Conchita Wurst 'sakallı kadın' olmaktan vazgeçti

2014'te Eurovision'u kazanarak sükse yapan Avusturyalı şarkıcı Conchita Wurst bir kez daha gündemde. Yepyeni iki single'la müziğe dönen Wurst, oldukça radikal bir karar aldı..

Conchita Wurst 'sakallı kadın' olmaktan vazgeçti

Büyük bir değişim içinde

Büyük bir değişim içinde

5 yıl önce Avrupa'yı sallamayı başarmıştı Conchita Wurst. 'Rise Like a Phoenix' adlı şarkısıyla ülkesi Avusturya'ya yıllar sonra bir birincilik daha kazandırmıştı.

Feminen görüntüsüne tezat sakallarıyla polemik yaratan Wurst, aylarca hatta yıllarca tartışmalı bir isim oldu. Çeşitli itiraflarla basına konu olan Wurst, şu aralar büyük bir değişim içinde.

"Kadın olmak istemiyorum" demişti

"Kadın olmak istemiyorum" demişti

'Sakallı kadın' olarak tanıdığımız Conchita Wurst, kısa bir zaman önce kadın olmaktan vazgeçtiğini söyleyerek herkesi şaşırtmıştı. "Onun bedeni, onun kararı" diyenler bile şaşkınlık yaşamıştı.

Onun gibi sıra dışı bir imaja sahip olan, feminen köşelerini keskinleştiren birinin "Kadın olmak istemiyorum" lafı hem beklenmedikti, hem de "Nasıl yani?" dedirtmişti.

İkinci golü 'Hit Me' ile attı

İkinci golü 'Hit Me' ile attı

İşte bu itirafın devamını artık görebiliyoruz. Çünkü Conchita Wurst aramıza döndü. Hem de iki single'la geldi. Önce 'Trash All The Glam' gibi bir hayli farklı, 'klişe pop' diyemeyeceğiz kadar dinamik ve alternatife yakın bir şarkı yayınladı. Takipçileri, hayranları şoklara vesile olmuş bir haldeyken ikinci golü de 'Hit Me'yle attı.

Saçını sakalını platin sarısına boyattı

Saçını sakalını platin sarısına boyattı

Gayet başarılı bir dans şarkısı olan 'Hit Me'de aylardır sakladığı yeni imajını da sonunda paylaşmış oldu. YouTube kanalınının adını 'Conchita Wurst'tan 'Wurst'a çeviren, müzikalite olarak daha başarılı ve nitelikli bir sound'la dönen şarkıcının en büyük değişimi ise tabii ki görüntüsüydü.

Uzun, dalgalı, siyah saçlarından vazgeçen 'Wurst', kısacık platin sarısı saçları ve yine sarıya boyadığı sakallarıyla bir hayli maskülen bir imaja sahip artık.

Maskülenlik vurgusu bilhassa yapılıyor

Maskülenlik vurgusu bilhassa yapılıyor

Hatta 'Hit Me' klibinde de bu maskülenlik vurgusu önemle yapılıyor. Evet, yine feminen bir tarafının olduğunu/kaldığını belirtse de kendisinden beklenilen maskülenliği de seçtiğini itiraf eder gibi bir hali var.

LGBTİ bireyler için önemli bir sözcülük yapan Wurst'un 'daha standart' sulara geçiş yapması enteresan. "Davayı sattı" diyen bile çıkabilir.

'Senin gibileri temsil ediyorsun' sorumluluğu

'Senin gibileri temsil ediyorsun' sorumluluğu

Ama... Bu tarz radikal imaj değişimlerinde çok önemli bir şeyi ıskalıyoruz. Kamera önünde olan isimler şayet 'sınırlarda geziniyorsa' derhal onlara anlam ve misyon yüklüyoruz.

O kişi, bir güruhun sözcüsü olmak zorundaymış gibi bir algı oluşuyor. "Sen, senin gibileri temsil ediyorsun" sorumluluğunu itekliyoruz adeta o kişiye. Ve onun günün birinde değişebilme ihtimalini kısıtlıyoruz.

İnsanlar vazgeçebilir...

İnsanlar vazgeçebilir...

Halbuki o kişi bir birey. Hiçbir zümreyi temsil etmek gibi bir mecburiyeti yok. 2 gün temsil edip 3'üncü gün "Vazgeçtim" diyebilir. Bunu yaparken davayı satmış da olmaz. Ama söz konusu zümre ne yazık ki bunu ısrarla kabul etmiyor ve inatla karalama kampanyası başlatıyor.

Bu klişe davranış biçimini can sıkıcı buluyorum. Conchita Wurst bir birey ve öncelikle bunu kabul etmemiz lazım.

Onun meselesi, onun hayatı

Onun meselesi, onun hayatı

Şu ana kadar yaşadığı hayatı 'öyle istediği' için yaşadı. Bundan sonra da belki değişen tek şey aynada gördüğü suratı. Ne önemi var? Değerleri, düşünceleri, sorumluluğu, misyonu... Hepsi boş. Nasıl isterse öyle davranır. Belki yine fikirleri aynı kalır. Belki de Tuğçe Kazaz gibi çok zıt şeyleri bile savunabilir. Bu onun meselesi, onun hayatı.

Hande Yener'i tekrar bağrımıza bastıysak...

Hande Yener'i tekrar bağrımıza bastıysak...

Hande Yener'in elektronik müzik yapmaya başladığı dönemi hatırlayın. Büyük bir sorumluluk atfedilmişti. O da elinden geldiğini yaptı. Ama sonra vazgeçip tekrar pop'a döndü. Savunduğu değerler de tekrar eski çizgisine kaydı. Birçoklarınca bu duruş antipatik bulundu. Ama neticede Hande Yener'in kararıydı. O dönem öyle istedi, bu dönem de böyle istiyor. Yener'i rahatlıkla kabullenirken Conchita Wurst'un 'standart'laşması neden şaşırtıcı geliyor mesela? 

Kabul, Conchita Wurst ve Hande Yener farklı örnekler. Hande Yener o kadar radikal bir isim değil.

Ama yanılıyorsunuz. "Sana kırmızı çok yakışıyor"larla 'eller havaya' modunun en büyük temsilcisiyken 'Nasıl Delirdim?'e -belki inorganik- hızlıca geçiş yapması da gayet büyük bir radikallik. Conchita Wurst'un feminenliğine tezat sakalları vardıysa, Hande Yener'in de keskin geçişleri, dönüşümleri vardı.

Bir tek Conchita'nın öyküsü değil bu

Bir tek Conchita'nın öyküsü değil bu

Ama illa göze çarpması lazım işte. Conchita Wurst bize kendini anlatmaya kalkmadan her şeyi görüyoruz ya. Ahkam kesebiliriz satırlarca, saatlerce! Bu tutumu çirkin buluyorum. Wurst'un hayat yolculuğu kıymetli.

Üstelik bu dünyada kadın imajına geçiş yapmaya karar verip sonra vazgeçen, hatta maskülen bir imajı seçen tek insan, ya da hayatına böyle büyük bir radikallik katan tek kişi de Conchita Wurst değil...

Keşke insanların hayat öykülerini bu açıdan değerlendirebilsek. Dünya çapında arzulanan o hoşgörü ortamı zaten bu empatiyi kurabildiğimizde doğal bir şekilde gelecek...

 

twitter.com/mayksisman
instagram.com/mayksisman
youtube.com/mayksisman
can.sisman@milliyet.com.tr

Bu makaleye ifade bırak