Geri Dön

Bir cumhuriyet kızının öyküsü

81 yaşında ama nasıl genç, nasıl hayat dolu... Eskiyi anlatırken de, ağlarken de, gülerken de tam bir cumhuriyet kızı Emine Yaşar Kutman. "Atatürk döneminin yokluk dolu, aslında dünyadan bihaber ama sakin günlerine özlem duyuyorum şimdi. Güzel günlerdi, çok güzel günlerdi" diyor

Ben küçükken cumhuriyet çok gençti. O coşkuyu çok doruklarda yaşadık. Harika balolar verilirdi, günlerce anlatılırdı. Kız öğretmen okulundayken, Merinos Fabrikası'ndaki balolara izleyici olarak giderdik. Bir masaya oturur, baloyu seyrederdik. İçimiz giderdi... Aman efendim, o zamanların zarafeti, estetiği... Biz yerli malı haftalarıyla büyüdük. Çoraplarımızda, çarşaflarımızda yamalar vardı, elbiselerimizi ters yüz edip giyerdik. Bunlar utanılacak şeyler değildi; kadınlık göstergesiydi.Şimdi 81 yaşında olan Emine Yaşar Kutman filizlenen cumhuriyetin en ateşli savunucularından. Gençlik yılları çorabında, çarşafında yamalarla ve çok çalışmayla geçti. Bundan gocunmak bir yana, gurur duydu. 30 yıl Tekirdağ, Mürefte'de ilkokul öğretmenliği yaptı; her gün okuldan sonra öğrencilerine çocuk klasikleri okudu. Eğitim ve öğretimin birlikte yürümesine inancından hiç ödün vermedi. Her dersini ayrı bir atölye çalışması gibi tasarladı. Hiç kendi çocuğu olmadı ama yüzlerce çocuğun hayatını değiştirdi. "Turnike" programına katıldı, zamanında 500 milyon lira kazandı, hemen Mehmetçik Vakfı'na bağışladı. İki evinden birini de depremzedelere... Hâlâ TEMA ve Köy Çocuklarını Yükseltme Derneği'nin gönüllü çalışanı. Emine Yaşar Kutman cumhuriyete paralel giden hayatını anlattı. 1925'te doğdum. Annem ben çok küçükken ölmüş. Anne sevgisi nedir hiç bilemedim. İlkokulu Tekirdağ'da, ortaokulu Mersin'de bitirdim. Öğretmen okulunu Bursa'da okudum; Bursa Kız Öğretmen Okulu'nda. Çocukluğumun, yeni yeni genç kızlığa adım attığım dönemlerin Mersin'i çok güzeldi. Çok ecnebi vardı; açık hava gazinolarında piyanoyla, saksofonla müzik yapılırdı. Babam hapishane müdürüydü ama sosyal hayata meraklıydı; beni danslara götürürdü. Sinemalara da giderdik. Mersin caddelerinde bisikletimle cirit atardım... 60'larda test sistemi çıktı. İstanbul'a gelip bir öğretmenden dersler aldım, yanımda birçok yardımcı kitapla Mürefte'ye geri döndüm. O sene, bir sınıftan iki Alman Lisesi bir de Kadıköy Maarif Koleji çıkarttım. Öğrencilerimden sefir, doktor, mühendis olanlar var.Bizim ilk öğrettiğimiz şey, Atatürk'ün ilkeleriydi. O zamanlarda milli duygular ne kadar ön plandaydı... Cumhuriyet bayramlarında nasıl hazırlıklar yapardık, ta günler öncesinden. Meydanda bütün halk toplanırdı, tören sonunda galeyana gelir, çılgınca alkışlardı. Biz çocuklarımızı böyle sağlam cumhuriyet ilkeleriyle yetiştirdik. Zaten Atatürk sevgisi hepimizin içinde. Öldüğünde orta 2'deydim. O kadar çok ağladık ki, anlatamam. O, bizim için, her zaman yapıcı ve önder... Öğretmenlik yaparken üç ihtilal yaşadım. CHP geldiğinde çok sevinmiştim. Halk özgürlüğe kavuştu diye düşünmüştüm. Atatürk döneminin yokluk dolu, dünyadan bihaber ama sükunetli günlerine özlem duyuyorum şimdi... İnsanlar egoizme kaymamıştı, para böyle olmamıştı. Güzel günlerdi, çok güzel günlerdi... "Üç ihtilal yaşadım" 1945'te mezun oldum. İlk tayin olduğum okul, Tekirdağ Mürefte'deydi. Tam 30 sene çalışıp aynı okuldan emekli oldum. 62 senedir de Mürefte'de oturuyorum. Tabii o zamanlar öğretmenlik çok muteber meslek; 40'lar, 50'ler öğretmenliğe çok saygı duyulan yıllar. Mürefteliler beni bağırlarına bastılar; ben de çocuklarıma çok iyi eğitim ve öğretim vererek onlara duyduğum vefa borcunu ödemeye çalıştım. Altı nesil mezun ettim. Her ailenin durumunu o kadar iyi tanırdım ki, hangi çocuğa nasıl bir eğitim yolu izleyeceğimi önceden kestirirdim. Prensibim, birinci ve ikinci sınıflara oyunla, dördüncü ve beşinci sınıflara dramayla öğretmektir. Eğer bu mesleğe gönül vermişsen, zor diye bir şey yok. Çocuklardaki gelişimi izlemek tarifi olmayan bir duygu... Her dersim atölye gibi geçti. Bir hafta sonu çocukları aldım, İstanbul'a geldim. Tam üç otobüs... İlk kez asansör gördüler, şaşırdılar. Hepsini gruplar halinde bindirdim. Yerebatan Sarnıcı'nı, Beşiktaş'taki Deniz Müzesi'ni gezdik. Rumelihisarı'nda dolaştık. Sonra hep birlikte Emirgan Korusu'nda piknik yaptık. Toplam 68 kişi... Akşam da çocukları alıp Çakıl Gazinosu'na, Emel Sayın'ı dinlemeye götürdüm. Tam bir tarih ve yaşam dersiydi... Hiçbirimiz o hafta sonunu unutmadık.Öğretmenlik benim için bir aşk. Hâlâ damarlarımda. Köy Çocuklarını Yükseltme Derneği'nden bir çocuğum var ve onların takvimlerini satıyorum. TEMA'ya bağış toplıyorum. Bir de Boğaziçi Üniversitesi'nden bir kızım var, maddi durumu iyi olmayan bir ilköğretim öğrencisine ders verdi. Çocuk, Cağaloğlu Anadolu Lisesi'ne girdi. Şimdi ahbaplarım arasında böyle eşleşmeler yapıyorum. Bir de, sizin "Baba Beni Okula Gönder" kampanyanızı da çok beğeniyor ve destekliyorum. "Altı nesil mezun ettim" Mürefte'de şarapçılık sektörü gelişmiştir. Ah Mürefte ah, gençlik yıllarımın en güzel günleri orada geçti... O küçücük yerde, inanılmayacak kadar renkli bir hayatım oldu. Eşimi orada tanıdım, şarap fabrikası vardı. Doluca'yla kardeş çocukları. Şimdi Sibel Kutman falan çıkıyor ya, onlar üçüncü kuşak, bizler de ikinci kuşaktık. Neyse, eşimin bağları olduğu için toprakla uğraşmaya başladım ben de. Toprak, öğretmenlik kadar damarlarıma işledi. Fakat kocam benden 20 yaş büyüktü, sadece tatmaktan sarhoş oluyordu. "Tamam artık bu iş bu kadar, ya şarap ya ben" dedim. Şarapçılığı bıraktık. Yalova'dan naylonlar içinde aşılanmış zeytin fideleri aldık. Zeytincilik Enstitüsü'ne gidip kitaplar aldım, işin ilmini, püf noktasını öğrendim. Bizi görünce herkes zeytin ekti. Sonunda Mürefte'de zeytincilik o kadar gelişti ki, Marmara Birlik geldi, fabrika kurdu! Belki bu şeyler olacaktı ama daha geç olacaktı. Biz 50 sene önce çevreci tarım yaptık. Evladım ben öğretmenlik yaparken, birinci sınıf öğrencilerime önce ağız ve diş sağlığı dersi verirdim; sonra da tuvalet eğitimi. Türkiye'de böyle şeyler eksik. Aslında bizim hayatımız ölçülüydü. Bunun yanında, aldığımız ve verdiğimiz eğitim çok moderndi. Biz doğru, güzel ve sağlam bir sistemle yetiştik. Ben ne yapardım biliyor musun, Hasan Âli Yücel döneminde çıkan bütün çocuk klasiklerini çocuklarıma okurdum. Ne güzel günlerdi, sanki "Arkası Yarın", sınıftan çıkmak bilmezlerdi... "Kocama ya şarap ya ben dedim"

15 Aralık 2019 Magazin Bülteni15 Aralık 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber