
|
|
|
 |
|
|
Gözyaşlarınıza değer
"Babam ve Oğlum" izleyeni hüngür hüngür ağlatabilen ama sosyal ve siyasi içeriğiyle sıra dışı bir melodram
Alin TAŞÇIYAN
"Babam ve Oğlum"
Telefon hattı ve yollar kesik olduğu için parkta doğum yapmak zorunda kalan genç kadın kan kaybından ölüyor. Bebek yaşıyor, gazeteci babası hapse atılıyor; işkence görüyor. Bebek onun bunun elinde kalıyor. Standart bir 12 Eylül trajedisi. Her şey hızla olup bitiyor. Tuba Büyüküstün'ün karnı fazla büyük galiba. Eşi dostu yok mu bu çiftin? Niye yollara çıktılar öyle alelacele? İşkence çırılçıplak soyulmuş, gözü bağlanmış, acıdan haykıran adamların kısa kesmelerinden ibaret yine. Ayrıca birden fazla finali var filmin. Noktayı koyana kadar üç kez daha sona eriyor...
İstediğiniz kadar kusur bulabilirsiniz "Babam ve Oğlum"a ama tutun gözyaşlarınızı tutabilirseniz! Ağlatabilmek filmler için bir erdem değil kuşkusuz ama bir melodram en zayıf yerinde ağlatmaya başlıyorsa izleyiciyi, bir de doruk noktalarını düşünün! O yüzden hiç ikiyüzlülük etmeyelim. Bu yıl art arda gelen ve her biri büyük düş kırıklıkları yaratan yerli yapımlar arasından gözyaşlarımızla vaftiz edilerek pir ü pak çıkıyor "Babam ve Oğlum".
Yaramız var, gocunuyoruz
Çağan Irmak bundan önce gerçekleştirdiği film ve dizilere gerek sinematografi gerek oyuncu yönetimi bakımından açık fark atarak başarıya ulaşıyor.
Öyküsü ve oyunculuğuyla baştan sona izleyiciyi ağlatan bir film olmasına rağmen "Babam ve Oğlum"u Amerikanvari deyişle "tear jerker" (gözyaşı döktürücü), "weepy" (sulugözlü) diye tanımlamaya dilimiz varmıyor. Geleneğin aksine kadın değil erkek karakterlere odaklanması, belirli bir olay (12 Eylül askeri darbesi) temelinde siyasi içerikli oluşu, dönemin (80 sonrası) ve ait olduğu kültürün (Ege) özelliklerini gerçekçi biçimde betimlemesiyle de alışılmış melodram modelinin dışına taşıyor.
Yüzlerce ticari filmde duygu sömürüsü olarak algılayacağımız, bir pazarlama taktiği olarak yorumlayacağımız bu aralıksız trajik ve dokunaklı olaylar zinciri, tuhaf hatta mucizevi biçimde hakiki bir duygulanmaya neden oluyor. Çünkü yaramız var, gocunuyoruz. Bu film aracılığıyla bütün o acıları çekenlere açık açık ve topluca gözyaşı döktüğümüzün farkına varıyoruz. Bir yıldönümünde, bir anma töreninde olsun meydanlarda bir araya toplanıp 12 Eylül kurbanlarına ve mağdurlarına saygı göstermeye korkan bizler ancak sinema salonlarının karanlığına sığınınca hep birlikte içimizi dökebiliyoruz. Öldürülenlere, ölümüne sebebiyet verilenlere, öksüz, yetim, sakat bırakılanlara, işkence edilenlere, mahkum edilerek ömründen çalınanlara, onuru ve ilkeleri çiğnenenlere, inançları sarsılanlara, ailesi dağıtılanlara, sevdiklerinden mahrum bırakılanlara borcumuz var. Hepimizin birbirine 12 Eylül 1980'den bu yana faizi işleyen borcu var. "Babam ve Oğlum" gitgide artan bu borcu asla ödeyemeyeceğimizi yaşlı bir adamın çalınan umutları, genç bir adamın çalınan geleceği ve bir çocuğun çalınan çocukluğu üzerinden vurguluyor.
"Babam ve Oğlum" dönemi doğrudan ele alan değil, bu bağlamda bir 12 Eylül filmi. Erkekler arasında başgösteren iktidar mücadelesine dair bir yapım. Ama karakterlerinin yazgısını Türkiye'nin siyasi çalkantıları belirliyor.
Mükemmel performanslar
Çağan Irmak karşımıza bir ailenin üç kuşağını çıkarıyor: Oğullarını kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmek isteyen, ilkeli ama aksi ve inatçı bir Ege ağası olan Hüseyin... Babasıyla aynı siyasi görüşü paylaşmayan, onun isteklerine boyun eğmeyen, ilkeli ve inatçı genç gazeteci Sadık... Sadık'ın okuduğu çizgi roman ve masallarda anlatılanları zaman zaman gerçek sanacak kadar düş gücü geniş, hassas yapılı, annesi onu doğururken ölen oğlu Deniz... Bir de onları tatlı-sert bir anlayış ve bilgelikle ama sonsuz sevgi ve sevecenlikle kucaklayan, sırtlayan kadınlar var. Çağan Irmak, Ege'ye özgü aylakça bir taşra peyzajından çok bu kültürde ailenin anlamını hissettiren bir şiirsellikle ele alıyor "Babam ve Oğlum"u. Ve oyuncularından mükemmel performanslar alarak bizi de o ailenin parçası haline getiriyor. Küçücük Ege Tanman'dan çınar gibi Çetin Tekindor'a, gözlerinden ışık saçan Hümeyra'dan Şerif Sezer'in dimdik gururuna, hakiki bir eski tüfek gibi duran Fikret Kuşkan'a bütün oyuncular o kadar başarılı ki kolaylıkla banalleşebilecek, inandırıcılığını yitirebilecek sahneleri unutulmaz hale getiriyorlar.
Yeniden izleyince aynı etkiyi yapar mı, bir melodram klasiği haline gelir mi zaman gösterecek. Ama şimdilik döktüğümüz her bir gözyaşı damlasına değer.
"Babam ve Oğlum"
Yönetmen / Senaryo: Çağan Irmak
Oynayanlar: Ege Tanman (Deniz), Fikret Kuşkan (Sadık), Hümeyra (Nuran), Çetin Tekindor (Hüseyin), Şerif Sezer (Gülbeyaz), Yetkin Dikinciler (Salim), Bilge Şen (Fatma)
Görüntü: Rıdvan Ülgen
Müzik: Evanthia Reboutsika
|
|
|

|
|