Menkul Değerler Cüzdanı ve Özel Sektöre Açılan
Krediler
(Toplam Aktifler İçerisindeki Pay,%)

11. Yüksek ve değişken enflasyon ile süratle artan borç stokları neticesinde
TL’ye olan güvenin zayıflaması para ikamesini de hızlandırmıştır. Döviz Tevdiat
Hesaplarının repo dahil toplam mevduatlar içindeki payı 1990 yılında yüzde
25’den 1999 yılında yüzde 42’ye yükselmiştir.

Döviz
Tevdiat Hesapları / (Toplam Mevduat+Repo)
12. Toplam mevduatın yarısına yakın bir kısmının döviz tevdiat hesaplarına
yönelmesinin yanısıra, bankaların yurtdışından borçlanmalarındaki artış döviz
yükümlülüklerini önemli ölçüde yükseltmiştir. Diğer yandan bankalar başta kamu
kağıtları olmak üzere getirisi yüksek Türk Lirası cinsinden araçlara
yönelmişlerdir. Bu durum bankacılık sisteminin
yabancı para açık pozisyonunu yükseltmiş ve bankalar kur riskine karşı
önemli ölçüde kırılgan hale gelmiştir.
13. Mali sektörün sağlıklı bir yapıya kavuşturulması için özkaynaklarının
artırılması, yasal düzenlemelerin uluslararası standartlara uyumundaki
eksikliklerin giderilmesi ve şeffaflığın sağlanması yönünde çalışmaların hızla
sürdürülmesi ihtiyacı devam etmektedir.
I.
2000 YILI ENFLASYONLA MÜCADELE PROGRAMI VE
GELİŞMELER
14. Bu ortamda, 2000 yılı başında enflasyonu
düşürmek ve ekonomide büyüme ortamını yeniden sağlamak amacıyla kapsamlı bir
ekonomik program uygulamaya konulmuştur. Program kapsamında sıkı maliye
politikası uygulanması ve kapsamlı yapısal reformların hayata geçirilmesinin
yanısıra, enflasyonist bekleyişleri hızla aşağıya çekmek için döviz kurları
hedeflenen enflasyona göre belirlenerek önceden açıklanmış ve para politikası
likidite genişlemesini yabancı kaynak girişine bağlayan bir çerçeveye
oturtulmuştur.
15. Programın uygulanmasında kamu açıklarını daraltma ve yapısal reformlar
alanında önemli adımlar atılmıştır. Yapısal reformlar kapsamında, uzun
yıllardır açık veren sosyal güvenlik sistemi yeniden düzenlenmiş ve sistemin
aktif ve pasifleri arasındaki dengenin sağlanması yönünde önemli adımlar
atılmıştır. Tarımda doğrudan gelir desteği sistemine geçişin ilk adımları
atılmış, pilot bölgelerdeki uygulamalarda olumlu sonuçlar alınmış, kredi faizleri
kaynak maliyetlerine göre belirlenmiştir. Mali sektör reformu sonucunda kurulan
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile bankacılık sektörünün
düzenlenmesi, gözetimi ve denetimi işlevlerinin tek bir otorite altında
toplanması hedeflenmiştir. Özelleştirmeye ilişkin olarak 2001 yılı içerisinde
Petrol Ofisinin yüzde 51’inin blok satışı, TÜPRAŞ’ın halka arz yolu ile yüzde
31.5’nun satılması mümkün olmuştur. Bunun yanısıra, cep telefonu lisans
satışında beklenenin üzerinde gelir elde edilmiştir.
16. Programın uygulanmaya konulmasıyla birlikte faiz oranları beklentilerin
üzerinde hızla gerilemiş, enflasyon önemli ölçüde yavaşlamış, üretim ve iç
talep canlanmaya başlamıştır.
17. Ancak,
enflasyonun programda öngörüldüğü hızla düşmemesi sonucunda Türk Lirasının
beklenenin üzerinde reel değer kazanması, iç talepte görülen hızlı canlanma,
ham petrol, doğal gaz gibi enerji fiyatlarındaki artış ve Euro/$ paritesindeki
gelişmeler sonucunda 2000 yılında cari işlemler açığı öngörülen düzeyin önemli
ölçüde üzerine çıkmıştır. Bu gelişme iç ve dış piyasalarda mevcut kur
sisteminin sürdürülebilirliği ve cari işlemler açığının finansmanı konusundaki
endişeleri artırmıştır.
18. Bazı önemli kamu işletmeleriyle ilgili çalışmaların hedefe ulaşmaması, kamu
bankalarına ilişkin düzenlemelerde yaşanan sorunlar, bazı politik
belirsizlikler, kur çapasına benzer bir Para Kuruluna dayalı Arjantin
ekonomisindeki gelişmelerin de
etkisiyle uluslararası sermayenin gelişen piyasalara daha ihtiyatla yaklaşması,
2000 yılının ikinci yarısında Türkiye’ye dış kaynak girişinin azalmasına yol açmıştır.
19. Uygulanmakta
olan kur çıpasına dayalı para politikası gereği likidite yaratım mekanizmasının
döviz girişine dayandırılmış olduğu bir yapıda dış kaynak imkanlarındaki bu
daralma likiditedeki artışın da yavaşlamasına yol açmıştır. Artan likidite sıkışıklığının bir yansıması
olarak Temmuz-Ağustos döneminde yüzde 30 civarına gerilemiş olan kısa vadeli
faiz oranları Eylül ayından itibaren yeniden yükselmeye başlamıştır. Bankacılık
kesiminin likidite, faiz ve kur risklerine karşı duyarlılığının daha da arttığı
bir dönemde ortaya çıkan faizlerdeki bu yükselme eğilimi özellikle yabancı
yatırımcıların izlenmekte olan programın sürdürülebilirliği üzerindeki
endişelerini artırmıştır.
20. Kasım ayının ikinci yarısında kısa vadeli faizlerde yaşanan sıçrama ile
eşanlı olarak tahvil-bono ve hisse senedi fiyatları keskin bir biçimde düşmüş
ve portföyünde önemli ölçüde devlet iç borçlanma senedi bulunduran orta ölçekli
bir bankanın TMSF’ye alınması mecburiyetiyle karşılaşılmıştır. Yabancı
yatırımcıların ülkeyi terketme çabaları sonucunda Merkez Bankası 6 milyar dolar
civarında döviz satışında bulunmuş ve rezervler azalmıştır.
21. Krizin daha da derinleşmesini önlemek amacıyla Kasım ve Aralık aylarında
bir dizi önlem alınmış, yapısal reformların hızlandırılması kararlaştırılmış ve
yürütülmekte olan Stand By Düzenlemesinin 7,5 milyar dolar tutarında Ek Rezerv Kolaylığı ile desteklenmesi
yönünde Uluslararası Para Fonu ile anlaşma sağlanmıştır.
22. Kasım krizi sonrasında alınan önlemler ve IMF ile varılan anlaşma sonucunda
mali piyasalardaki dalgalanmalar kısmen giderilmiş, Merkez Bankasının döviz
rezervleri artmış ve faiz oranları kriz ortamına göre önemli ölçüde gerilemiştir. Ancak faiz oranlarının kriz
öncesi döneme göre yüksek seviyelerde kalması özellikle aşırı gecelik borçlanma
ihtiyacında olan kamu bankalarıyla portföyünde yoğun olarak Devlet İç Borçlanma
senetleri bulunduran TMSF kapsamındaki bankaların mali yapılarını daha da
bozmuştur.
23. Şubat ayında Hazine ihalesi öncesindeki olumsuz gelişmeler uygulanan
programa olan güvenin tamamen kaybolmasına neden olmuş ve Türk Lirasına karşı
ciddi bir atak meydana gelmiştir. Nitekim, 19 Şubat’ta bir gün valörlü 7.6
milyar dolarlık döviz talebi olmuştur. Merkez Bankası yüksek seviyedeki bu döviz
talebine karşı likiditeyi kontrol etmeye çalışmış, likidite sıkışıklığı
özellikle kamu bankalarının aşırı düzeyde günlük likidite ihtiyaçları nedeniyle
ödemeler sisteminin kilitlenmesine neden olmuştur. Bu ortamda uygulanmakta olan
döviz kuru sistemi terkedilerek Türk Lirası dalgalanmaya bırakılmıştır.
24. Merkez Bankası kurların dalgalanmaya bırakılmasının ardından, ödemeler
sistemine işlerlik kazandırmak amacıyla piyasaların TL ihtiyacını karşılamaya
başlamış ve bunun sonucunda kısa vadeli faiz oranları yüzde 80 civarına
gerilemiştir.
25. Ancak, Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizleri bankacılık sektörünün
içinde bulunduğu sorunları daha da ağırlaştırmış ve yeni sorunlar ortaya
çıkarmıştır. Bankacılık sektörü Kasım krizi sonrasında faiz riski, Şubat krizi
sonrasında ise hem faiz hem de kur riski sonucu önemli kayıplarla karşı karşıya
kalmıştır. Başta kamu bankaları olmak üzere, bankacılık sisteminin yeniden
yapılandırılması için ihtiyaç duyulan kaynaklar kamu maliyesi üzerine önemli bir yük getirmiş bulunmaktadır.
26. Yaşanan
krizler; faizlerde ve enflasyonda artış, döviz kurlarındaki dalgalanmayla
birlikte tüm ekonomide bir belirsizlik ortamına yol açmıştır. Bu durum, reel
sektörü de çok olumsuz etkilemiştir. Mali sektörde yaşanan sıkıntılar reel
kesime yeni kredi imkanını ortadan kaldırırken, reel kesimin kredi geri
ödemelerinde de önemli sorunlara yol açmaktadır.