar çıkmaz sarıldı Can’ın boynuna. Onlar erdi muradına, Leonard Cohen çıktı kerevetine...

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0