“Ben geleceği seviyorum”

Bu hafta İstanbul’a gelen ünlü tasarımcı Karim Rashid: “Tasarım yaparken geçmişten referans almaya karşıyım. Tasarım insanın bugünkü ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ve geleceği düşünerek yapılmalı. Ben geleceği seviyorum”

“Ben geleceği seviyorum”

Bugüne kadar 3 binden fazla tasarımı üretildi, 300’den fazla ödül aldı ve yaptıkları 40’ı aşkın ülkede satıldı. Alldesign 2014 konferansındaki dünkü konuşmasında tasarımın geleceğinden bahsetti. 54 yaşındaki dünyaca ünlü tasarımcı Karim Rashid’le buluşup İstanbul’u konuştuk.

Estetik dünyamızın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Dünya hem görsel hem de bilgisel anlamda çok sağduyulu bir noktaya doğru ilerliyor. Tabii bu dijital
çağın da getirdiği bir şey. Bence tasarım, sanat, mimari, moda,
yemek, müzik gibi bütün estetik disiplinler deneyimlerimizi artırmak ve hem maddi hem de manevi dünyamızı daha zevkli hale getirmek için kaynaşacak. Tasarımın da insan ihtiyaçlarına yönelik şekilde yenileneceğini ve farklı malzemeler peşinde koşmaya başlayacağını düşünüyorum.

Ne gibi farklı malzemeler?

Farklı malzemeler derken yeni şeyler keşfetmekten bahsetmiyorum aslında. Bazı malzemeler günümüz ihtiyaçlarına göre daha farklı yerlerde kullanılabilir. Yıllar önce kauçukla tasarladığım banyoyu düşünelim. Banyolar yüzyıllardır seramik ya da mermer gibi sert malzemelerle yapılıyor. Çıplak ve ıslak olduğumuz bir yerin evdeki en sert ve soğuk malzemelerle döşenmiş olması sizce de garip değil mi? Bence artık daha geniş bir bakış açısıyla düşünmenin zamanı geldi.

“Aşkın kendisi tasarlanamaz”

Tarihten ve doğadan nefret ettiğiniz doğru mu?

Bazen çok iddialı kelimeler kullanıyorum sanırım. Nefret etmek demeyelim ama tasarım yaparken geçmişten referans almaya karşıyım. Tasarım insanın bugünkü ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ve geleceği düşünerek yapılmalı. Doğaya gelince;
Büyük Kanyon’u gördüğümde güzelliğini takdir ederim mesela. Ama olmuş, bitmiş. Onunla ilgili yapılabilecek bir şey yok artık. Ben geleceği seviyorum.

Rakı bardağı tasarlamak istediğinizi söylemiştiniz bir röportajınızda.

Evet, isterim tabii.

Türk kültürüne ait başka bir şeyi yeniden tasarlayabilecek olsaydınız neyi seçer ve nasıl tasarlardınız?

Hamam tasarlamak isterdim. Ama nasıl olacağı hakkında şu anda bir şey söyleyemem çünkü tasarım yapmak uzun bir süreçtir. Bence Türk kültürünün çok önemli ve yerinde gelenekleri var. Şu ana kadar direkt bu kültüre ait bir şey tasarlamamış olsam da yıllar içinde pek çok
Türk markasıyla çalıştım.
Yapı Kredi Bankası’nın Atatürk Havalimanı’ndaki World Lounge’unu tasarlamıştım
mesela sonra Milango için
çikolata ambalajı tasarladım.

Sizin gibi dünyaca ünlü bir tasarımcı için Türkiye’deki bir çikolata markasına ambalaj tasarlamak biraz küçük çaplı bir iş değil mi?

Onlar benimle iletişime geçip bana bunu teklif etmekte hiçbir sakınca görmüyorlarsa ben de
onlarla çalışmakta sakınca görmem. Dünyaca ünlü bir tasarımcı olunca sizin böyle şeylere zahmet etmeyeceğinizi düşünüyorlar ama fikir hoşuma giderse her şeyi yapabilirim. O işin karşılığında çok yüksek bir ücret de istememiştim.

Tasarım kavramının varacağı nokta nedir sizce? Biraz absürt bir soru olacak ama aşk da tasarlanabilir mi mesela?

Tasarımın duygusal bir gücü vardır. Maddi şeyleri duygu yaratmak için tasarlayabiliriz. Aşk da bence dünyanın en güzel duygularından biri. Aşk duygusunu geliştiren şeyler tasarlanabilir ama aşkın kendisi tasarlanamaz elbette. Güzel bir şey tasarladığımızda insanlar onlarla güzel ilişkiler kuruyorlar. İnsanların uzun zaman boyunca güzel ilişkiler kuracakları şeyler tasarlamak önemli.
Gelişen ve değişen teknolojik ürünlerde bu mümkün değil tabii. Cep telefonunuzla uzun süreli ilişki kuramazsınız ama evinizdeki lambayla, sandalyeyle kurabilirsiniz. Gözlükler mesela, karakterinizi
çok iyi yansıtan objelerdir.

“Aynı şeyleri görmek yorucu”

Modayı neden sıkıcı buluyorsunuz?

Moda geçmişi kopyalayıp yeniden önümüze sürüyor. Oysa giydiklerimiz şu anın ihtiyaçlarına uygun olmalı öyle değil mi? Koşu ayakkabıları şu an moda dünyasının yaptığı en iyi iş. Yeni malzemeler, rahatlık, yüksek performans... Her şey onlarda. Aynı şekilde incecik ama çok sıcak tutan ve katlandığında yer kaplamayan montlar da öyle. Böyle inovasyonlara daha çok ihtiyacımız var. Koşu ayakkabılarından başka ayakkabı giymiyorum artık. Kadınlarla ilgili de şunu merak ediyorum: Bu devirde hâlâ yüksek topuklu ayakkabı giymek nedir? Rahat değiller, tehlikeliler ve daha yavaş yürümenize sebep oluyorlar. Ama moda endüstrisi her yıl milyonlarca dolar harcadığı topukluları yüceltiyor da yüceltiyor.

Topukluları güzel bulmuyor musunuz?

Hayır. Çocukluğumdan beri güzel oldukları fikriyle beynimin yıkandığını düşünüyorum sadece. Giyeni daha uzun ya da daha zayıf gösterebilirler ama asıl olay pazarlama harikası olmalarında. El çantaları da aynı şekilde. Şu yanınızdaki
el çantasıyla Sao Paolo gibi tehlikeli bir yerde gezin bakalım neler oluyor! Bazı şeyler geçmişe ait ve tekrar tekrar sunulan aynı şeyleri görmek yorucu. H&M gibi ulaşılabilir markaları bu yüzden çok seviyorum. Lüks endüstrisini sallıyor ve onunla mücadele ediyorlar. Lüks endüstrisindeki her şey aşırı pahalı ve belki de sattıkları şeylerin değeri o fiyatın yüzde 70’i kadar bile değil aslında. Her şey kalıplara göre. Kimse yeni bir ceket modeli geliştirmek derdinde değil.

“Ben geleceği seviyorum”

Banyolarda farklı materyaller kullanmak gerektiğini düşünen tasarımcı, Saturn markası için tasarladığı küvetlerde favori rengi olan pembeyi kullandı.

“İstanbul’da da eski bir camiyle yeni bir gökdeleni yan yana görmek güzel”

“Keşke ben yapmış olsaydım” dediğiniz tasarımlar var mı?

O kadar çok ki! Şu anda dünyada daha önce hiç olmadığı kadar iyi işler yapan tasarımcılar var.
Hem de her kategoride.

İstanbul bütünüyle bir tasarım eseri olabilir mi?

İstanbul çok köklü ve çok güzel bir şehir. Bence Boğaz gibi sahip olduğu doğal güzellikler dışındaki en iyi tarafı da sürekli yenilenmesi ve gelişmesi. Sürekli tarihi korumaya çalışıp hiç yenilenmeyen şehirleri sıkıcı buluyorum. Londra da öyledir. Sokakta yürürken farklı yüzyıllara ait binaları görebiliyor, saygı duyuyor ve değişikliği, yenilenmeyi hissedebiliyorum. İstanbul’da da eski bir camiyle yeni bir gökdeleni yan yana görmek güzel.

İstanbul’a kaçıncı gelişiniz? Geldiğinizde neler yiyor, nerelerden alışveriş yapıyorsunuz?

Sanırım 15 olmuştur. Herkes gibi ben de kebap yemeyi çok seviyorum. Adını unuttuğum çok güzel bir kebapçı var, oraya gidiyorum. Babam Mısırlı olduğu için bu tür yemeklere çok yabancı değilim. Mezeler, baharatlar bana yakın. Doğrusunu isterseniz alışveriş yapmaya vaktim olmadı hiç. Aslında bu soru bana şunu düşündürdü: Sürekli seyahat etsek de dünyanın her yerinde aynı mağazaları görüyoruz. Alışveriş yapmak için
özgün ve bağımsız yerler bulmak çok zor artık.

Şahan Gökbakar: Ne oldum değil, ne olacağım diyeceksin!Şahan Gökbakar, sosyal medya hesabından paylaştığı video ile son dönemde kendisine gelen eleştirilere ilginç bir gönderme yaptı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber