‘Aşka daha fazla vakit ayır!’

Tiyatro Festivali’nde sahneye koyacağı “Asi Kuş” gösterisiyle tiyatrosunun 40’ıncı yılını kutlayan Ali Poyrazoğlu imkanı olsa 40 yıl önceki Ali’ye tek bir tavsiye vereceğini söylüyor:

‘Aşka daha fazla vakit ayır!’

Şeker istiyor musun çaya?” diye sesleniyor mutfaktan. “Hayır” derken gözlerim odanın içindeki kitaplarda. Her yerde afişler, kitaplar, albümler... “Aferin” diyor içeri gelirken. Dünyanın en güzel fincanında dünyanın en güzel çayını getiriyor. “İsteseydin de vermeyecektim zaten. Şeker koyup mahvedeceksen git, şerbet iç.” Dokuz ayın çarşambasının bir araya geldiği bir günde buluşuyoruz Ali Poyrazoğlu’yla. Turneden gelmiş, sabaha kadar senaryo yazmış, gün içinde katılması gereken bir cenaze töreni, bir de doktor randevusu var. Akşama da oyun...
Yine de kırmıyor, evine davet ediyor beni. Zaman az ama konuşulacak çok şey var. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu bu yıl 40’ıncı yılını kutluyor. 40’ıncı yıl etkinliklerinde biri de 18’inci İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında 15 Mayıs Salı, 20.30’da Kenter Tiyatrosu’nda sahneleyeceği “Asi Kuş” isimli gösteri. İşte Bizet’in ünlü operası “Carmen”in farklı biçimde yorumlandığı “Asi Kuş” gösterisinin ayrıntıları ve 41 kere maşallah dedirten o 40 yıllık yolculuk...

* Nasıl başladı “Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu”nun yolculuğu?

‘72’de, bir gençlik arayışıyla kendi tiyatromu kurmaya karar verdim. Konservatuvar mezunuydum, çok iyi tiyatrolarda çalışmıştım. Son dönemde de Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu’nda ortaktım. Bir gün dedim ki; “Her çocuk bir evde büyür, belirli bir yaşa geldikten sonra da kendi yuvasını kurmak ister. Ben de kendi yuvamı kurmak ve seyircilerimi kendim ağırlamak istiyorum.”

* Nasıl cesaret ettiniz?

Televizyona çıkmadan, film çevirmeden, tiyatroda star olmuş bir oyuncuydum. Net söyleyeyim, en çok tanınan genç tiyatro oyuncusuydum. Aziz Nesin de “Kur kendi tiyatronu oğlum, sömürtme çocuğum kendini” diye habire gaz veriyordu. O gazların sonunda istifa ettim, Aziz abiye gittim. “Bana özel oyun yazacaksın” dedim. “Yok, yazamam” dedi. Aziz abinin aldığı Altın Palmiye diye bir ödül var, İtalya’da verilen bir çeşit mizah Oscar’ı. O ödülün metnini kitaplarının bazılarının başına koymuş. O belgede diyor ki; “Bu ödül Aziz Nesin’in okuyucularına ondan sınırsız eser isteme hakkını verir”. Dedim ki; “Altın Palmiye aldın mı?” Bembeyaz oldu. “Ödül bana senden eser isteme hakkı veriyor. Otur, oyunu yaz abi” dedim. “Peki” dedi, yazdı, adı da “Hakkımı ver Hakkı” idi.

“Lunapark gibi bir hayat yaşadım”

* Tiyatrodan başka neler yaptınız bu 40 yılda?

Bir Rönesans insanı gibi farklı disiplinlerde varolarak ilerlemeyi tercih ettim. Sadece bir tiyatro oyuncusu değil, bir düşünce adamı olmaya çalıştım. 60 tane film çevirdim. 124 tane ödülüm var. 20 yıl köşe yazısı yazdım. 35 oyun çevirdim. Üniversitede hocayım. Kendi tiyatro okulum var. Yunanistan’da, Avustralya’da, Almanya’da, Amerika’da, Fransa’da kendi dillerinde oynadım. Yılda 30-35 şirketle birçok farklı konuda büyük toplantılar yapıyorum. Altı kitabım var. 12 yıl radyo programı, 100 bölüme yakın talk-show yaptım televizyonlarda. 350 bölüm televizyon dizisi yaptım. Kalan zamanda da biraz aşk, biraz spor, biraz dedikodu, biraz hayal, biraz seyahat... Lunapark gibi benim hayatım. Bir pavyondan çıkıp öbür pavyonda geçiyorum. Bir atlıkarıncaya biniyorum, bir dönmedolaba...

* Siyasi ve ekonomik krizlerden nasıl etkilendiniz?

Bütün Türkiye’nin içinden geçtiği krizlerin içinden ben de geçtim. Siyasal çalkantılarda bazen bir kişiye oynadığımız oluyordu. Ekibimle ateşlerin içinden geçtik. “Nereden buluyorsun bu seyiriciyi?” diyorlar. Ben de “Evden getirmiyorum herhalde. Yolda da bulmadım. 40 yıldır, kumbaraya para atar gibi biriktirdim” diyorum.

* 40 yıl önceki Ali şimdi karşınızda olsa ona ne tavsiye ederdiniz?

“Aşka daha çok vakit ayır” derdim. Tiyatroya olan tutkum aşka ayırmam gereken zamandan çaldı. Dengeleyebilirdim. Hala bir denge kurabilirim. Mayıstan sonra sekiz ay tiyatro yapmayacağım. Dinleneceğim. Bir film teklifi var. Eylülde anı kitabım çıkacak. Adı “Aynayı Tuttum Yüzüme”. “Aynayı tuttum yüzüme / Ali göründü gözüme / Nazar eyledim ben özüme / Ali göründü gözüme”. Çok sevdiğim bir ilahidir.

“Carmen’in aşka bakışıyla benimki birbirine çok benziyor”

* Tiyatro festivaline “Asi Kuş”la katılıyorsunuz...

Festival zamanı çok yoğun olduğumuz için katılamıyoruz genelde. Bundan yıllar önce katılmıştım, “Uzakta Piyano Sesleri” ile. Bana en iyi oyuncu ödülünü getirmişti oradaki Çehov rolü, fiyaka olmuştu. Bu yıl yine katılamadık ama festivalin yöneticisi Dikmen Gürün manevi baskı kurdu. Daha önce Süreyya Operası için hazırladığım “Asi Kuş”u oynuyorum. “Carmen” operasının farklı yorumlarından yola çıkarak hazırladığım tek kişilik bir gösteri. O operada beni heyecanlandıran iki şey var. Birincisi, başkaldıran tütün işçilerinin hikayesi... İkincisi de İspanyol ruhunu en iyi anlatan yapıt kabul edilen “Carmen”in bestecisi Bizet’nin hayatında hiç İspanya’ya gitmemiş olması...

* Carmen karakterine yakın hissediyor musunuz?

Aşk için “Hiçbir zaman ehlileşmeyecek, asi bir kuştur” der Carmen. Bu benim aşka bakışımla çok çakışıyor. “Tamamla Bizi Ey Aşk” kitabımda diyorum ki; aşk iki kişilik bir devrimci örgüttür. İnsanlar aşk uğruna gerilmiş telin üstüne çıkarlar, birer cambaz gibi... Bir tarafta sevgilinin biri, öbür tarafta öteki. Aşağıya düşmeden birbirlerine doğru yürümek için tuttukları sopaların bir ucunda gönül zekası vardır, bir ucunda akıl zekası... Aşağıya toplanmış kalabalık da onlara bağırır, küfreder, taşlar. Sevgililer bazen kavuşurlar, bazen de aşağıya düşerler. Düşenler aşk sakatı olurlar. Aşağıda kendileri gibi bir aşk sakatı aramaya başlar. Bazısı da düşer, gene çıkar. Ben düşülse de çıkılması gerektiğine inanırım.

“Hişt, Angelina Jolie, okulu bitirdikten sonra beni bul dedim”

* Bu sezon “Beni Yeniden Sev”le çıktınız izleyici karşısına...

Bu yıl aşk üzerine düşünme yılım benim. “Beni Yeniden Sev” de aşkın halleri üzerine bir oyun. Farklı bir “Lolita” yorumu diyebiliriz. Alphonso Paso’nun oyunu. Çok iyi bir kadro denk geldi. Neriman Uğur karımı oynuyor. Bülent Kayabaş, Ümit Kantarcılar var. Güneş Emir diye genç bir oyuncu var. Ben ona Hacettepe’de atölye yaparken “Kızım, hişt, Angelina Jolie, okulu bitirince beni bul” dedim. Gerçekten ona benziyor çünkü. Tam da bu genç kız rolü için oyuncu ararken, geldi.

“Herkes soğukkanlı olmalı”

* Şehir Tiyatroları’ndaki yönetmelik değişikliğiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

Öncelikle herkese soğukkanlılık tavsiye ediyorum. Soğukkanlılıkla bu konu hakkında bir kurultay yapılması gerekiyor. Ondan sonra yapılabilecek değişiklikler net biçimde kamuoyuna sunulabilir.

Tiyatro Festivali’nde 100’ü aşkın gösteri, söyleşi ve atölye çalışmaları var

* 18’inci İKSV İstanbul Tiyatro Festivali geçtiğimiz hafta başladı. 5 Haziran’a
kadar sürecek festivalde yurt dışından beş, Türkiye’den 40’a yakın tiyatro ve dans topluluğunun katılacağı 100’ü aşkın gösteri, söyleşi, atölye çalışmaları, konferans ve sergi gerçekleştirilecek.
* Festivalin ilk onur ödülü açılış gecesinde “Elin Elimde” oyunuyla Tilbe Saran ve 1 Mayıs’ta vefat eden Cüneyt Türel’e verilmişti. Diğeri bu akşam Schaubühne Berlin’in sanat yönetmeni Thomas Ostermeier’e verilecek. Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’ndeki törenden sonra “Hamlet” oyunu sahnelenecek.
* Biletler Biletix’ten ve İKSV’den alınabilir.

Festivalde sahnelenecek oyunlardan bazıları:
* Yola Çıktığım Gün Sakin Serin Bir Sabahtı”, bugün, 15.30’da, Hamursuz Fırını’nda.
* “Çehov Makinesi”, yarın, 14 Mayıs ve 15 Mayıs 20.30’da Üsküdar Tekel Sahnesi’nde.
* “Kraliçe Lear”, yarın 20.30’da, Kenter Tiyatrosu’nda.
* “Yalnızlar Kulübü”, bugün ve 14 Mayıs 20.30’da, 21 Mayıs 20.30’da, İkincikat’ta.
* “Dertsiz Oyun”, bugün, yarın ve 14 Mayıs 23.00’te Kumbaracı50’de.
* “Arzunun Bedeni” bugün, 15.30’da Üsküdar Stüdyo Sahnesi’nde.

15 Eylül 2019 Magazin Bülteni15 Eylül 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber