Çok gezen blogcular Avrupa’yı anlatıyor

Çok Gezenler Kulübü, Türkiye’den blogcuların Avrupa’daki şehirleri anlattığı alternatif bir seyahat başvuru kaynağı haline geldi. Blogun kurucusu Hazal Yılmaz “İnsanları gezmeye teşvik etmek gerek” diyor

Çok gezen blogcular Avrupa’yı anlatıyor

Şu sıralar Twitter ve Facebook’ta birçok kişi Çok Gezenler Kulübü’nün maceralarını birbirleriyle paylaşıyor. İsmi insana “Ben de üye olmalıyım” dedirten bu kulüp genç blogculardan oluşuyor. Blog yazarı ve gazeteci olan Hazal Yılmaz’ın belirlediği kadro her ay başka bir Avrupa şehrine seyahat edip oradaki hayatın röntgenini çekiyor. Ne yenir, ne içilir, sokak modasında yükselen trend nedir, ikinci el pazarların fiyatları nasıl gibi birçok soruya cevap buluyorlar. Üç gün boyunca şehrin sokaklarını arşınladıktan sonra da bunu uzun bir gözlem yazısına dönüştürüp ortak bloglarında paylaşıyorlar.
Sabah gazetesinin hafta sonu eklerinde İstanbullulara etkinlik ve yeme-içme tavsiyelerinde de bulunan Hazal Yılmaz ile şu sıralar internetin en çok tıklanan bloglarından biri olan Çok Gezenler Kulübü’nü ve kulübün bir sonraki rotasını konuşmak üzere bir araya geldik.


- Çok Gezenler Kulübü fikri nasıl aklınıza geldi?
Blogumda İstanbul kültür-sanat hayatında neler oluyor, yeni açılan mekanlar hangileri, nerede ne yenir ne içilir şeklinde yazılar yazıyordum. Bir süre sonra bunu başka ülkelerde de yapabileceğim aklıma geldi. “Avrupa’da 15 yaşında çocuklar sırt çantalarıyla yola çıkıyorsa biz neden yapmayalım?” dedim. Türkiye’de birçok kişi dil bilmiyoruz endişesiyle seyahat etmiyor. Bir rehber hazırlayıp onları da teşvik etmek gerekiyordu.

- Projeye katılacak blogculara siz mi karar veriyorsunuz?
Tanıdığım, bir dönem birlikte çalıştığım ya da takip ettiğim blogların sahiplerini götürüyorum. Mümkün olduğu kadar çok blog incelemeye çalışıyorum. Bir seyahatimiz üç gün sürüyor. Beş kişilik ekiplerle gidiyoruz. Ciddi bir mesaimiz var. Sabah 08.00’de kalkılıyor, gece 02.00’ye kadar geziliyor. Çünkü seyahat sonunda en az 50 fotoğraflık bir slayt hazırlamaları gerek. Ayrıca kendi bloglarında ve ortak blogumuzda yayımlanacak uzun bir gözlem yazısı hazırlıyorlar.

- Bugüne kadar hangi şehirlere gittiniz? Bu rota nasıl belirlendi?
Pegasus ile birlikte belirledik. Onların en çok bilet sattıkları şehirleri seçtik ve insanların tanımasını istediğimiz şehirlere yer verdik. Berlin, Kopenhag ve Paris’e gittik. Bundan sonra Viyana, Roma
ve Bükreş’e gideceğiz. Umarım çok gezmeye devam ederiz ve Stockholm, Londra, Amsterdam, Marsilya, Münih
ve Beyrut’a da gideriz.

- Çok Gezenler Kulübü’ne katılmak için illâ blog sahibi olmak mı gerekiyor?
Şimdilik blogcular katılıyor ama ileride bunu genişletmek istiyorum. Katılmak isteyenler www.cokgezenlerkulubu.com adresindeki “Çok gezen ol” bölümüne tıklayıp mail adresini bırakabilirler.




“Blog yazarı olmak bedava yiyip içmek anlamına gelmiyor”

- Siz bir yandan Sabah gazetesinin hafta sonu eklerinde yazılar yazıyorsunuz...
Genel anlamda bakarsak bir sokağın ya da mahallenin hikayesini yazmaya çalışıyorum; şehirde hangi sergi var, hangi konser olacak onlardan haber veriyorum.
- Anneniz Neyyire Özkan da gazeteci. Sizi bu mesleği seçmeniz konusunda o mu yönlendirdi?
Bu mesleği seçmemdeki etkisini inkar edemem ama yazı yazmak içimden gelmese başka bir iş yapardım. Ben hayatta size sunulan şanslardan yararlanmak gerektiğini düşünüyorum.
- Blogcular gittikçe daha önemli bir hal alıyorlar. Moda haftalarında en ön sırada oturuyorlar, birçok davette VIP olarak yer alıyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’de 4 milyon blog var. Ancak blogger olmak belli hakları da yanında getirmiyor. İnsanlar benim bedava yiyip içtiğimi sanıyorlar, oysa cebimden karşılıyorum. “Benim blogum var şuraya da girerim, buraya da davet edilirim” demek işin ruhuna aykırı.



“Gidiş dönüş uçak biletlerini, konaklama bedelini ve cep harçlıklarını karşılıyoruz”

Özlem Ersoylu Mutluer
(Pegasus İletişim ve Pazarlama Müdürü)

Sponsorluğumuz blogcuların gidiş dönüş uçak biletlerini, konaklamalarını ve cep harçlıklarını kapsıyor. Çok Gezenler Kulübü insanlara yurtdışındaki şehirlere nasıl kolayca gidebileceklerini ve makul bir bütçe ile o şehri tam anlamıyla yaşayabileceklerini anlatıyor.



Üç şehir, üç blogcu



BERLİN


Mehmet Tez / hafifmuzik.org

Gittiğim şehirde illa bir plakçı buluyorum. Berlin’de de bundan vazgeçmedim. İki yer önerebilirim. Biri Anklamer ve Ruppiner Strasse’nin köşesinde bulunan park. Burada her pazar bitpazarı var. Her türden ıvır zıvır bulunuyor. Tanesi 1 avroya tonlarca var. Değerli parçaların fiyatları 10-14 avro arasında değişiyor. İkinci önerim Neukölln Bergmann Strasse üzerinde yer alan plakçı. Adı Logo. Fiyatlar 10 avro civarı.


KOPENHAG


Aylin Güngör / gingerandoak.com

Eski kasaplar diyarı olarak bilinen Karaköy Antrepo’larını andıran Kodbyen’i birkaç defa ziyaret etmeniz gerek. Birçok alternatif var. Benden size iki öneri: V1 galeriye mutlaka gidin, günümüz sokak sanatını yönlendiren sanatçıların eserlerinin sergilendiği önemli galerilerden biri. Ardından da yanındaki Karriere isimli bara geçin. Burası da galeri kadar ilginç. Özellikle büyük bir labirent şeklindeki tuvaletlerini görmelisiniz.





PARİS


Eril Şerbetçi / erilserbetci.com

Paris’te dünyanın ilk büyük mağazalarından biri olan Le Bon Marche yapı itibarıyla görülmeye değer. Binanın tavanı Gustave Eiffel tarafından yapılmış. Yan binasında alt kat tamamen yiyeceğe ayrılmış. Sabah 8.30’da açılıyor. Kitap ve kırtasiye katı çok etkileyici. Burada Le Cafe’de bir kahve molası vermek isteyebilirsiniz. Mutfak gereçlerinin satıldığı bölümde gramajlı çay alabileceğiniz Mariage Freres köşesi var.

19 Ekim 2019 Magazin Bülteni19 Ekim 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber