“Genelkurmay Başkanı’nın 24 saatini haber yapmak isterim”

Dokuzuncu sezonuna giren “beşN birK”yı artık tek başına götürecek olan Cüneyt Özdemir: “Başbakan dahil pek çok önemli ismin bir gününü haber yaptık. Daha önce de Genelkurmay başkanlarına başvurmuştuk ama henüz olmadı, nedenini bilmiyorum”

“Genelkurmay Başkanı’nın 24 saatini haber yapmak isterim”

CNN Türk’teki “beşN birK” o kadar uzun süredir izleniyor ki, bu yıl 2000’inci programına koşacak. Soner Yalçın’la ortaklığı biten Cüneyt Özdemir, 9’inci sezonunda programa “Cüneyt Özdemir ile beşN birK” adıyla devam etmeye hazırlanırken, kendisiyle yeni ofisinde görüştük.

2000’inci programa geldiniz. Bu kadar uzun sürmesinin sırrı nedir?
İşin alametifarikası aslında, “beşN birK”nın kendini yenilemesinde, toplumun gündemini takip etmesinde ve her kesime eşit mesafede durmasında yatıyor. Şu anda CNN Türk’ün herhalde en çok izlenen programlarının başındayız. Seçtiğimiz konudan bu konuyu ele alış şeklimize, sunumumuza, tanıtımımıza kadar hepsine özen gösteriyorum. Mesleğe bir televizyon gazetecisi olarak başlayınca bunların ne kadar önemli olduğunu da fark ediyorsunuz. 

İlk programınızı hatırlıyor musunuz?
Hatırlıyorum, Cüneyt Arkın’la tanışmıştım. Yıllar önce İstiklal Caddesi’nde dolaşırken avangard bir sinema dergisinde “Dünyayı Kurtaran Adam”ı görmüştüm ve filmi bu kadar ünlü yapan belki de “beşN birK”ydı. Evine gitmiştik ve orada filmi seyredip “Burada ne yapıyorsunuz?”, “Şurada kayaları nasıl patlatıyorsunuz?” diye sahne sahne konuşmuştuk. 

“Sokakta ‘Beşneeebirkaaa!’ diye parmak sallayan var”

Bunca yıl unutamadığınız anlar oldu mu?
Körfez Savaşı’nda bir tankın üzerinden “video-phone” teknolojisiyle canlı yayın yapmak gerçekten unutulmazdı. Orhan Pamuk’un Nobel yemeği, Dünya Kupası’nda Japonya’ya attığımız gol, olimpiyatlarda sırıkla yüksek atlama finali unutulmaz anlardı. 

Peki ya aksilikler?
Herhalde en büyük aksilik programın adındaydı. Biz koyarken orijinal bir isim diye düşünmüştük ama üç-dört yıl ezberleyemedi insanlar. Şimdiyse ezberlendi, bilmeyen yok. Üstelik artık sokakta bana bakıp bir bilmeceyi çözmenin kıvancıyla “Beşneeebirkaaa!” diye parmağını sallayanlar bile var. Onun dışında,
11 Eylül saldırılarının olduğu dönem programı günlerce hazırlayıp yenilemiştik. İlk uçak kuleye çarptığında “Eyvah” dedim, “Bu akşam programı değiştirmek zorundayım.” İkincisi çarptı, dedim “Herhalde bu akşam bizim program yayınlanmaz.” Kuleler çöktü, ben dedim ki “Bavulu yapayım.” Nitekim sonradan Pakistan-Afganistan sınırında yayın yapmıştık. 

“Sadece güzellikle olmaz”

Yapmak isteyip de yapamadığınız bir konu veya ağırlayamadığınız bir konuk oldu mu?
İçimde kalan değil ama neden yapamadığımızı hâlâ bilmediğim biri var. Bugüne kadar başbakan da dahil, pek çok farklı ismin 24 saatini nasıl geçirdiklerini haber yaptık. Fakat ben Türkiye’de bu kadar konuşulan, ağırlığı olan bir isim, İlker Başbuğ, bir gününü nasıl geçiriyor hâlâ merak ediyorum. Daha önce de biz Genelkurmay başkanlarına başvurmuştuk, sizinle bir gün yaşayalım diye ama henüz olmadı.

Dış görünüşünüzün iyi bir programcı olmanızda etkisi var mı?
Vardır tabii. Televizyon zaten görsel, yalnızca görsellikle yapılamayan ama görselliği de gerektiren bir şey. Sadece güzel kızların ya da sadece zeki insanların olduğu bir yer haber kanalı değildir. Sonuçta o dengenin çok iyi olması gerekir, hangi mesleği yaparsanız yapın eğer kafanızın içi boşsa çok bir şey yapamazsınız.

“İstanbul’a bir sevgiliye yaklaşır gibi yaklaşıyorum”
Seyahat etmeyi çok sevdiğinizi biliyoruz. İstanbul’da olduğunuzda dinlenmek, eğlenmek için nerelere gidiyorsunuz, neler yapıyorsunuz?
Bir Ankaralı olarak İstanbul’un nimetlerini iyi yaşadığımı düşünüyorum. İstanbullular bu şehirle bir evlilik hayatı yaşıyorlar, bir süre sonra monotonlaşıp aşkın o güzelliğini tam veremiyorlar. Oysa ben dışarıdan gelen birisi olarak bu şehre aşığım ve ona aşkla, sevgiliye yaklaşır gibi yaklaşıyorum. Bazen haftada
üç-dört defa havaalanına gitmek zorunda kalıyorum. Yol ne kadar kalabalık olursa olsun, pazar günü piknikçiler yolu kapatmış da olsa hep sahil yolundan, Eminönü’nden geçerek evime gidiyorum. Çünkü ben yalnızca eve değil, İstanbul’a geliyorum.
Sahilde çok uzun, yalnız yürüyüşler yaparım. Bilmiyorum kaç kişi yürüyüş için Gülhane Parkı’na gidiyor, ben zevk alırım. Arkeoloji Müzesi’nin çay bahçesi güzeldir; Kandilli İskelesi’ndeki balıkçıyı görmek gerekir. Bebek dünyanın bebeği bir semttir bence, Cihangir daha bohemdir. Son iki yıldır yazları iki ay Bodrum Yalıkavak’ta kalıyorum ve tabii hep bir yerlere gidip geliyoruz ama denizle güneşle haşır neşir olmak insanı rahatlatıyor. İstanbul kış gündemi daha farklı. Genelde Asmalımescit çevresine, restoranlara gidiyoruz, meyhaneyle geçmiyor tabii hayatımız. Nu Pera’yı, Mikla’yı seviyorum. Babylon çok gittiğim bir yer canlı müzik olduğundan.

“Sapıklarımdan biri özel hayatıma ana avrat saydırıyor, yok sayıyorum”
Seyircilerinizden aldığınız tepkiler içinden unutamadıklarınız var mı?
Öncelikle ben eleştiriye çok açığım, TV’de milyonlarca insan sizi seyrediyor, sevmeme hakkı da var -hakaret olmadığı sürece. Ama ben genelde seyircilerimle arama mesafe koymaya çalışıyorum. Benim birkaç tane mail sapığım var. Mesela tanımadığım birisi yedi yıldır haftada üç gün, günde dört kez aynı maili sadece son paragrafını değiştirerek atıyor. Bir başkası günlüğünü tutuyordu benim e-mailim üzerimden. Bir diğeri Ankara’dan özel hayatıma ana avrat saydırıyor, görmezden geliyorsunuz ama o kadar istikrarlı ki. Dört yıldır ne sülalem, ne sevgilim, ne eski eşim kaldı. Şimdi gerçekten bir korku oluyor ve bu yüzden iyi niyetli yaklaşan insana da uzak duruyorum. Bu insanı biraz psikopat olmaya doğru sürüklüyor ama dikkat etmek gerek. O dengeyi tutturmak zor. Ama her işin bir zorluğu var ve bunları da keyfe dönüştürmek gerek.

Yayımcılığın takım işi olmasının önemini sık sık vurguluyorsunuz. Ortağınız Soner Yalçın’dan ayrıldıktan sonra programda değişen bir şeyler oldu mu?
Hiçbir şey değişmedi. Soner Yalçın’la yıllarca bu programı yaptık, o bir ara farklı mecralara gitti geldi, sonra el sıkıştık ve bundan sonra ticari hayatımızı devam ettirmeyelim dedik. Özgül Apaçe programdan yorulmuştu, şimdi NTV’de gayet iyi bir pozisyonda, umarım daha da iyi bir yere gelir. Bir de bilinmeyen değişimler var. Mesela bizim bir yönetmenimiz Tanzanya’ya yerleşti, bir diğeri şu an Hollywood’da çalışıyor.
16 yıllık baş kameramanımız kendi şirketini kurdu. Bu tür programlarda programı hazırlayan ve sunan kişi gitmediği sürece pek bir şey değişmiyor. Tam tersi biz ekibimizi yeniledik, gençleştirdik, askerden dönen arkadaşlarımız var, yeni bir ofis tuttuk.Yani çok heyecanlıyız; umarım aynı istikrarı, aynı başarıyı gösteririz.

16 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber