TÜRKİYE’NİN
GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI
I.
1990-1999 DÖNEMİNDE EKONOMİDE OLUŞAN TEMEL SORUNLAR
1. Türk ekonomisi 1990’lı yıllardan itibaren sıklaşan aralıklarla ekonomik
krizlerle karşı karşıya kalmaktadır. Yaşanan bu krizlerde dışsal etkenlerin de
rolü olmakla beraber krizlerin başlıca nedenleri: (i) sürdürülemez bir iç borç
dinamiğinin oluşması ve (ii) başta kamu bankaları olmak üzere mali sistemdeki
sağlıksız yapının ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme kavuşturulamamış olmasıdır.
A. Sürdürülemez İç Borç Dinamiği
2. Kamu kesimi toplam borç stokunun
(net) GSMH’ya oranı 1990 yılında yüzde 29 iken, bu oran 1999 yılı sonunda yüzde 61’e ulaşmıştır. İç borç stokundaki
artış ise daha çarpıcıdır. 1990 yılında yüzde 6 olan net iç borç stokunun GSMH’ya
oranı 1999 yılında (kamu bankalarının görev zararları dahil) yüzde 42’ye
çıkmıştır.
3. Borç stokundaki bu artış, dönemin ilk yarısında yüksek faiz dışı kamu
açıklarından kaynaklanmış, ikinci yarıda ise yüksek reel faizlerin etkisi
belirgin hale gelmiştir. Nitekim 1990-1994 döneminde yıllık ortalama olarak
faiz dışı denge GSMH’nın yüzde 4,5’i oranında açık verirken, enflasyondan
arındırılmış faiz ödemelerini de içeren operasyonel kamu açığı yüzde 8,3
olmuştur. 1995-2000 döneminde faiz dışı denge GSMH’nın yüzde 0,1’i oranında
fazla verirken, operasyonel denge yüzde 5,8 açık vermiştir.
Kamu Net Borç Stoğunun GSMH’ya
Oranı
4. Yüksek kamu açıklarının yanısıra 1994 yılından sonra kamu kesiminin net dış
borç ödeyici durumunda olması, yeterince derin olmayan yurtiçi mali piyasalar
üzerinde baskı oluşturmuş ve reel faiz oranlarının yüksek seviyede kalmasına
yol açmıştır. Bu dönemde yüksek ve değişken enflasyon ortamı risk primini
artırmak suretiyle reel faiz oranlarının yüksek seyretmesinde etken olan bir
diğer unsurdur. 1992-1999 döneminde yıllık ortalama GSMH büyüme hızı yüzde
dördün altında kalırken, iç borçlanma
reel faiz oranı yüzde 32 olmuştur. Yüksek reel faizler kamu kesiminin borçlanma
ihtiyacını daha da artırmış ve hergün Türkiye’yi daha zor bir duruma götüren
bir borç-faiz kısır döngüsünü ortaya çıkarmıştır. Borç stokundaki artışla
birlikte bu durumun sürdürülemez olduğu açıktır.
İç Borçlanma
Reel Faiz Oranı ve GSMH Büyüme Hızı (%)

5. 1990’lı yılların ikinci yarısında borç stokundaki artışta reel faizlerdeki
artış belirleyici olmakla birlikte, borç-faiz kısır döngüsünün çözülmesinde
kamu gelir ve harcamalarında kalıcı bir iyileşmenin sağlanmasının şart olduğu
açıktır. Bu çerçeveden bakıldığında, son on yıllık dönemde kamu açıklarındaki artışta
harcamalara ilişkin olarak aşağıda sıralanan faktörler etkili olmuştur:
i)
Bütçe dışı fonlar, döner sermayeler ve
mahalli idarelerin kontrol dışı harcamalarındaki artış ve özellikle görev
zararları başta olmak üzere bazı harcamaların kamu bankaları kanalıyla şeffaf
olmayan bir şekilde karşılanması ve bu suretle kamu maliyesinde bütünlük ve
disiplinin bozulması,
ii)
Kamu sektöründeki aşırı istihdam
politikası ve verimlilikle uyumlu olmayan maaş ve ücret artışları,
iii)
Kamu yatırım proje stokundaki aşırı
artış, yüksek maliyet ve verimsizlik,
iv)
Sosyal Güvenlik Kurumları aktüeryal
dengelerinin bozulması nedeniyle açıklarının hızla yükselmesi,
v)
Gerçek ihtiyacı karşılamayan tarımsal
destekleme politikaları,
vi)
Ekonomik etkinliğe ters düşen
müdahalelerle yönlendirilen, yüksek maliyetle ve verimsiz olarak çalışan büyük
bir KİT sisteminin varlığı,
6. Kamu gelirlerinde ise temel sorun,
vergi oranlarının yüksek olmasına rağmen vergi tabanının dar olması
nedeniyle, toplam vergi tahsilatının yetersiz kalması ve vergi yükünün adaletsiz
bir biçimde dağılmasıdır.
7. Yüksek maliyetli iç borçlanma ile karşılanması, faiz giderlerinin bütçe
içerisindeki payını hızla artırmıştır. Nitekim, 1990 yılında toplanan her 100
liralık vergi gelirinin 32 lirası faiz
ödemek için kullanılırken, 1999 yılında bu rakam 72 liraya yükselmiştir. Bu
gelişmelerin sonucunda devlet eğitim, sağlık, adalet gibi asli fonksiyonlarına
yeterli kaynak ayıramaz hale gelmiştir.

Konsolide
Bütçe Faiz Ödemelerinin Vergi Gelirlerine Oranı
B. Mali Sistemdeki Sorunlar
8. Kamu bankalarına devlet tarafından verilen tarım kesimi ile küçük ve orta
boy işletmeleri destekleme görevi sonucunda oluşan zararların zamanında
ödenmemesinin yanısıra uzun yıllardır devam eden ve ekonomik etkinliğe ters
düşen müdahaleler, kamu bankalarının iyi yönetilememesi ve asli fonksiyonların
dışında görev verilmesi bu bankaların mali bünyelerini önemli ölçüde bozmuştur.
Kamu bankalarının finansman ihtiyaçlarını kısa vade ve yüksek maliyetle
piyasadan karşılamaları bir yandan zararlarının gittikçe artmasına, diğer
yandan da mali sektörde istikrarsızlık unsuru olmalarına yol açmıştır. Bu
durum, piyasalarda faiz oranlarının yüksek seviyelerde seyretmesine neden
olmuştur. Sonuç olarak, kamu bankaları bankacılık işlevini yerine getiremez
hale gelmiş ve bu bankalar Türkiye’deki toplam mevduatın yüzde 40’ını toplarken
krediler içindeki payları yüzde 26’da kalmıştır.
Kamu Bankaları Görev Zararları Stoku (GSMH'ye
Oran)

9. Son yıllarda yüksek reel faizlere de bağlı olarak kamu kesimi borçlanma ihtiyacındaki
artış özel bankaların reel ekonomiye kaynak sağlamaktan uzaklaşarak kamu
açıklarını finanse etmeye yönelmelerine yol açmıştır. Devlet iç borçlanma
senetlerinin mevduat bankalarının toplam aktifleri içindeki payı 1990 yılında
yüzde 10’dan 1999 yılında yüzde 23’e çıkmıştır. Aynı dönemde özel sektöre
açılan kredilerin toplam aktifler içindeki payı ise yüzde 36’dan yüzde 24’e
inmiştir. Böylece bankalar üreticiyi ve reel ekonomiyi yeterli ölçüde
destekleyememiştir.
10. Yüksek enflasyon ortamı ve belirsizlikler tasarruf sahiplerinin kısa vadeye
yönelmesine yol açmış, bankaların varlık ve yükümlülükleri arasındaki vade
uyumsuzluğu artmıştır.