!f İstanbul 12’inci yılında 107 filmle seyirci karşısında

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, bu yıl 12’nci yaşını kutluyor. Festival direktörü Serra Ciliv’le bu yılki filmleri ve etkinlikleri konuştuk

!f İstanbul 12’inci yılında  107 filmle seyirci karşısında

Bağımsız filmleri izleyicilerle buluşturan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, direktörü Serra Ciliv’e göre12’nci yılında “daha kurumsal, daha ferah ve önünü daha rahat gören” bir etkinlik artık ama “gençliğinden ve zıpırlığından bir şey kaybetmeden”... Ciliv, 14-24 Şubat’ta İstanbul’da, 28 Şubat-
3 Mart tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de düzenlenecek ve kısa filmlerle birlikte toplamda 107 filmin gösterileceği festivalin programı, etkinlikleri ve bu seneki değişiklikler ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

!f İstanbul artık 12 yaşında Sizce geçen sürede neler değişti?

Bu sene sanki 0-12 yaşı bitirdik gibi geliyor ve hayata daha bir olgun bir şekilde bakıyoruz. !f’in gençliğinden
ve zıpırlığından bir şey kaybetmeyeceğiz tabii ki ama bir taraftan da bir tık daha kurumsal, bir tık daha ferah ve önünü gören bir festival olma yoluna girdik sanıyorum. Bunda yeni partnerimiz Maximum kartın da katkısı var. Bir festivalin arkasında böyle bir destek olması çok önemli. Daha önce çok heyecanlı çocuklardık ama “bir sonraki sene olmaz mı acaba?” diye bir korkumuz vardı.
Şimdi bu rahatlıkta Mars Entertainment’ın bize sunduğu olanakların da etkisi var.

Festivalin uluslararası yarışması Keşif bu yıl altıncı kez düzenleniyor. Bu yıl yarışma nasıl sizce?

9 film yarışacak bu sene. Yarışma !f’in programında yapmaya çalıştığı şeyin güzel bir özeti oluyor. Birincisi genç, birinci ve ikinci filmini çeken yönetmenleri davet ediyoruz. İkincisi ise sinemanın gittiği yönler konusunda bizi şaşırtabilen filmlere yer veriyoruz. Bu yıl, Türkiye’den “Zerre” yarışmada. Yönetmeni Erdem Tepegöz’ün, filmi hakkında “Bu filmden insanların mutlu çıkmasını istemedim” dediğini duydum ki bu cümleyi kataloğa da koyduk. “Zerre” bence Türkiye’de önemli bir yerde duruyor. Çok sade, çok gerçekçi, diğer yandan sinematografisiyle bilim kurguya yakın bir karanlığı hissettirebilen bir film. Yine yarışmada bulunan “Öldürme Eylemi / The Act of Killing”, Toronto Film Festivali’nde beni benden almıştı. Kötülüğün anatomisini çıkaran bir film. “Black Pond / Kara Göl” diye absürt bir polisiye var. “Kuyruklı Yıldız / Halley”, Meksikalı yönetmenin çektiği bir zombi filmi ama hiç zombi filmi gibi değil.

Galalar bölümünüzde bir genişleme söz konusu mu?

Bu yıl, biraz erken çalışmaya başladık. “Pas ve Kemik / Rust and Bone”, “Kutsal Motorlar / Holy Motors” gibi asla kaçmaz filmler var. Ama biraz daha küçük filmlerden bahsetmek gerekirse, Noah Baumbach “Francis Ha”da çok sempatik bir film ortaya çıkarmış. Bence çok özel bir film. Michael Winterbottom’un “Everyday / Her gün”ü var, yönetmenin uzun yıllar üzerinde çalıştığı bir proje. “Laurence Always”, Xavier Dolan’ın gösterdiğimiz ikinci filmi, tam !f’lik bir film. “Gazeteci Çocuk / The Paperboy”la ilgili konuşursak, yönetmeni Lee Daniels’ın önceki filmi “Precious”ın ne kadar güçlü olduğunu hatırlarsınız. Yönetmen şimdi sanki demiş ki, “Siz benim dram vereceğimi zannediyorsunuz ama alın bakalım!” Dram ama fantastik, boğazınıza oturan bir film.

“Eleştirel yerli filmler ‘Ev’ bölümünde...”

Bu yıl Türkiye’ye ayırdığınız bölümünüz “Ev” adını taşıyor. Başvuran filmlerin gidişatı mı sizi bu temaya itti?

Aslında biz filmler gelmeden önce “Ev” diye bir bölüm yapalım demiştik. Geçen sene de Kürt filmlerini gösterdiğimiz “Ev” diye bir bölüm yapmıştık. Bu yıl, “Niye sadece Kürt filmlerini gösterdiğimiz bir
‘Ev’ bölümü yapıyoruz, bu memlekette bir sürü başka derdimiz de var bizim” diye düşündük. Bu bölümde samimi ama bir taraftan da eleştirel, muhalif bir yerden bakmanın yollarını arayalım dedik. “Ev” bölümünde politik olarak duruşunu açık olarak belli eden Can Candan’ın filmi “Benim Çocuğum” da gösterilecek.
Bu filmi izledikten sonra geldim, dedim ki “Daha basit bir kurgu ve daha basit bir film izlemedim ama yaklaşık 45 dakika durmadan ağladım.”

Bu yılın yeniliklerinden biri olan !f Müzik nasıl oluştu?

!f Müzik bizim sinyallerini geçen sene verdiğimiz bir hikayeydi. 8 senedir müzik filmleri gösteriyoruz. İlk seneki gökkuşağı partimize 12 kişinin geldiğini unutamasak da, ilk seneden beri partilerimizi yapıyoruz. Geçen sene Michael Nyman’ın da gelmesiyle fark ettik ki, bizim festivalin en güzel taraflarından biri bütün içeriğin İstanbul’da birbiriyle bağlı bir oyun, şenlik alanı yaratması... Müzik filmleri, etkinlikleri ve partileri de bunun çok iyi bir örneği. !f Müzik de bunun etkisiyle oluştu. LCD Soundsystem’ın “Shut Up and Play the Hits”inden grubun üyeleri Nancy Whang ve Pat Mahoney’in katıldığı bir partimiz var. Bir diğerinde “Bar25” filmini izliyoruz; Berlin’deki efsanevi barın hikayesini anlatıyor. Ve de gökkuşağı partimizde Kim Ann Foxman ve DearHead var.

“Manifesto ilham kaynağı oldu”

Film seçmek için pek çok önemli festival geziyorsunuz, son yıllarda gözünüze çarpan bir değişim var mı?

Değişmeyen şeyler gözümüze çarptı desek daha doğru olur. Cannes ve Toronto’ya mutlaka gidiyoruz. Tabii çok takdir ettiğimiz festivaller ama hantal bir yapı üzerine oturuyorlar. Kırmızı halıların önemi hiç azalmıyor sanki. Biz tam bunları düşünürken festival programında da yer alan “What is This Film Called Love?”ın yönetmeni Mark Cousins’ın yazdığı festival manifestosu önümüze düştü. “Her şeyden önce film festivallerinin programcıları hatırlamak zorundalardır ki her film festivali 10 günlük bir hikayedir, sen o hikayenin
küratörü ve yazarısın” diyordu Cousins. Bu yılın ilhamı oldu.

f İstanbul 12’inci yılında  107 filmle seyirci karşısında

“Act of Killing”, festivalin yarışma bölümü Keşif’te seyirciyle buluşacak.

f İstanbul 12’inci yılında  107 filmle seyirci karşısında

Noah Baumbach’ın yönettiği “Francis Ha”da başrolde Greta Gerwig var. Film, galalar bölümünün dikkat çekici yapımlarından.

Serra Ciliv’den 5 tavsiye
* “Act of Killing / Öldürme Eylemi”
* “Benim Çocuğum”
* “Francis Ha”
* “Blood Brother / Kan Kardeşim”
* “Hayat Avcısı / The Imposter”

Sinema eleştirmenlerinin bu yılki !f’ten seçtikleri

Esin Küçüktepepınar
(Sabah gazetesi sinema eleştirmeni)

“Tabu”
İnsana, keyfe ve kedere, bir dönemin yok oluşuna, sömürge süngüsü düşmüş imparatorluğun biçareliğine dair akıcı bir film.

“The Act of Killing/ Öldürme Eylemi”
Endonezya’daki ölüm mangalarının icraatını anlatan bu benzersiz
film için gerçeküstü bir belgesel olmuş diyebiliriz.

“Barberian Sound Studio/ Barberian Ses Stüdyosu”
Korku türüne, akıl ötesi tekinsiz işlere dair ne varsa bu filmde.

“Holy Motors/Kutsal Motorlar”
Karmaşa, tantana, incelik, öfke... Sinemaya, günümüz politikalarına dair kontrollü bir şamata.

“Le Magasin des suicides/ İntihar Dükkanı”
Patrice Leconte’u sevenlere...

Burak Göral
(Sinema eleştirmeni-Arkapencere.com)

“Holy Motors/Kutsal Motorlar”
Yurt dışından buraya dalga dalga ne kadar etkileyici bir film olduğu haberleri geliyor. Ben de merakla bekliyorum. l “Maniac/Manyak”
Elijah Wood’un bebek yüzüne rağmen böyle vahşi bir karakterin nasıl olacağını merak ediyorum.

“Samsara”
Samsara’nın bizi dünyanın çok çeşitli yerlerine büyük bir görsel şölen eşliğinde götüreceğini düşünüyorum.

“The Imposter/Hayat Avcısı”
İngiltere’deki birçok ankette 2012’nin en iyi üç filminden biri olarak gösterildi.

“De Rouille et d’os/Pas ve Kemik”
Etkileyici bir dram. Marion Cotillard’ın performansı yurt dışında çok övüldü.

11 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber