Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Aralık 2006 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Otomobil    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik
 GÜZELLİK   VİTAMİN   ÇOCUK BAKIMI   HAMİLELİK   DİYET   KADIN SAĞLIĞI 
Cumhuriyet'in en büyük projesi:Kadınlar

O, bir toplumun ancak kadınlar tarafından yoluna devam edeceğine inanmıştı. Türkiye Cumhuriyeti'nin yola çıktığı 29 Ekim 1923'ten ölümüne dek "Cumhuriyet'in en büyük projesi kadınlara" sahip çıktı


29 Ekim 1923... Türkiye'nin yeniden doğduğu o gün siyasetten, toplumsal yaşama, hukuktan kültüre dek bir daha geri dönmemecesine bir değişim başladı. Mustafa Kemal Atatürk'ün inkılaplarının çizdiği rotayla dünden bugüne ulaştık. O'nun en büyük projesi "Türkiye Cumhuriyeti"ydi. Türkiye Cumhuriyeti'nin en büyük projesi ise "kadınlar"dı...
"Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, o sosyal toplum felçlidir."
O'nun dönüşümünü gerçekleştiren her adımında, "kadınları" sisteme dahil etmenin kararlılığı okunuyor. O, modernleşme hareketlerinin uygulayıcısı olma misyonunu kadınlara yükledi. Kadınlar önce toplumsal daha sonra da siyasi hayata hazırlanıyordu...
1924 yılında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu bütün vatandaşlara eğitim hakkı tanıyordu. Bütün vatandaşlar kavramı kadınları da kapsıyordu. Kadınlara verilen "eğitim" hakkı ile aydınlanma yolunda en önemli adım atılıyordu. O döneme değin sadece çok şanslı bazı kadınların "pederlerinin" insiyatifiyle kullandıkları eğitim hakkı artık tüm kadınlarındı.
1925 yılında çıkartılan Şapka Kanunu aslında erkekleri kapsayan bir kanundu. Kadınların kıyafetlerini düzenleyen bir yasa yoktu. Ama O'nun sözleri yasadan da öteydi.
1925 yılında İnebolu Türk Ocağı'ndaki konuşmasında kadınlar için erkeklere sesleniyordu:
"... Seyahatim esnasında köylerde değil, bilhassa kasaba ve şehirlerde kadın arkadaşlarımızın yüzlerini ve gözlerini itinalı surette kapamakta olduklarını gördüm. Bilhassa bu sıcak mevsimde bu tarzın kendileri için mutlaka mucip azap ve ızdırap olduğunu tahmin ediyorum. Erkek arkadaşlar bu biraz dobinliğimiz icabıdır. Bu belki çok hafif, çok dikkatli olduğumuz icabıdır. Fakat muhterem arkadaşlar kadınlarımız da bizim gibi müdrik ve mütefekkir insanlardır. Onlara mukaddesatı ahlakiyeyi telkin etmek, milli ahlakımızı anlatmak ve onların dimağını nur ile nezahata teçhiz etmek esası üzerinde bulunduktan sonra fazla hodbinliğe lüzum kalmaz.
Onlar da yüzlerini cihana göstersinler ve gözleriyle cihanı dikkatle görebilsinler. Bunda korkulacak bir şey yoktur.
Arkadaşlar, özellikle söylüyorum. Korkmayınız, bu gidiş zorunludur. Bu zorunluluk bizi yüksek ve mühim bir neticeye gönderecek. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve mühim bir neticeye ulaşmak için lazım gelirse bazı kurbanlar da verelim. Bunun ziyanı yoktur. Bu halin muhafazası ve taasub hepimizi her an kurbanlık bir koyun haline olmak istidadından kurtaramaz"
Toplumun özgürleştirmesi, kadınların özgürleştirilmesinden geçiyordu. Öncülük misyonu yönetici eşlerine verilmişti. Mevhibe İnönü de öncü kadınlardandı. İlk Cumhuriyet balosu için Belçika'dan özel bir kıyafet ısmarlamıştı. Yakası "V" şeklinde açık, mor renkli, verev etekli kıyafetiyle gecenin en hoş hanımı olmaya hazırlanıyordu. Asıl sürprizi ise o gece başını açarak yaptı. Ankara'nın tek kadın kuaförü "Beyaz Rus"a kumral saçlarını teslim etti ve topuz yaptırdı.
Atatürk o gece Mevhibe Hanım'a "teşekkür" edecekti. Mevhibe Hanım'ı diğerleri de izleyecekti.
Kadınlar için "büyük ödül" 1926 yılında gelecekti.
Medeni Kanun'la kadının "aile içindeki" hakları büyük ölçüde güvence altına alınıyordu. Kadın kocasının nikahlı eşi olma hakkını kazanıyordu. Medeni Kanun'la Türk kadını çağının çok ilerisinde haklara sahip oluyordu. Medeni Kanunun kabul edildiği yıl kadınlar "muhtar" bile seçemiyorlardı. Bunun için biraz daha bekleyeceklerdi. Önce Belediye Kanunu ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınıyordu. 5 Aralık 1934'te ve 1924 Anayasası'nda yapılan değişiklikle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.
O, bir toplumun ancak kadınlar tarafından yoluna devam edeceğine inanmıştı. Türkiye Cumhuriyeti'nin yola çıktığı 29 Ekim 1923'ten ölümüne dek "Cumhuriyet'in en büyük projesi kadınlara" sahip çıktı.
Acaba, Cumhuriyet ve kadınlar bugün O'nun düşlediği noktada mı?
Bu soruya ne yazık ki "evet" yanıtını veremiyoruz. Daha gidilecek çok yol, verilecek çetin mücadeleler var. Ama O bir kez kadınların "yüzünü cihana döndürdü"... Ve kadınların yolu açıldı.
Bu yoldan geri dönerler mi?
Zor görünüyor.

Milliyet 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Özel Gazetesi'nden



© 2004 Milliyet