Geri Dön

180 yıllık bir yol öyküsü

“Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yıl” sergisi, Engin Özendes’in küratörlüğünde Pera Müzesi’nde açılıyor

180 yıllık bir yol öyküsü

Fotoğrafın icadı ve Marsilya’dan başlayıp Süveyş’e uzanan ilk fotoğraf gezisinin üzerinden 180 yıl geçti. Pera Müzesi’nde 5 Aralık’ta kapılarını açacak “Bir Yol Öyküsü: Fotoğrafın Ardında 180 Yıl” sergisi ise bilinen bu ilk fotoğraf gezisini, günümüzde aynı rotayı izleyen 10 fotoğraf sanatçısının kendi yorum ve bakışlarıyla yeniden yorumluyor. Coşkun Aral, Laleper Aytek, Ali Borovalı, Murat Germen, Sinan Koçaslan, Yusuf Sevinçli, Alp Sime, Lale Tara, Serkan Taycan ve Cem Turgay’ın fotoğraflarından oluşan sergiyi küratörü Engin Özendes’le konuştuk.

Fotoğrafın bulunuşunun ardındaki hikâyeyle başlayalım mı?

Aslında fotoğrafın bulunuşu asırlara dayanan farklı çabaların bir sonucu. Ama bizlere resmi olarak anons edildiği tarih, 19 Ağustos 1839. İlk görüntü ise 1826 yılında Niepce tarafından elde ediliyor. Onun öncesinde pek çok ressama ‘camera obscura’, yani karanlık oda dediğimiz düzen yardımcı olmuş. Fotoğraf makinesine dönüşecek aygıtın prensibi de bu düzenle benzerdi. Niepce’nin ele alınabilir bir görüntü elde etmesinin ardından 1839’da Fransız Bilimler Akademisi, bunu tüm dünyayla paylaşıyor. Ancak adı o zamanlar ‘daguerreotypi’, fotoğraf değil!

180 yıllık bir yol öyküsü


Serginin esin kaynağı olan ilk fotoğraf gezisi de bu icadın duyuruluşundan çok kısa bir süre sonra gerçekleşmiş. Bu seyahatin hikâyesinden bahsedebilir misiniz?

Fransız ressam Émile Jean Horace Vernet, Diorama tekniğini bulanlardan ressam Charles Marie Bouton ve Daguerreotypist Frédéric Auguste Antoine Goupil-Fesquet’in yer aldığı ilk grup fotoğraf gezisi olan yolculuk, 21 Ekim 1839’da başlıyor. Bu yolculuğa çıkan gezginler, o zamanki gezi turlarının düzenli hale gelmesiyle Marsilya’dan bir gemi alarak oradan Livorno, Malta, Siros ve Yunan Adaları’na geliyorlar. Yunan Adaları’ndan sonraki durakları da İskenderiye, Kahire, Süveyş ve Ortadoğu... Gemiyle yaptığınız yolculuk, nihayetinde onun uğradığı veya önünden geçtiği yerlerdi. Ama kara yolculuğu öyle değil. Kara yolculuğunda develerin ve eşeklerin sırtında gidiyorlardı. O nedenle de adım adım her yeri görme imkanı buluyorlardı. Beyrut’tan tekrar bir gemiye binerek Larnaka, Kos Adası, İzmir, İstanbul, Malta ve dönüşte de Roma’ya uğrayarak Marsilya’ya geri dönüyorlar. Gezginlerin bu yolculukları 7 ay sürdü.

Projenin oluşum süreci nasıldı?

Türkiye’deki bütün fotoğrafçıları izliyorum. Bu yüzden de hepsinin hem tarzlarını hem de fotoğraf dillerini biliyorum. Bu yolculuk için de projedeki 10 arkadaşımın olabileceğini düşündüm. Ardından 10 kişiye 31 limanı paylaştırdım. Ardından onlar da çekimlerini yapmaya başladılar.

İzleyiciler, Fesquet’in 180 yıl önce bu yolculuk esnasında çektiği fotoğrafları da görebilecekler mi sergide?

Fesquet’in yazdığı anı kitabı ve 1942 basımı “Excursions Daguérriennes” adındaki albüm olmasa biz bu yolculuğu hiç bilemeyecektik. Çünkü elimizde Fesquet’in çektiği hiç fotoğraf yok. “Excursions Daguérriennes” albümünde birkaç fotoğrafı var. Ama kendi anı kitabı tamamıyla onun fotoğraflarından yararlanılarak yapılmış bir gezi rehberi. Ben, sergi alanında bu iki kaynaktan Fesquet’in fotoğraflarını sergiliyorum. Bir de 19’uncu yüzyıldan başka fotoğrafçıların fotoğraflarını sergiye yerleştirdik. Ancak bütün fotoğrafçı arkadaşlarım, gittikleri yerler onlara nasıl bir duygu veriyorsa onu çektiler. Eski ve yeniyle hiçbir kıyaslama yapılmadı.

180 yıllık bir yol öyküsü



Sergiyi hazırlama sürecinde sizi en çok heyecanlandıran olay neydi?


Proje süresince hep bu adamların bir portresinin olup olmadığını düşündüm. Ardından araştırdığımda Horace ve Bouton’un vardı. Ama benim derdim Fesquet’in fotoğrafını bulmaktı. Hiçbir yerde yok. Bir arkadaşımdan Frequet’in fotoğrafının bir müzayede evinde satıldığını öğrendim. İnanılmaz bir şeydi. Pera Müzesi de bu fotoğrafı aldı ve bugün bildiğimiz kadarıyla dünyanın hiçbir yerinde olmayan bu fotoğraf, Pera Müzesi’nde. Ve sergiye de yetişti. Küçük bir kartvizit boyutunda ama bu hiç önemli değil. Ben de orijinalini ilk kez sergide göreceğim ve çok heyecanlıyım.

180 yıllık bir yol öyküsü


Günümüzün gelişmiş ulaşım ve iletişim koşullarına rağmen çekimlerin bazı yerlerde 180 yıl öncesinden daha zorlu geçtiğini belirtiyorsunuz sergi metninde. Bu zorluklar nelerdi?

Özellikle Ortadoğu’da çok zorluk çektiler. Coşkun Aral gibi oraların ‘kurdu’ bir insan bile Gazze ve Şam’a giremedi. Ortadoğu her zaman kaynayan bir kazan. Gazze’ye Kızılay kamyonunu bile almıyorlar ve orada neler olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Bir de “Gelişen ve değişen çağımızda...” diye başlarız söze... Gelişen ve değişen çağımız ne yapmış makinelerimize? O günkü karanlık odayı dijital hale gelene kadar dönüştürmüş. Ama insanın aklını ve fikrini değiştirememiş. Savaşlar, kutuplaşmalar, ayrışmalar... Bunlar daha zor bir hale getirmiş.


16 Aralık 2019 Magazin Bülteni16 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber