Lizbon’da komşi sohbeti


Rua Augusta, Lizbon’un denize yakın ünlü meydanlarını birbirine bağlayan Bir ‘İstiklal Caddesi’. Bir iki farkla. Sokak, muhteşem cilalı kaldırım taşlarıyla kaplı. Üstüne kaldırım taşı süsü vermek için çizilmiş çizgileriyle bir beton yol değil.
Ortasından ucube bir tramvay yerine sıra sıra restoranların masaları geçiyor. Ve manasız anlamsız ağaççıklar dikilmemiş. 1755’deki büyük depremin ardından Pombal Markizinin ‘ölüleri gömün ve yaşamı besleyin’ direktifiyle yeniden inşa edilmiş şehir merkezinin, merkezindeki caddede oturup beslenmişiz. Lizbon’da Oporto şarabı zamanı. Bir grup Hollandalı dışında futbolu hatırlatan fazla bir şey yok. Ara sıra celallenip ‘Holland’ diye bağırıyorlar. Bando, eğlence, dans yok.
Ara sıra ‘Holland’. Geceyarısına doğru solumuzda oturan ikili onlara cevap veriyor: ‘Hellas’ dönüp bakıyoruz. Yannis, “Siz de Türksünüz değil mi” diyor. Sesimizi duyduğundan değil. Yurtdışında çok bulunan bilir, fark eder, bir Türk duruşu var. Farklı. Elinde sigarası, suratındaki hafif memnuniyetsiz ifadesi, masadaki çatal bıçakla oynayışı, etrafına bakışı, gerinişi vs. Sesimizi duymuş değil. Sık sık Türkiye’ye gelip giden Yannis için bizim komşi olduğumuzu anlamak zor değil.
Muhabbet Olimpiyatlardan başlıyor. Stadı yetiştirebilecek misiniz? diye sorunca “Ooo diyor! Bunu neden soruyorsunuz? Siz de bizim gibisiniz anlasanıza! Hani Alman, İngiliz olsanız sorun. Son gün yetişir, merak etmeyin.” Diğer komşi Charis sandalyesini ve birasını alıp yanımıza geliyor. Olimpiyakos - Galatasaray maçını hatırlatıyor. “İlk maçta sezonun en iyi maçını oynamıştık ama siz şanslıydınız. İkinci maçta ise De Boer bize güzel bir hediye verdi” diyor. Ayağa kalkarak, Hollandalı’nın unutulmaz ıskasını canlandırarak.
Takımlarından çok umutlular. Portekiz ve Fransa’yı durdurdularsa neden Çekleri durduramasınlar. Yannis, “Önce Bulgaristan üçüncü olmuştu, sonra Türkiye şimdi de biz iyi şeyler yapıyoruz. Bu Balkan futbolu için çok iyi diyor.”
Charis’in merakı ise bizim neden burada olamadığımız. Elini grafiği oku gibi yukarı çıkararak “Galatasaray ve Milli Takım çok iyiydi” diyor. Sonra indirerek “Neden böyle oldu?”
Ooo! Bunu sorma Charis biz birbirimize benzeriz. Tepeye çıkarız, ama orada durmayı bilmeyiz. Bunu siz de göreceksiniz. Hele şu kupadan bir zafer sarhoşluğuyla çıkın, 8 Eylül’de Atina’da görüşürüz. Yeni Olimpiyat Stadı’nızda oynanacak ilk resmi futbol maçında. Burada neden olmadığımızı anlayacaksın.

Platini’nin bıraktığı yaştayım
Fransa bir devri tamamladı. Her ülkenin olduğu gibi Fransa’nın da bir bileni var. Platini. Onun gönlünde takımın başına Tigana’yı geçirmek var. Başka bir ismin gelmesi zor görülüyor. Yeni Mavileri kuracak olan o. Ama bazı sorunlar da var, 69 - 72 arası doğanlar takımdan uzaklaşıyor. Aime Jacquet’nin çocukları, Barthez, Thuram, Lizerazu ve Desailly artık Mavilerin kadrosuna giremeyecek. Bu çok büyük bir sorun değil, çünkü Fransa bir oyuncu denizi. Yerleri dolar. Peki ya 32’lik Zidane’ın. İşte bu zor. Onun kararı önemli. Yezit, ondan önceki efsane Platini’nin bıraktığı yaşta. İnanılmaz kariyerinin en önemli anlarını yaşadığı mavi formayı sırtından çıkaracak mı? O Platini’den büyük, belki 10 yıl sonra Maradona’dan da büyük sayılacak. Çünkü onun kazanamadığı hiçbir şey yok. Kolay değil. Burnu büyüklüğün simgesinin, Paris’teki zafer takının üzerine ismini yazdıran bir Bedevi o. Saint - Etienne’li bir matematik profesörünün oğlu değil. Bırakacak mı? Fransızlar onun arkasından ağlayacak mı? İşte şimdi bunu bekliyoruz.

Cehenneme dönen bir hayat
Urs Meier’in İngiltere - Portekiz maçında son dakikada iptal ettiği gol İngilizlerin kupayla tek bağlantısı. Guardian’ın internet sitesinin ana sayfasında Euro2004’le ilgili hiçbir şey yok. Futbol sayfasına girdiğinizde ise şu uyarıyla karşılaşıyorsunuz. “Euro2004 henüz bitmedi” O linkten girdiğinizde ise şu haberle karşılaşıyorsunuz: UEFA Urs Meier’e son üç maç için görev vermedi. Maçın ertesi günü buradaki İngiliz gazetecilerin siniri görülmeye değerdi. Sol Campbell’in golünü John Terry’nin kaleciye yaptığı faul gerekçesiyle saymayan Meier’e yükleniyorlardı. Sky News, Meier’in elektronik posta adresini sürekli alt yazıyla geçiyor ve seyircilerini ona posta atmaya çağırıyordu. The Sun, Daily Mirror gibi yayın organları daha ileri gitti. Karısının adını, işini, ev telefon numarasını arabasının markasını plakasını yayınladı. Meier’in hayatı cehenneme döndü. UEFA’nın karar doğru açıklamasını sık sık tekrarlamasına rağmen şimdi İngilizler, ona yarı final ve finalde maç verilmemesinin altını çiziyor. Ve diyorlar ki, bu iptal kararının yanlış olduğunu gösterir. UEFA’nın gerçekten böyle düşündüğü söylenebilir mi? Hayır. Çünkü finale atanan hakem için de benzer sorunlar vardı. Marcus Merk, bu sezonun ikinci yarısında Dortmund-Bayern Munich maçında verdiği ve vermediği yüzde bin yanlış penaltı kararlarıyla, kırmızı kartla Bayern’i şampiyonluk yarışından koparmıştı. Bu kupanın finaline atandı. Merk o çok önemli maçta Ali Aydın’dan, Muhittin Boşat’tan daha iyi bir yönetim göstermemişti. Ama UEFA yılın en önemli maçına onu verdi. Çünkü o iyi, en iyilerinden. Tıpkı Meier gibi.

Mehmet DEMİRKOL

mdemirkol@milliyet.com.tr






   ALMANYA    BULGARİSTAN    ÇEK CUMHURİYETİ    DANİMARKA    FRANSA
   HIRVATİSTAN    HOLLANDA    İNGİLTERE    İSPANYA    İSVEÇ
   İSVİÇRE    İTALYA    LETONYA    PORTEKİZ    RUSYA
   YUNANİSTAN

   HAKAN YAKIN    DADO PRSO    GIORGIOS KARAGOUNIS    RAUL GONZALEZ
   ZINEDINE ZIDANE    VIKTOR ONOPKO    LUİS FİGO    MICHAEL OWEN
   FREDRIK LJUNGBERG    THOMAS HELVEG    MARIS VERPAKOVSKIS    MICHAEL BALLACK
   STILIAN PETROV    VAN NISTELROOY    FRANCESCO TOTTİ    PAVEL NEDVED

 Bugünkü televizyon yayın programı
 Bugün televizyonda maç yayını yok