Açıl artık şu kıza!

“Bizim Yenge”nin inatçı âşıkları Adem ve Zeyno’yu canlandıran Yetkin Dikinciler ve Tülin Özen: “Yıllardır o mahallede yaşıyormuş gibiyiz. Balatlılar gürültümüze, yolları kapatan kamyonlarımıza rağmen bizi kabullendi. Aile gibi olduk”

Açıl artık şu kıza!

Gelin ve kaynana kavgasının, mahalleli arasında yardımlaşmanın, daracık sokaklarda heyecanlı ve komik koşuşturmaların eksik olmadığı bir dizi “Bizim Yenge”. Bu açıdan eski Türk filmlerini ve “Perihan Abla”yı andırıyor diyebiliriz. Son yıllarda Türk televizyonlarında zengin aile dramları, kardeş kavgaları ve dönem dizilerinden başka bir şeye rastlayamadığımız düşünülürse de iyi geldiğini söleyebiliriz. Dizinin oyuncularından Yetkin Dikinciler ve Tülin Özen de aynı fikirdeler: “Basit olanı anlatmak en zorudur. Biz yan mahallenizde yaşananları size izletebiliyorsak başarılıyız. Mesele, izleyiciye ulaşamayacağı hayatları göstererek hayal kurdurmak değil, hikaye anlatmaktır.”

* Televizyonda büyük bir rekabet var. “Bizim Yenge” nasıl gidiyor?

Yetkin Dikinciler: Bu iddialı bir proje. İddiası da basit ve gerçek hikayeleri anlatıyor olması. İnsanlara hayallerinde göremeyecekleri bir hayat sunmuyoruz.
Tülin Özen: Sırf çok izlenecek diye hayal tacirliği yapan, insanların imrenme duygularını sömüren bir dizide zaten asla yer almazdım. “Bizim Yenge” çok gerçek, tüm sırrı bu.

* Dizileri yayımlandıktan sonra internette reytinglere bakan oyuncular var. Siz reytinglerden memnun musunuz?

Yetkin D.: İyi gidiyoruz ama ben rakamlara göre oynamıyorum. “3,8’de şöyle 5,6’da böyle oynayayım” diyemem ki. Sinemada da, tiyatroda da, TV’de de bu böyle. Ne kadar izlenir?’ diye düşünerek hareket edemem. Zaten aslına bakarsanız bizi kısıtlayan da bu düşünce. Genelin beğenisine göre belirliyoruz kurallarımızı. “Şu tutuyor, o zaman ondan yapalım” diyerek birbirine benzeyen, kendine has karakteristik özellikleri olmayan bir toplum yarattık. Halbuki az olan değerli değil midir? Ya da farklı olan?

“Balat’taki mahalleli ile aile gibiyiz. Akşam yemeklerine, çaylara davet ediliyoruz”

* Biraz da Balat’taki mahallenizden bahsedelim. Neler yaşanıyor?

Yetkin D.: “Orada böyle bir mahalle var, bu karakterler de orada yaşıyor” hissini vermek istiyoruz. Mahallemizdekilerle de aramız çok iyi. Onlar bizi yolları kapatan set kamyonlarımıza, gürültümüze, ışıklarımıza, jeneratörümüze ve kalabalığımıza rağmen kabul ettiler.
Tülin Ö.: Akşam yemeklerine, çaylara davet ediliyoruz. Zaten tüm gün orada olduğumuz için birlikte yaşıyoruz durumu da doğru. Herhalde bu durum diziye yansıyor, gerçekliğini artırıyor. Mahallede eğreti olmadığımız kesin. Sanki hep orada yaşıyormuşuz gibi.

* Dizide birbirine âşık ama bir türlü açılamayan bir çifti canlandırıyorsunuz. İlk kez mi karşılıklı oynuyorsunuz?

Tülin Ö.: Daha önce tiyatro sahnesinde iki kez birlikte oynamıştık. Tiyatroda daha konsantre zaman geçiriyorsunuz ; dizide ise saatleriniz, günleriniz birlikte geçiyor. Memnunuz.
Yetkin D.: Ben Tülin’in de bu projede olduğunu duyunca inanılmaz mutlu oldum. Hatta onu gördüğümde ait olduğum yere gelmiş gibi hissediyorum. Mutluyum.

* Canlandırdığınız çiftin arasında sürekli bir inatlaşma var. Sokakta izleyicilerden nasıl tepkiler geliyor?

Tülin Ö.: Beğenilerini dile getiriyorlar. Zeyno çok ilgilerini çekiyor. İnatçı bir kadın. Kendi ayaklarının üzerinde durmak zorunda olan, bu yüzden de hep erkeksi laflar eden biri. Gözlemlediğim kadarıyla da Türkiye’de birçok kadın böyle.
Yetkin D.: Teyzeler gelip “Açıl artık şu kıza” diyorlar. Adem ile Zeyno’nun birlikte olmasını istiyorlar. Adem de Türkiye’deki birçok erkeği yansıtıyor. Duygularını dile getirmeyen, içinden başka bir şey geçse de çoğunluğun onayladığı yaşantıyı süren biri. Ona biçilen rolü çok fazla benimsiyor. Bir koyverip gitse öyle rahatlayacak ki. Bütün erkekler bir koyverip gitsek, dünyada savaş diye bir şey kalmaz inanın. n

Tülin Özen
“Arkadaşlarımla Twitter’da değil yüz yüze cikcikleşiyorum ”


* Televizyonda iş yapan iki sanatçı olarak terör saldırıları ve deprem sonrasında başlayan “TV’deki diziler kaldırılsın” tartışması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yetkin D.: Eğer memlekette bir tek kişi öldüğünde de bu duyarlılığı gösterebiliyorsak bunu tartışabiliriz. İllâ belli miktarda insan kaybı yaşandıktan sonra mı konuşulacak bunlar? Zaten televizyondaki ölçünün kaçtığını düşünüyorum. Haber bültenlerinden reyting sağlanan bir ülkedeyiz. Canlı yayında spiker kadına çocuğunun öldüğünü söylüyor ve kamera çekmeye devam ediyor. Neymiş, haberleri izliyormuşuz. Ya da bayramlarda yüzlerce insan ölüyor. Trafik şehitleri veriyoruz. O zaman bakanlar çıkıp açıklama yapıyorlar mı? Ya da ulusal yas ilan ediyor muyuz? Kısacası bu durumlarda tepki veremiyorsak şimdi tartışmanın, artistlik yapmanın alemi yok. Düpedüz ikiyüzlülük.
Tülin Ö.: İnsanları zorla vicdanlı yapamazsın. Gülmek, eğlenmek istiyorsa bu onun seçimi. Normal insan tepkisi meraktır, Van’da deprem olmuşsa dizi izlemek değil haberleri takip etmektir. İnsan sevgisi besleyen çocuklar yetiştiremiyorsan zorla onlara yas tutturamazsın.
Yetkin D.: Kaldı ki bu kumandalı bir alet, çevirirsin kanalı. Hem biz şiddet ve acı üzerinden prim yapmayı sadece televizyonlarda değil yazılı basında da görüyoruz. Sırtından bıçaklanmış kadının fotoğrafını basıveriyoruz gazeteye. O kadına sorsak o fotoğrafın basılmasını ister miydi? Kriterimiz bu olmalı...

* Bu iki olayda da Twitter çok etkiliydi. İnsanlar yardım kampanyalarını Twitter üzerinden organize ettiler. Ya da dizilerin kaldırılması için de oradan protestolar yapıldı. Sizin Twitter’la aranız nasıl?

Yetkin D.: Twitter cikcikleşmek demek ya, ben arkadaşlarımla yüz yüze cikcikleşiyorum. İnsanın gözlerine bakarak, ses tonunu duyarak iletişim kurmayı tercih ediyorum.
Tülin Ö.: Twitter bana da güvenli ve gerçek gelmiyor. Kendimi ifade etmek isteyeceğim bir platform değil.

15 Ekim 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber