“Arabayı eşek yerse nasıl döneceksiniz?”

Bu yıl eylül ayında düzenlenecek olan Pekin-Paris Klasik ve Antika Otomobiller Yarışı’na ilk kez bir Türk ekip katılacak. İki işadamı, Ahmet Öngün ile Erdal Tokcan’dan oluşan ekip, 1967 model A1 Anadol ile Çin’den Fransa’ya kadar gaza basacaklar. Arabaları şimdiden Pekin yoluna çıktı bile

“Arabayı eşek yerse nasıl döneceksiniz?”

Ahmet Öngün (58) ve Erdal Tokcan (61) iki sıkı dost. İkisi de arabalara âşık. Özellikle de Anadol tutkuları onları yıllar önce bir araya getirmiş.
20 yıldır Türkiye’de ve yurtdışında Anadol’larıyla klasik otomobil yarışlarına katılıyorlar; her ikisinin de 120’nin üzerinde ödül ve kupası var. Yakında ise ekip olarak 2010 Pekin-Paris Klasik ve Antika Otomobiller Yarışı’na katılacak, 37 gün boyunca
93 beygirlik 1967 model,
A1 Anadol’larıyla dağları tepeleri aşacaklar...
Dünyanın çeşitli ülkelerinden 106 arabanın, 14 bin 500 kilometrelik bir parkurda yarışacağı ralli 10 Eylül’de Pekin’de başlayıp 16 Ekim’de Paris’te son bulacak. Bu yıl dördüncüsü düzenlenen yarışa ise ilk kez bir Türk ekip katılıyor. Anadol’la Çin, Moğolistan, Gobi Çölü, Rusya, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, İran, Türkiye, Yunanistan, İtalya ve Fransa’yı dolaşacak olan Öngün ve Tokcan’ın “Kaçıncı olmayı hedefliyorsunuz?” sorusuna yanıtları kısa ve net: “Birinci!”...
Ekibin ana sponsoru Ülker. Aynı zamanda Koç Holding, Sabancı Holding, Borusan, Paşabahçe gibi pek çok önemli kuruluş da projeyi destekliyor. Sponsorluk gelirlerinin tamamı ise Toplum Gönüllüleri Vakfı’na bağışlanacak, şimdilik
250 öğrenciye dört yıl burs verilecek. Siz de Turkcell, Vodafone ve Avea hatlarından 4555’e SMS yollayarak 10 TL bağışta bulunabilirsiniz. Detaylı bilgi www.pekindenparise.com adresinde...


Ne zamandan beri tanışıyorsunuz?
Ahmet Öngün: Erdal Tokcan ile tanıştığımda Erdal ODTÜ Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirmiş, Anadol Otosan fabrikasında baş mühendis olarak çalışıyordu. Benim sınıf arkadaşımla evlendi. İkimiz de arabalara çok meraklıyız. Bu bir tutku. O zaman Erdal, Anadol’un spor modeli olan STC kullanıyordu. Bende de bir STC var. Anadol sayesinde tanıştık aslında. Yıllardır Türkiye’de ve yurtdışında pek çok ralliye katılıyoruz.

2010 Pekin-Paris Klasik ve Antika Otomobiler Yarışı’na katılmanız nasıl oldu?
Erdal Tokcan: Katılacağınız arabanın 1968’den daha eski bir model olması lazım. Ne kadar eski ve değişik bir araba olursa o kadar kabul şansı artıyor. Bizim Anadol A1 de 1967 model. Fabrikadan çıkan 372’nci araba.
Ahmet Ö.: Biz müracaat ettiğimizde elimizde olan klasik bir Mercedes’i kabul etmediler. Yarışa katılan çok fazla Mercedes ve Volvo varmış, değişik bir şeyler, 1930’ların, 1940’lı yılların arabalarından istediklerini söylediler. Bir anda aklımıza Anadol geldi, resmini yolladık. Dört dakika içinde hemen kabul ettiler. Çünkü böyle bir araba daha önce hiç görmemişler.
Erdal T.: Yani müracaat ettiğimizde elimizde bir araba yoktu. Anadol’u kabul ettikten sonra araba aramaya başladık.

“Google Earth üzerinden bizi takip edebilirsiniz”

Arabaya neler yapıldı?
Erdal T.: Arabanın “klasik” olabilmesi için üzerindeki bütün teknolojinin arabanın üretildiği sene var olması lazım. Bizim araba 67 model, yani 67’den daha sonra çıkmış bir teknolojiyi arabada kullanamazsınız. Arabanın bütün mekanik parçalarını birebir orjinalinden kopya ettik, daha güçlü malzemelere dönüştürdük. Mesela dayanıklılığı artırmak için çelik parçayı bugünün daha güçlü çeliğine kopya ettik. Motor ve mekanik aksamı İngiltere’de yapıldı. 140 litrelik özel, patlamayan bir benzin deposu var. Arabayı 1500 TL’ye aldık, bize maliyeti 120 bin dolar oldu.
Ahmet Ö.: Arabanın içine çok ciddi bir emniyet kafesi yapıldı. Müsaade edilen bazı modifikasyonlar var. Mesela süspansiyonu ralli arabası özelliklerine getirdik.

Bu yarışın en zor kısmı ne sizce?
Erdal T.: Dokuz gün Gobi Çölü’nde gideceğiz. Hayatımızda hiç çadırda yatmadık, 11 gece sıfır derecenin altında çölde, çadırda yatacağız mesela. Uyku tulumlarımızı da aldık. Ayrıca bu yarışta servis takibi yasak. Ya kendiniz tamir edeceksiniz arabanızı ya da gittiğiniz yöredeki tamirhanlere başvuracaksınız. Bu nedenle yanımızda 130 kalem yedek parça ve tamir takımlarımız var.
Ahmet Ö.: Mesela akşamları çadıra girmeden önce tuvaletlerimizi çok uzağa yapmalıymışız, çünkü yılan ve akrepler yaptığınız yere gelirmiş.
Erdal T.: Çok uzaklaşmanın da riski var ama. Kurtlara yem olabilirsin.

Bütün hazırlıklar tamam mı?
Erdal T.: Evet, arabamızı Pekin’e yolladık. Aşılarımızı olduk. Safra kesemde taş çıktı, hemen ameliyat oldum çölde falan başıma dert olmasın diye. Ayrıca arabamızda uydu takip sistemi de var.
Yani Google Earth’ten bizi nokta olarak görebilirsiniz. Eğer iki gün aynı yerde duruyorsak bizi merak edebilirsiniz.
Ahmet Ö.: Vietnam’dan aşağıya doğru gittiğimizi görürseniz bilin ki fikir değiştirdik, Avustralya’ya tatile gidiyoruz.


“Bize ‘Çılgın Türkler’ derler ama biz kendimizi çılgın olarak görmüyoruz”
-Anadol’a hep meraklı mıydınız?
Ahmet Ö.: Evet. 1967’de lise öğrencisiyken Ankara’da ilk Anadol’u showroom’a koyduklarında burnumu cama dayayıp, ağzımın suları aka aka, büyük hislerle arabayı seyretmiştim.
Erdal T.: Türkiye’nin hâlâ ilk ve tek markası. Bizim için çok özel.

-Aileniz tedirgin mi? “Gitmeyin” diyenler oldu mu?
Erdal T.: Hayır, bizim araba tutkumuza saygı duyuyorlar.
Ahmet Ö.: Bize genelde “Çılgın Türkler” derler. Ama biz kendimizi çılgın görmüyoruz. Bizim için
bu yarış, İstanbul’da Boğaz Köprüsü’nü geçmek gibi bir şey. Bir de “Bu arabayla gidiyorsunuz,
ya eşek yerse nasıl döneceksiniz?” diye soranlar oluyor. Oysa Anadol’u eşek falan yemez. Samandan değil, cam elyafından üretilmiş.

“Bana ‘Dikkat et yavaş git’ diye mesajlar geliyordu”

-Daha önce ekip şeklinde yarışmış mıydınız? Kavga eder misiniz mesela?
Erdal T.: Ayrı arabalarda rekabet ediyoruz ancak bir kere Bodrum’da birlikte yarıştık. Üç günlük bir yarıştı. Kavga etmedik. Ama Pekin-Paris çok uzun bir yarış. Bunun sonunda dostluğumuz ne durumda olacak bilmiyoruz, bir muamma.

- Yarışlar sırasında aklınızdan çıkmayan aksilikler yaşadınız mı hiç?
Erdal T.: 2008 Türkiye Şampiyonası’nda debriyaj teli
koptu. Debriyajsız vites geçirerek bitirdim yarışı.
Ahmet Ö.: Geçen hafta Avrupa Rallisi’nde 25 kilometre jant üzerinde gittim. İki kere lastiğim patladı. Ahmet bana sürekli mesaj çekiyordu, “Bak Çin’e gideceğiz, dikkatli ol, yavaş git” diye. Yahu yarışta hiç yavaş gidilir mi!

“Anadol’u 1500 TL’ye aldık, yarış arabasına dönüştürdük” Bu Anadol’u nasıl buldunuz?
Erdal T.: Ümraniye’de, belediye otoparkında hurda halinde bir Anadol bulduk. Sahibi üç-dört yıl önce rahmetli olmuş. Üç kızına araba miras kalmış. Kızları bulduk, “Satar mısınız?” dedik. Veraset yapıldı ve sonunda 1500 TL’ye aldık. Ancak Ford Otosan Ralli Takımı’nın garajını işleten eski Türkiye şampiyonu Serdar Bostancı “Ben bu arabayı yarış arabasına dönüştürürüm” dedi. Ona arabayı 1,5 yıl önce teslim ettik. Araba tamamen baştan imal edildi.

Katıldıkları yarışlarda 120’nin üzerinde kupa kazandılar

Ahmet Öngün
Elektrik-elektronik mühendisi. Gantek Teknoloji Bilişim Çözümleri A.Ş.’nin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı. Türkiye Klasik Otomobil Kulübü ve Porsche Kulüp İstanbul’un da kurucusu.


ERDAL TOKCAN
Makine mühendisi. Martı Konteyner Hizmetleri A.Ş.’nin kurucusu, aynı zamanda yönetim kurulu başkan yardımcısı.
Tokcan Türkiye Otomobil Sporları Federasyonu’nda da yönetim
kurulu üyesi.

Anadol’un kısa geçmişi
Koç Grubu, 1 Aralık 1966’da Nihat Atasagun’un başkanlığında imalat ekibiyle üç tane mavi renkli Anadol’u tamamladı ve 19 Aralık 1966’da ilk yerli otomobil olan Anadol üretilmeye başlandı. İlk üretilen iki kapılı Anadol A1’di. 1,2 litrelik Ford Kent motoru vardı. Otomobilin satış fiyatı kalorifer sistemi dahil 26 bin
800 liraydı ve bu rakam 1966’daki döviz kuruyla 1050 İngiliz sterlinine eşitti. Anadol 1984 yılında ise satışları düştüğünden üretimden kalktı.

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber