“Ekiple sahnede kudurabilmek çok güzel bir şey”

Yazıp yönettiği “Huysuz” müzikalinde başrolü Büşra Pekin’le paylaşan Engin Alkan: “Ben rol almayı düşünmüyordum ama son ana kadar istediğimiz gibi birini bulamadık, iş başa düştü. İyi de oldu. Oyuncu kökenli olduğum için iyi bir oyunda, iyi anlaşan bir ekiple sahnede kudurabilmek çok sevdiğim bir şey”

“Ekiple sahnede kudurabilmek çok güzel bir şey”

Müzisyenler çoktan yerlerini almışlar, ilk sahnenin dekoru neredeyse hazır. Işık görevlisi sahneyi bir aydınlatıyor, bir karartıyor, onun da hazırlıkları tamam gibi. Oyunculardan biri sahnenin köşesinde ısınma hareketleri yapıyor... Bu sezon sergilenmeye başlanan “Huysuz” müzikli oyununun kulisindeyim. Oyunun yazarı, yönetmeni, başrol oyuncusu Engin Alkan ve oyundaki uyanık hizmetçi Anjelik rolüyle büyük beğeni toplayan Büşra Pekin ile “Huysuz”un ayrıntılarını konuşmak üzere birlikteyiz.
Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu’nun çalışması olan “Huysuz”, Moliere üzerine bir oyun. Alkan, Moliere’in “Hastalık Hastası”, “George Dandin”, “Zoraki Evlenme”, “Cimri” ve Teodor Kasap’ın Moliere adaptasyonu olan “İşkilli Memo” oyunlarından yola çıkarak yeni bir metin yazmış. Sonuçta ortaya, kendi deyimiyle, bir “Moliere fantezisi” çıkmış.
Engin Alkan, oyunlarında olduğu gibi insanın gözünün içine bakarak, tane tane, gülerek, güldürerek anlatıyor. Büşra Pekin’in her cümlesi, sadece son yılların en başarılı genç, komedi oyuncularından biri değil, en samimi, en mütevazılarından da biri olduğunu kanıtlar nitelikte. İkilinin sahnede yakaladığı uyum söyleşimize de yansıyor.

“Huysuz” ne bir uyarlama ne de bir kolaj... Ama her ikisinden de izler taşıyor. Herhangi Moliere oyununu uyarlamak daha kolay olmaz mıydı?

Engin Alkan: Olurdu. Ama özellikle 19’uncu yüzyıldan itibaren Moliere üzerine çok fazla şey seyretti izleyicimiz. Bugün bu oyunlara farklı yaklaşımlar geliştirmek gerekiyor. Böyle bir yapı kurmak kolay olmadı evet, çünkü çok büyük bir külliyat... İçinden çıkamaz hale geldiğim noktada İstanbul’dan uzaklaşmam lazım dedim ve
bir kış günü kalkıp Cunda’ya gittim. Orada üç günde sinopsisi çıkardım.

“Sahnede bir anda yüzüme su püskürtüyor”

Başta oyunda rol almayı istememişsiniz...

Engin A.: Evet, çünkü hem yönetmek hem oynamak zor oluyor. O yüzden benim üstümdeki kuşaktan bir komedyen arayışına girdim.
Çok istediğimiz isimlerin başka projeleri vardı, ben oynadım.

İyi de oldu ama değil mi?

Engin A.: Oldu galiba. Güzel bir uyum yakaladık. Ben de oynamaktan keyif alıyorum. Yönetmenlik yaparken oyunu çıkarttıktan sonra ister istemez oyunu terk ediyorsunuz ve
o keyfi yaşayamıyorsunuz. Oyuncu kökenli olduğum için iyi bir oyunda, iyi anlaşan bir ekiple sahnede kudurabilmek çok sevdiğim bir şey.

Siz nasıl dahil oldunuz kadroya?

Büşra Pekin: Bir yaz günüydü, hiç unutmam... Engin Abi, Twitter’dan bir mesaj gönderdi. Daha ayrıntıları bilmeden kafamda “Tamamdır, bu sezon yapacağım işi buldum” dedim. Daha önce Engin Alkan’la “Aşağı Yukarı Yemişlililer” dizisinde birlikte çalışmıştık. Dizimizin ömrü uzun olmadı ama güzel bir tanışıklık oldu bizim için.

Oyun sırasında gerçekten çok eğleniyormuş gibi görünüyorsunuz...

Büşra P.: Çok eğleniyoruz. Engin Abi sahnede sürpriz yapmayı çok seviyor. Her oyuna “Bu sefer ne yapacak acaba?” diye çıkıyorum. Hiç beklemediğim bir anda yüzüme su püskürtebiliyor mesela...
Engin A.: Oyunun aslında çok matematik bir yapısı var. Doğaçlamayı o matematiğin içinde bir yere yerleştiriyoruz. Tuluat genelde çok oynanan oyunlarda, oyuncuların sıkılmaması için yapılır. Buradaki öyle bir şey değil. Ben Şehir Tiyatrosu’ndan geliyorum ve Darülbedayi’den o mirası devralan ustalarla çalıştım. Onların sahne üstündeki karizmalarını, seyirciyle kurdukları o can cana ilişkiyi nasıl formüle edip modern tiyatroyla nasıl bir araya getirebiliriz üzerine çok kafa yoruyorum. Tabii ki eğleniyoruz ama ustalardan devraldığımız bayrağı taşımak adına da önemli bir şey bu.

Sinemada gişe filmi ve sanat filmi ayrımı vardır ya, siz tiyatroda bunun orta yolunu bulmuş gibisiniz. Bu çizgide devam edeceksiniz değil mi?

Engin A.: Kesinlikle. Konservatuvarda bize iki seçenek sunulmuştu, ya popülist işler yapıp para kazanacak ama sanat çıtasını düşürecektik ya da elitist işler yapacaktık, bizi kimse seyretmeyecekti ve aç kalacaktık. Ben hayatta bu kadar keskin ayrımlar olmadığını, hayatın grinin tonlarından oluştuğunu fark ettikten sonra bu uçları bir araya getirmeyi tercih ettim. Bundan sonra yapacağım her şeyde bu özelliği devam ettirmek niyetim. Çünkü tiyatro seyirci için yapılır. Anlaşılmamaktan medet ummamak gerekir. Gülmekten ve güldürmekten korkmamak gerekir. Ben hayatında hiç tiyatro görmemiş insanları kale alan bir tiyatro yapmaya çalışıyorum. Hasbelkader tiyatroya gelmiş biri de tiyatroyu sevsin gibi bir kaygım var. Çünkü tiyatronun yeteri kadar yaygınlaşmadığını, çağa pek ayak uyduramadığını düşünüyorum.

“Ben her yemeği yaparım. Zaten bir yönetmenin yemek pişirmemesi gibi bir şeyi anlayamıyorum”

İş dışında neler yaparsınız?

Engin A.: Tuhaf biçimde temizlik yapmak, spor yapmak, televizyon seyretmek, yemek yemek gibi iş dışı şeyler yaparken kafam çok açık oluyor. Kendime böyle zamanlar yaratmaya çalışıyorum. Pijama ayağımda evde sağı solu kurcalayıp tamir ederken ya da ıspanak kavururken çok güzel hayal kurarım. Hiçbir işimi başkasına bırakmam. Saçlarımı bile kendim keserim. Avizeler, mobilyalar yaparım. Kendi dünyam içinde tamamen sıradan şeylerle uğraşmak bana daha iyi geliyor. Çok sosyallik yaramıyor.
Büşra P.: Ben saçımı kendim kesmiyorum, kuaföre gidiyorum. Ama ben de evde olmaya çok düşkünüm. Şehir dışına, ülke dışına çıkmayı da çok severim ama İstanbul’daysam genelde evdeyimdir.

Çok kilo vermişsiniz...

Büşra P.: Evet, “Çok Güzel Hareketler Bunlar”ın turneleri, akşam provaları derken biraz abartmıştık. Yeme biçimimiz hep dışarıdan söyleme üzerineydi. O ara biraz ipin ucunu kaçırmışım. Bir kontrole gittiğimde düşük şeker çıktı. Bir yardım almam gerektiğini hissettim. Şeyda Coşkun’la çalıştık. Altı kilo verdim. Şimdi korumaya çalışıyorum ama çok kolay olmuyor. Sebze yemeyi çok sevmiyorum; makarnalara, köftelere, tavuklara, balıklara bayılıyorum. Hep bir neyle neyi karıştırsam daha güzel olur çabası... Tatlıya dayanamıyorum.

Sizin yemekle aranız nasıl?

Engin A.: Ben her yemeği pişiririm. Eğlenirim pişirirken. Zaten bir yönetmenin yemek pişirmemesi gibi bir şey nasıl olur bilemiyorum. Süslü şeyler de yapıyorum, tencere yemekleri de... Hamur açıp börekler de yapıyorum. Çünkü benim annem işçiydi. Rahmetli abimle evde ikimiz olurduk. Yemek işi 12-13 yaşından beri benim görevimdi.

“Birbirimizden de BKM’den de kopmadık”

“Huysuz” dışında hayatınızda ne var bugünlerde, neler yapıyorsunuz?

Büşra P.: Ben Mahsun Kırmızıgül’ün “Mucize” isimli yeni filminde oynuyorum. 2014’ün sonlarına doğru vizyona girecek sanırım. Şubatta Kars’a gidip kar sahnelerini çekeceğiz.
Engin A.: Benim seslendirmeler devam ediyor, ağırlıklı olarak reklam filmleri ama “Shrek”, “Şirinler” gibi çizgi filmlerin devam filmleri çekildikçe onlar da oluyor. Bu sezon bir de “Küskün Müzikal”imiz var. Emek Sahnesi’nde... “İstanbul Efendisi”, “Şark Dişçisi” ve “Vişne Bahçesi” devam ediyor. Önümüzde üç proje var; Bakırköy Belediye Tiyatrosu bir Nazım Hikmet oyunu yönetmemi istedi, Eskişehir Belediye Tiyatrosu’yla bir proje var, bir de Antalya Devlet Tiyatrosu bir teklifle geldi. Önümüzdeki yıl Şehir Tiyatrosu’nun 100’üncü yılı, ben de Muhsin Ertuğrul’la ilgili okumalar yapıyorum. Belki oradan da bir proje çıkabilir.

BKM Mutfak ekibi dağıldı mı?

Büşra P.: Dağıldık ama birbirimizden de BKM’den de kopmadık. Birbirimizin işlerini takip ediyoruz. Birlikte yapmak istediğimiz çok şey var. Bir araya geldiğimizde çok güzel bir enerji çıkıyor ortaya. Şimdi bir projemiz var ama daha çok bebek... Bir televizyon işi olacak. Bu oyunun çıkmasını bekliyordum, şimdi kalan zamanlarımda o proje
için çalışacağım.

Engin Bey, oyunlarınız hep çok büyük övgüler alıyor. Bu bir baskı yaratıyor mu?

Engin A.: Hem de nasıl...
O yüzden artık yeni bir kulvara girmem gerektiğini düşünüyorum. Tekrara mı düşüyorum acaba endişesi gerilim yaratıyor.

7 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber