Çöküş

Ecnebi damadın İstanbul'a yerleşme planı suya değil susuzluğa düştü, çöken balkonun altında kaldı

Sabah 7.00'de gelecekmiş sular. Yat'caz, kalk'caz, sular ak'cak... Oki?İngiltere'de de herkes mütemadiyen havadan sudan sohbet ediyor ya, geyik girişini oradan yaptım. "Bu yaz hava da şöyle sıcaktı, böyle çöldü, hiç yağmur yağmadı" diye başladım...Ve yağmur başladı! İngiltere'den arkadaşlarım geldi yine. Aksi gibi, geldikleri akşam sular kesikti. Böyle durumlarda, elimde değil, yabancı damada karşı kendimi tüm memleket adına çok mahcup hissediyorum. Aslında sularımız pek kesilmiyor. Ama gel de bunu, ayağının tozuyla girdiği evde susuzlukla burun buruna gelen bir ecnebiye anlat. Yağmurun neredeyse hiç kesilmediği bir yerden geliyor olmaları sevgili misafirlerimin şahsi sorunu, beni bağlamaz, ben çok sevindim yağmur yağmasına.Sonra, bilirsiniz, onlar İngiltere'nin havasından şikayet etti, ben onlara "Artık Türkiye'ye gelseniz keşke" dedim. Ah çok da özlüyoruz birbirimizi. Ne güzel olur İstanbul'da yaşasalar. Küçük de olsa birkaç yıl içinde böyle bir ihtimal de var. Gelmeyi düşünüyorlar.Ve patır kütür gümbür! Bu ses ne? Ne oluyor? Bir şey oluyor. Ev çöküyor. Deprem mi oluyor? Deprem değil bu. Yıldırım düştü galiba. Nereye düştü? Sokak lambası mı devrildi? Patır kütür gümbür Bilinmeyen bir tehdit altındayken insan beyni tıkır tıkır tehlikeyi tanımlamaya çalışıyor. Balkon düştü Bunu tabii sonradan fark ettim.Yine sonradan fark ettim ki insan, böyle bilinmeyen bir tehlike anında yerinden kıpırdamıyor. Halt etme, otur oturduğun yerde, tehlikenin etki alanına girme!Böyle bir buçuk saniye falan hepimiz hareketsiz ve sessiz kaldık.Sonra cama gittik.Karşı apartmanın en üst katının balkonu çökmüş. Daha doğrusu balkonumsusu. Çünkü o en üst katta daire yok esasında. Belki sonradan balkon yapılacak bir çıkıntı var. Mış. Artık yerinde değil. Yağmura dayanamadı herhalde. O şey şimdi sokağın ortasında.Neyse ki altında kimse yokmuş. Ölen yok. Yaralanan yok. Kedi nüfusunda azalma yok.Ecnebi damat karısına döndü: "Türkiye'ye taşınmak istediğimizden emin miyiz?" Mahallede herkes ya tatilde, ya gezmede. Olayları bizim gibi camdan takip eden birkaç ev var. Üç-beş kişi de sokağa indi. Birbirlerine -benim bu yazıda size anlattığım gibi- olay esnasında ne yaptıklarını anlattılar. Sahi, niye böyledir? Niye böyle olayların ardından herkes kendi şahsi hikayesini anlatmaya pek heveslidir? 11 Eylül'de ben şuradaydım, İkiz Kuleler'in yıkıldığını buradan izledim. 17 Ağustos depreminde şuradaydım...O apartmanda oturanlardan biri de, çöken balkonun altındaki dairesinde, camın önünde sigara içmiş, tam içeri girmiş, balkon çökmüş.Derken itfaiye geldi. Ve belediye, polis, doğalgazcı, bir de kamera...Olay yerinin çevresini bantlarla çevirdiler. Kimse girmesin diye. Sonra kendileri o alana kasksız girdiler!Bu arada hâlâ tepede düşme riski olan bir beton parçası var. Ama ne gam.Oysa sabaha karşı bir gümbürtü daha oldu. Bir parça daha düştü mesela. Neredeydim? Oradaydım Sokaktaki üç-beş kişi oradan geçmekte olan bir sokak insanı için, arabalardan birinin üzerine sofra hazırladılar. Bir de battaniye indirdiler. Büyük badire atlattık, başımızın gözümüzün sadakası olsun diye herhalde.Yabancı damat "O taraftan yürümeyin bir daha" dedi bize. "Asıl öteki taraftan yürümeyelim" dedim ben, "Bu tarafta ne yıkılacaksa yıkıldı, öteki taraf daha yıkılacak..." * * *Yattık, kalktık, sular gelmemişti. Öğleden sonra geldi.Çöken balkonun olduğu binanın önüne iskele kurmaya başladılar. Sabaha karşı olduğu gibi, şimdi de bir beton parçası düşse, işçilerden birinin kafasına gelse, adı "kaza" olacak...İki gece sonra da elektrikler kesildi.Yabancı damada "Artık bu kadarı da komplo" dedik, "Bizim yetkililer sizin buraya yerleşmenizi istemiyorlar."AKP'nin oy oranındaki artış, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olması, Anayasa tartışmaları, rejim endişeleri... Akmayan suların, kesilen elektriğin, yürümeyen trafiğin, lağım kokan Dolmabahçe'nin, çöken balkonun altında kaldı! Hangi güzergah güvenli? Neredeyse 7 yıl olmuş. O zaman Kazancı Yokuşu'nda oturuyorduk. İki apartman ötemizde yangın çıktı. Çığlıkları hâlâ hatırlıyorum. Herhalde ömrümün sonuna kadar da unutamam. İtfaiye geç geldi. Geldiğinde de park eden arabalar yüzünden sokağa giremedi. Sokağa girip tam merdiveni yerleştirmeye başlamıştı ki, üç kişi, artık dayanamadı. Oysa birkaç saniye daha... Ama işte bazen o birkaç saniye çok uzun gelebiliyor insana. Bekleyemediler. Atladılar. Yüksekten düşen biri zemine çarptığında çıkan bir ses var. Tarif edemem. Ama o sesi de asla unutmam.Öldüler. Bugün bile oradan geçtiğimde onların düştüğü kaldırıma basamam. O kaldırımda insanlar öldü, bu kaldırımın üstüne balkon çöktü... Oradan geçmeyeyim, şuraya basmayayım derken, yolun ortasında yürürken, sonunda bir gün bir arabanın altında kalacağım. Depresyondayım. tubakyol@yahoo.com manik depresif köşe

17 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber