07.09.2008 00:33 | Son Güncelleme:
SOL ÇIKIŞINI ARIYOR - 7 / Devrim Sevimay - Fotoğraf: YAVUZ ÖZDEN

Çözüm birliktelikte

'Birleşme' (ittihat) ve 'birliktelik' (ittifak) arasında çok önemli fark var. Birleşme özveriyi gerektiriyor, birliktelik ise bilinci, idraki... O nedenle benim dediğim modelde bir özveri söz konusu değilHer partinin genel başkanı yerinde yurdunda, genel sekreteri öyle, partinin kimliği öyle duruyor. Sadece tüzel kişiliklerle bir araya geliyorsun. Yeter ki ittifak yapılsın ben onun muhtarı bile olurum

Çözüm birliktelikte

SHP GENEL BAŞKANI MURAT KARAYALÇIN:

Murat Karayalçın, 1995'te Dışişleri Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve dönemin soldaki büyük partisi SHP'nin Genel Başkanı'ydı. CHP'yle birleşince bunların üçünü de bıraktı. Sonra kendisi 2002'de tekrar SHP'yi kurdu ama solun birleşmesi projelerinden de hiç vazgeçmedi. 2004 yerel seçiminde beş sol partiyle güç birliği yaptı.
Ecevit'in sağlığı süresince defalarca görüşmeler yapıp kendisini ikna etmeye uğraştı.
22 Temmuz'da DSP-CHP ittifakında yer almak istedi; CHP istemeyince, hem seçimlere girmeyerek hem de sahada çalışarak bu ittifakı dışarıdan destekledi. Bugün Karayalçın gelecekten endişeli, o yüzden "Yeter ki solda birlik olsun, ben onun muhtarı bile olurum" diyor.
Bunu diyenin bir parti genel başkanı ve hatta 13 yıl önce bu ülkeyi yönetenlerden biri olduğunu düşünürsek, sol acaba gerçekten büyük bir uçurumun başında mı duruyor? Karayalçın'ı okuyup, kararınızı siz verin:
Solda güç birliği adına denenecek bir yol kaldı mı?
Bir tek solun bütünsel ittifakı. Kısmi ittifaklar oldu, birleşmeler oldu, ikili birleşmeler oldu ama bütünsel bir ittifak şimdiye kadar hiç denenmedi.
Ne demektir "bütünsel ittifak?"
"Birleşme" (ittihat) ve "birliktelik" (ittifak) arasında çok önemli bir fark var. Birleşme özveriyi gerektiriyor, birliktelik ise bilinci, idraki...  O nedenle benim dediğim bu modelde bir özveri söz konusu değil. Yine her partinin genel başkanı yerinde yurdunda, genel sekreteri öyle, partinin kimliği öyle duruyor. Sadece tüzel kişiliklerle bir araya geliyorsun.

İtalyan solu başardı
Siz bu İtalyan solunun "Zeytin Ağacı" modelini çok tutuyorsunuz değil mi?
Çünkü İtalyan solu da Türkiye solu gibi çok parçalı. İtalyanlar 1996'da 8 partili ittifak yaptılar. 2006'da sayıyı 17 partiye çıkardılar. 17 partinin toplam 4 milyon 600 bin üyesi vardı.
17 genel başkan ve örgüt ayrı bir yerde durdu, 4 milyon 600 bin üye bir araya getirildi. Kendi aralarında bir "başbakan adayı" çıkartmak için ön seçim yaptılar ve birini seçtiler. Sonra 17 partinin ortak bir programı hazırlandı.
17 partiden acaba nasıl bir program çıkmıştır ortaya?
Ben o programı Türkçeye çevirdim ve gördüm:
1- Ayrıştıkları konuları bir yana bırakıyorlar.
2- Mutabakata vardıkları konuları ayrıntılandırıyorlar.
3- İtalyan seçmenine çok somut, parasal büyüklüklerini bile yazarak projeler sunuyorlar.
Bu şekilde iki seçim kazandılar. Ve ben 15 Mayıs 2006 günü bu modelin mimarı Prodi'yle başbakanlık sarayında sordum: "Nasıl sağladınız bunu?"
Prodi, "Çünkü biz iktidar olmak istiyorduk" dedi. 
Büyülü söz bu mu?
Bizim solun bir numaralı sorunu bu: İktidara talip olmamak. Onun dışında yaptığımız elbette ki her tartışmanın büyük önemi var ama inanın bana bizim bu konuşmalarımızın toplumda bir karşılığı yok.
Bizim ne tartıştığımız halkımızı hiç ilgilendirmiyor, çünkü iktidara dönük bir yanı yok bunun. 

Halkımız gözünden anlar
Neyle ilgilenir halk sizce, sol ne yaparsa dönüp de bakar?
Birincisi bizim insanımızı korkutarak onu aktifleştiremezsiniz. Bizim insanımız korktuğunda pasifleşiyor, geri çekiliyor. Tam tersine güç görmeyi, güvenmeyi seviyor bizim insanımız. O yüzden onlara "Biz güçlüyüz, iktidara talibiz" demek gerekiyor.
İkincisi tıpkı İtalyanların yaptığı gibi sokaktaki adamların işine yarayacak bir programımız olmalı. Yani sokaktaki adam solun kendisi için bir çözüm olduğunu algılayabilmeli. Çünkü bizim halkımızın büyük çoğunluğu ne angaje solcu ne de angaje sağcı. O yüzden de halkın çok büyük bir bölümü iki şeye bakıyor:
1-Bunlar benim çoluğuma çocuğuma, hemşerilerime, komşularıma nasıl bir gelecek hazırlıyorlar?
2- Bunlar iktidara gelebilir mi?
Birincisinde yanılabiliyor galiba, ama ikincisini iyi biliyor, değil mi?
Bizim halkımız adamı gözünden anlıyor, iktidara gelecek mi gelmeyecek mi diye. Geçen yıl seçimlerden önce Ordu ve Giresun il başkanlarımıza sordum: Ne diyor hemşerilerimiz fındık fiyatıyla ilgili, diye. Dediler ki, "Müthiş tepki var."
Tamam o zaman, AKP'ye oy vermeyecekler, dedim. Bana yanıtları "Hayır AKP'ye oy verecekler" oldu. Ee nasıl olur bu?
"Çünkü" dediler, "Alternatif görmüyorlar."
O nedenle insanlarımızdan korkutarak oy istemek yerine, onlara "Biz güçlüyüz! Biz geliyoruz!" dememiz lazım. 

İttifakın muhtarı bile olurum
Kim diyecek "Biz güçlüyüz, geliyoruz" diye?
Biz SHP olarak 2007'de bir karar aldık. Biz herhangi bir ittifak için girişimde bulunmayacağız ama tüm sol, ülke genelinde ortak aday çıkarırsa, yani yerel iktidara talip olursa, onun içinde yer alırız, çözümü de şudur, dedik.
Böyle bir çözüm arayışı olsa siz belediye başkan adayı olur musunuz?
Bu soruyu bana geçen temmuz ayında Söz gazetesi de sordu. Ben de "Bırakın belediye başkan adaylığını, yeter ki bu ittifak sağlansın, ben muhtar adayı bile olurum" dedim. Ertesi gün CHP'den adını vermeyen bir yetkili "Bunlar hep böyledir işte, seçimler yaklaşırken bunları söylerler" diye bir demeç verdi. DSP de "Biz bir birliktelik düşünmüyoruz" dedi.
Peki, bu elinin tersiyle itmelerin sonu nereye gider sizce; siz yedi ay sonrasını nasıl görüyorsunuz?
Önümüzde iki senaryo var. Biri mutluluk senaryosu, öbürü hüzün senaryosu.
Önce mutluluğu alalım; sizce ne olabilir o mutluluk tablosu?..
AKP'yi çıkış noktasından, yani İstanbul Belediyesi’nden vurmak olabilir.
İhtimal var mı?
"İzmir'i, Çankaya'yı, Kadıköy'ü kaybetmeyeceğiz" anlayışıyla yok tabii. Kazanmak için önce talip olmak lazım. Bizim ortalama inancımızda "Niyet her şeyin başıdır" diye bir laf var. Gerçekten niyetin var mı yok mu, İstanbul'u kazanmak istiyor musun istemiyor musun? "Canım ne münasebet, tabii ki kazanmak istiyorum!"
Hayır o değil, hazır mısın bunun gereklerini yapmaya, önemli olan bu. Ama bu mutluluk senaryosunun işlemeyeceğini de görüyorum. 

Türk solu ayağa kalkacaktır
O da hüzün senaryosu mu oluyor?
O bir dibe vuruş senaryosudur. Çünkü AKP'nin bir seçim daha yeni bir başarı elde etmesi demek Türkiye tarihinin 58 yıllık siyasi çevriminin değişmesi demektir. Bu yalnızca solu ilgilendiren bir gelişme değildir, Türkiye'nin geleceğiyle ilgilidir.
Nedir bu?
1950'den bu yana 58 yıldır Türkiye'de bir siyasi parti tek başına milletvekili seçimini kazanıp hükümeti kurduğunda onu izleyen belediye seçimini, onu izleyen bir milletvekili seçimini daha kazanıyor. İkinci kez hükümet kuruluyor. Ama dördüncü seçimi kaybediyor ve bu çevrim 8'le 10 yıl arasında sona eriyor.
Eğer 2009'da 59 yıldır olan olmazsa yeni bir dönem başlayacaktır ve Türkiye siyaset alanıyla yeniden inşa edilecektir.
Yani sol için yedi ay sonra mutluluk yoksa da tufan var?
Mutlaka var ve ister mutluluk olsun ister hüzün senaryosu, yedi ay sonra Türkiye solu kesinlikle yeni kadrolarla, yeni isimlerle yeniden ayağa kalkacaktır. Belki önce dibe vuracak ama oradan yeniden çıkılacaktır.
Yani eğer siyaset boşluk kaldırmıyor yargısı doğruysa, ki bence doğru, solsuz bir Türkiye olamaz. 1 trilyon dolara yakın gelir yaratan bir ülkenin solu böyle kalamaz. Zaten Türkiye'nin koşulları da sola çağrıda bulunuyor. Ama peki nasıl olacak derseniz, işte onu da yedi ay sonra göreceğiz.

 


Erdoğan Aydın'ın yayımlanan kitapları arasında "Nasıl Müslüman olduk?", "Osmanlı Gerçeği", "Fatih ve Fetih", "Öteki Tarih", İslamiyet Gerçeği" (4 cilt), "Milliyetçilik: Türkiye'nin Çıkmazı", "Demokrasinin Dayanılmaz Ağırlığı", "Kimlik Mücadelesinde Alevilik", "İslamcılık ve Din Politikaları" var.  Fotoğraf: OZAN GÜZELCE

SOSYALİST TARİHÇİ-YAZAR ERDOĞAN AYDIN:

Öncelik AKP'ye seçenek
AKP'nin reformlarının tümü devletten gelen basıncı göğüslemeye yönelik iktidarda kurumlaşabilme manevraları. Demokrasi inancıyla yapılmadıkları için neredeyse tamamı tavsamış durumda
O yüzden AKP'den demokrasi beklentisine girmek için hafızamızı yitirmiş olmak gerek. Dolayısıyla günümüz Türkiye'sinde demokratikleşme öncelikle AKP'ye karşı seçenek yaratmaktan geçiyor

Dizinin dünkü bölümünde Prof. Dr. Baskın Oran'ı okumuştunuz; bize kendi penceresinden "ortodoks sol"u anlatmıştı. Bugün de ÖDP'nin kurucularından tarihçi yazar Erdoğan Aydın "liberal sol"u anlatacak; tabii o da kendi penceresinden...  Pencerelerin hangisinden bakmak isterseniz biz ikisini de size açtık, siz de okuyup neye ikna olup ya da olmadığınızı bu diziyle paylaşın: dsevimay@milliyet.com.tr.
Siz "Liberal sol" diye kimlere diyorsunuz?
Türkiye solu, 12 Eylül darbesinde Türkiye'de ve 1990'da dünya çapında yaşadığı travma yüzünden biri ulusalcılık diğeri liberalizm olmak üzere iki yana fire verdi. Arkadaşlarımızın bir kısmı MHP ve darbecilikte olumlu değerler keşfetti, bir kısmı da dün Özal'a, bugün de AKP'ye yedeklendi. Bu "liberal sol" denilen grup ikincisi.
Sizin açınızdan Özal döneminin liberalleriyle AKP döneminin liberal solcuları arasında bir fark var mı?
O ilk dönem liberalleri artık sosyalist iddialarda bulunmuyorlardı. Sosyalizmin öldüğünü, dolayısıyla çıkışın liberalizm olduğunu söylüyor, saf değiştirmelerini daha net açıklıyorlardı.

Öncelik AKP'ye seçenek yaratmak
Bu da solla kavgalarını bitiriyor muydu?
Bitiriyordu, fakat yenileri hem hâlâ sosyalist olduklarını iddia ediyorlar hem de tüm enerjilerini solu liberalizmle terbiye etmeye harcıyorlar. Sürekli olarak solun emek, laiklik, sosyal devlet konusundaki olmazsa olmazlarını bulanıklaştırmaya çalışıyorlar.
Oysa sadece "siyasal demokrasi"yle yetindiğinizde en fazla liberal demokrat olabilirsiniz ama asla sosyalist ve sol demokrat olamazsınız.
Peki siyasal demokrasi az bir şey midir, AKP'nin yaptığı bir dizi reforma ne diyeceğiz?
Az bir şeydir demiyorum ama yetmez. Kaldı ki AKP'nin reformlarının tümü devletten gelen basıncı göğüslemeye yönelik iktidarda kurumlaşabilme manevraları. Demokrasi inancıyla yapılmadıkları için neredeyse tamamı tavsamış durumda. O yüzden AKP'den demokrasi beklentisine girmek için, vazgeçtik sol olmaktan, yurttaşlık hakları açısından bile hafızamızı yitirmiş olmak gerek.
Çünkü şu anda Türkiye'nin en "iri kıyım adamı" AKP-ABD iktidarı, en "evire çevire dövülen"i de AKP'ye oy veren yoksullar dahil Türkiye'nin ezilenlerden ve emekçilerden oluşan çoğunluğudur.
Dolayısıyla bizim için günümüz Türkiye'sinde demokratikleşme öncelikle AKP'ye karşı bir seçenek yaratmaktan geçiyor.

Böyle demokrasi olmaz
Siz neye demokrasi diyorsunuz?
Bu soruyu "neye demokrasi denilemeyeceği"nden hareketle yanıtlayayım. Hemen aklıma gelenler:
- Sadece seçimlere indirgenmiş,
- Parti başkanlarının padişahlardan daha yetkili olduğu,
- Yüzde 10 barajıyla adil bir temsilin engellendiği,
- YÖK'ü sadece kimin belirleyeceğinin hesaplandığı,
- Kadın haklarının değil, sadece türban özgürlüğünün savunulduğu,
- İlkokul 4'ten itibaren zorunlu din derslerinde çocukların koşullandırıldığı,
- Evrimi reddedip bilim diye yaratılış inancının çocuklara aşılandığı,
- Davutpaşa'daki işçileri ancak öldükten sonra sigortalayan,
- Tuzla'da her gün ölen işçiler üzerinden kârı kutsayan,
- 1 Mayıs'a saldırıp, ayakların baş olma talebini "kıyamet" göstergesi ilan eden,
- Sosyal devleti tasfiye konusunda 12 Eylül'ü geride bırakan,
- İnanç özgürlüğünde AİHM kararlarını dahi uygulamayan,
- Kürt sorununda çözümsüzlük siyasetini İslamizasyonla derinleştiren,
- AB sürecini tavsatan,
- Sadaka kültürünü yaygınlaştırarak yurttaşlık onurunu ortadan kaldıran,
- Yolsuzlukta Demirel-Özal dönemini masumlaştıran bir rejim, yani bugünkü rejim demokrasi değildir.
Zaten insanları sol yapan bu değerler bütününü unutanların savrulduğu yerdir "sol liberalizm" de...
Size göre neden unutmuş olabilirler?..
12 Eylül, ardından küresel dağılma insanların özgüvenlerini, dolayısıyla solda durma kararlılığını kaybettirdi. Solun bütünsel değerlerine inancınızı kaybettiğinizde ehven-i şer aramaya başlarsınız. Oysa ehven-i şer, şerlerin en kötüsüne dönüşür çoğu zaman.

Yine sola dönecekler
Yalnız onlar ehveni şerliği kabul etmiyor, "Biz AKP'ye yönelik bütün eleştirilerimizi yapıyoruz" diyorlar?..
Eğer gerçekten böyle olsaydı yazılarının çoğunu sol eleştirisi üzerine kurmazlardı. Onlar tam tersine şimdi AKP'nin yanında durmak gerektiğini, diğer eleştirilerin sonra yapılabileceğini, böyle düşünmeyen solun "Ortodoks" olduğunu söylüyorlar. Hatta bir kısmı hızını alamayıp solu "darbecilikle" ithama kadar götürüyor.
"Ortodoks solu kazıyınca altından Kemalizm çıkar"; bu teze ne diyorsunuz?
Sola karşı saldırıları bu tip argümanlarla süslemeye çalışmak aslında savruldukları liberal konumu gizleme çabası. Kemalizm'in sol üzerinde belli bir etkisi elbette ki gerçek. Ama bu, AKP konusunda değil, Kürt sorunu karşısındaki pozisyonda belirginleşiyor. Ayrıca solun hesaplaşması gereken tek eksiği bu değil; nitekim liberalizme savrulan arkadaşlarımız, bu konuda da mesai harcamamız gerektiğini bize gösterdi.
Peki bu aranızdaki bölünme sizce kalıcı mı?
Yeni bir büyük hayal kırıklığı yaşıyoruz ama tabii soğukkanlı olmaya ihtiyaç var. Ülkemizin temel eksikliği olan sol bir merkez inşa sorununu çözüp, bu umutsuzluk atmosferini aştığımızda, böylesi bir sürü arkadaşımız, ettikleri laflar ve savruldukları yerlerden dolayı eminim ki üzüleceklerdir.
Bence bu arkadaşlarımızın bir kesimi kesinlikle vicdanlarının sesini duyarak sola geri dönecekler. Ki biz de onları kucaklayabilecek hoşgörüye ve özgüvene sahibiz.

Latin Amerika, Almanya modeli
"Bütün solu kapsayacak bir çatı partisi"; solda böyle bir tartışma da var, siz ne dersiniz?
Ben Türkiye'nin ihtiyaçlarının, bir çatı partisi projesinin karşılayabileceğinden daha karmaşık olduğu kanaatindeyim. Türkiye'de DTP'nin temsil ettiği meşru talepleri de savunan ama emek eksenli olarak ondan çok daha geniş bir talepler manzumesinin temsilcisi, bağımsız bir sol birliğe ihtiyaç var. Latin Amerika ve Almanya'da örneklerinde gördüğümüz birleşik ve kucaklayıcı bir merkez yaratmak zorundayız.
Mümkün görünüyor mu peki gözünüze?
Biz sosyalistler asgari, sosyal demokratlar azami programları çerçevesinde gereken özveriyi gösterirlerse bu işin sanılandan çok kolay olduğunu göreceğiz. Çok kimlikli bir Türkiye'yi savunan, demokrasinin sosyal niteliğini kendine eksen alan, piyasalaştırıcı politikalara karşı tavrı olan, ABD'nin dünkü derin devleti kadar bugünkü yeni derin devletine karşı da gerçek bir demokrasi savunusu yapan bir program çerçevesinde davranabilecek herkesle bir araya gelmeliyiz. Bu iradeyi sergilediğimiz oranda geniş yığınların biricik umudu olmamak için hiçbir neden yok.

 

 

OKURA NOT:
Gelen yorumlarınızdan oluşan serbest kürsüyü perşembe günü www.milliyet.com.tr'de kuruyoruz. Tartışmaya devam!

YARIN: ALTAN ÖYMEN, TARHAN ERDEM

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0