09.09.2008 01:46 | Son Güncelleme:
SOL ÇIKIŞINI ARIYOR - 9 / Devrim Sevimay

Çözüm işbirliği

İlk yapılacak şey solun da, merkez sağın da kendi içinde işbirliği yapması. Keşke o olgunluğu gösterseler de sol ve merkez sağ arasında da işbirliği yapılsa. Çünkü böyle bir işbirliği AKP’deki gerilemeyi hızlandırırSonra bütün sol ve hatta merkez sağ varoşlara yayılmalı. Girmedikleri sokak, çalmadıkları kapı kalmamacasına... Çünkü sol yıllardan beri yalnızca grup kürsülerinde, haber programlarında ve gazete sayfalarında boy gösteriyor

Çözüm işbirliği

ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI YILMAZ BÜYÜKERŞEN:

2004 yerel seçimlerinde solun büyükşehir belediye başkanlığını kazandığı iki il var: İzmir ve Eskişehir. İzmir’i kazanan, ancak üç ay sonra kalbine yenik düşen Ahmet Piriştina’yı burada anmış olalım. Fakat diyeceğimiz, şu anda bizzat seçim kazanan solun tek büyükşehir belediye başkanı Yılmaz Büyükerşen.
Peki, biz “Sol, Çıkışını Arıyor” yazı dizimizin artık sonuna yaklaşmışken sözü niçin Büyükerşen’e getirdik? Çünkü solun geniş kesimlerinin kilitlendiği tarih Mart 2009! Hemen hemen ortak fikir de şu:
“CHP diğer sol partilerle birlikte hareket etsin; bütün sol ortak adayları desteklesin; İstanbul, Ankara AKP’den geri alınsın; solun çıkış yolu buradan aralansın.”
Gelen okur mektuplarında dahi bu istek o kadar yoğun dile getirildi ki sonunda Büyükerşen’e sorma ihtiyacını hissettik. Son iki seçimdir Büyükşehir Belediye Başkanı koltuğunda oturan bir “yerel lider” olarak ne diyecek, merak ettik:

2009 herkes için şans
Mart 2009’a kilitlenenlerin bir haklılık payı var mı sizce, yoksa tam tersine, durum sol açısından umutsuz vaka mı?
Hiç değil, aslında Mart 2009 sadece sol değil, tüm Türkiye’nin geleceği için de kritik noktadaki bir şans olabilir.
Şans mı?
Şans, çünkü AKP medyatik sanallığını kaybediyor. Vatandaşımız tam da bu yerel seçimler öncesinde, hem genelde hem de yerelde ayyuka çıkan yolsuzluklar, artan işsizlik, yeniden yükselmeye başlayan enflasyon, zamlar başta olmak üzere, sayısız olumsuzluğun farkına varmaya başladı. Yani halkımızın deyimiyle, “takke düştü, kel göründü.”
Eğer doğru adımlar atılırsa buradan hareketle genel seçimler de dahi tüm Türkiye’de bir değişiklik beklenebilir. Biz bunu geçmişte gördük. Kaldı ki inişte olduklarının şimdi onlar da farkında. Her ne kadar partinin kapatılmaması kendilerini biraz rahatlattıysa da, yine de geleceğe yönelik bir endişeyi içlerinden atamıyorlar.

İşbirliğiyle AKP geriletilir
Nasıl gözlemlediniz bunu?
Halkın tepkilerini, halkın kendisinden dinliyoruz. AKP’nin durumu fark ettiğini de bizzat kendi şehrimizden anlıyoruz. Zira bir bakanımız “Büyükşehir belediye başkanlığını eğer bizim partiye verirseniz, Eskişehir’e para yağdıracağım; eğer böyle yaparsanız elimdeki paranın tozu bile bu şehri ihya etmeye yeter” diye vaatlerde bulunabilme ihtiyacını dahi duymuştur.
Yerelde ne olduğu bir iktidar partisi için gerçekten bu kadar önemli midir?
Her parti için yerel seçimler çok stratejiktir, çünkü halk iktidara da muhalefete de öncelikle kendi yaşadıkları yerdeki temsilcileri ve yereldeki icraatlarına göre not verir.
Peki solun önümüzdeki yedi ay içinde yereldeki notunu yükseltme imkânı var mı; bir reçete verseniz birinci maddeye ne yazarsınız?
İlk yapılacak şey solun ve hatta merkez sağın da kendi içinde işbirliği yapması. Hatta keşke o olgunluğu gösterseler de sol ve merkez sağ arasında da işbirliği yapılsa... Çünkü böyle bir işbirliği AKP’deki gerilemeyi fevkalade hızlandırır.
Ama kendi içlerinde bile anlaşamıyorlar ki...
3 bin 200 civarında belediye başkanı ile meclis üyeleri ve il genel meclisleri üyelikleri için onbinlerce adayın olacağı düşünülürse, sayısal çokluğun, akılcı bir şekilde paylaşımı işbirliğini kolaylaştırır.
Yok paylaşmazlar, şimdiye kadar, anlamsız kişilik böbürlenmeleri ve hatta ahmaklıklar yüzünden beceremedikleri birleşmeyi ciddi bir işbirliğini bu kez de denemezlerse, o zaman bu da önlerindeki bir şansı kaybedecekleri anlamına gelir.
3 bin 200 koltuğu paylaşmaya karar verirlerse, bunun adil olması için nasıl bir yöntem önerirsiniz?
Belediyelerde kolay. Orada başkanlık için hangi adayın daha çok sevildiği, tanındığı, geçmişinin iyi bir iz bıraktığı zaten o il ve ilçelerde yaşayanlar tarafından bilinir. Bu tarife en uygun adayı hangi parti gösterirse, diğerleri ayrı ayrı adaylar göstermeyip, belediye meclis üyelikleri listelerinde yer almaya talip olurlar, bunlar seçildikten sonra da kendi partilerine dönüp, mecliste grup kurarlar.

 

Varoşlarda çalmadık kapı kalmamalı
Büyükşehirler için ne yapmalılar?
Büyükşehirlerde, belediye başkanlıkları ve meclis üyelikleri, aynı şekilde paylaşılır. Başkan adaylarının belirlenmesi için ise kamuoyu anketleri yapılabilir.
Diyelim ki bunu yaptılar; sonra?
Sonra bütün sol ve hatta merkez sağ varoşlara yayılmalı. Girmedikleri sokak, çalmadıkları kapı kalmamacasına... Çünkü sol yıllardan beri yalnızca grup kürsülerinde, televizyonların haber programlarında ve yaygın gazetelerin bazılarının sayfalarında boy gösteriyor.
O yüzden de kırsal kesimin tarlaları, kentlerin varoşları, kahveleri, esnaf dükkânlarında vatandaşın derdine çare olacak “serum”u damardan vermek yerine, medya iletişimiyle bir bakıma “sanal tedavi” uyguluyor.
O varoşlara, kahvelere gitseler ne anlatacaklar peki?

Prospektüs gibi konuşmasınlar
İşte bu mesele solun aynı zamanda en büyük hatası: Sol, ülke genelinde her geçen gün büyüyen işsizlik ve yoksulluğun, iktidara gelindiğinde nasıl yok edileceğine ilişkin, halkın anlayacağı somut ve teoriden çok pratiğe dayanan bir sosyal projeyi ortaya koyamadı. Bu konuda tek tük çalışmalar olduğu söylense de, halk arasında yayılacak şekilde anlatamadı.
O zaman demek ki bu işlere kalkışmadan önce bir proje gerekiyor?
Önce pratiğe dayalı proje ama bunu nasıl anlatacağınız da çok önemli. Çünkü entelektüel sayılan solun kullandığı siyaset dili ilaç kutularındaki prospektüs bilgilerine benziyor. Vatandaş dinlese bile bir şey anlamıyor. Biz bile çoğu kez birbirimizi anlamakta güçlük çekiyoruz. AKP ise, tam tersine, halkın anlayacağı dilden konuşuyor.

 

AKP’nin sadakalarına karşı biz balık tutmayı öğretiyoruz
Siz yine başkan adayısınız ve bu seçimi de alacağınıza yüzde 100 gözüyle bakılıyor. Sizin özel bir taktiğiniz var mı?
Bunun bir taktiği yok. Yalnızca doğma büyüme bir Eskişehirli olarak, buradaki herkes tarafından “faydalı projeler üreten bir icraat adamı” diye tanınmanın bir etkisi olabilir. Bir de tabii halka hiç yalan söylemeyen, partizanlık yapmayan bir kişilik olduğum söylenir. Sanırım bunlar da halk üzerinde olumlu bir etki yapıyor.
Peki siz AKP’nin “yardım paketleri”yle nasıl başa çıkıyorsunuz; yoksa Eskişehir’de dağıtılmıyor mu?
Dağıtılmaz mı; AKP teşkilatının, valiliğin yanı sıra, menşei net belli olmayan ve “sponsor” diye tarif edilen kaynaklardan finanse edilen, üstelik doğalgazı olan Eskişehir’de yaptığı tonlarca kömür dağıtımı ve çuvallar dolusu erzak sadakasının yanında, bizim belediye görevi olarak yaptıklarımız denizde damla misali kalıyor.
Ama yardımı alana da kızmıyorsunuz herhalde değil mi?
Kızar mıyız, ihtiyacı olan almayıp da ne yapacak... Biz alana değil, onlara, AKP’ye oy vereceklerine dair yemin ettirerek verenlere kızıyoruz.
Bunun karşılığında siz ne yapıyorsunuz?
Biz hem gerçek düşkünlere sürekli sıcak yemek yardımı yapıyoruz, hem de yine yasal görevimiz çerçevesinde ve bütçemizden sınırlı miktarda yakacak, ilaç, giysi, okul-kırtasiyesi yardımı yapıyoruz.
Ama asıl bunların dışında biz sadaka olarak balık vermek yerine, yoksullara balık tutmayı öğretiyoruz. Şehrin muhtelif yerlerinde özellikle kadınlarımız ve işsiz genç kızlarımız için meslek edindirme kurslarımız var.
Onların dershaneye gönderemedikleri çocukları için de ücretsiz kurslar açıyoruz. Ama tabii bütün bunlar çığ gibi büyüyen işsizlik, açlık seviyesine ulaşan yoksulluğun bütün şehirde çözümüne yetmiyor.
Zaten o yüzden Prof. Dr. Ayşe Buğra da sizin gibi öncelikle yoksulluğa karşı proje üretilmesini öneriyor, ama bu arada güvenilir bir lider adayının da yardımların getireceği avantajın önüne geçebileceğine işaret ediyor; katılır mısınız?
Eskişehir bunun örneği. 2004 seçimlerinde iki büyük ilçeyi ve dolayısıyla Büyükşehir Belediye Meclisini kaybettik, bir tek ben seçilebildim. AKP, hükümetin bütün gücüyle yüklendi, ama seçilmemi önleyemedi. Ben bir parti lideri değilim ama, benim pozisyonumla bir paralellik kurulursa ve buradan hangi sonuç çıkıyorsa bütün sol ve merkez sağ partilerin bu sonucu değerlendirmesi gerekiyor.

YARIN: “SOL, ÇIKIŞINI ARIYOR” DİZİSİNİ ÜNLÜ SOSYOLOG, ODTÜ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRÜ PROF. DR. SENCER AYATA YORUMLUYOR

Bu habere ifade bırak
  • 0Mutluyum
  • 0Şaşkınım
  • 0Kararsızım
  • 0Kızgınım
  • 0Üzgünüm
Toplam Oy0