'Hayallerim beni savaşçı yaptı'

Son dönemlerin merakla beklenen oyunu “Evlat”ın Anne’ı Sezin Akbaşoğulları, “Artistik bir tutkunuz varsa ve bir sebepten gerçekleşmediyse ruhunuz huzur bulmaz bir türlü, hep bir boşluk hissiyle yaşarsınız” diyor.

'Hayallerim beni savaşçı yaptı'

 

Sezin Akbaşoğulları duru kelimesinin karşılığı gibi adeta. Güzelliği, tavrı ve yeteneğiyle sahnelerin ve ekranların en beğenilen isimlerinden biri. Kimimiz için derin bir tutku Müzeyyen kimimiz içinse “Beyaz Gelincik”... Hayat verdiği karakterlere yaptığı dokunuşlarla onları izleyici için unutulmaz kılmayı başardı daima. Şimdi de yönetmenliğini İbrahim Çiçek’in yaptığı, sahnelendiği ülkelerde büyük bir yankı uyandıran ve ülkemizde de 4 Ekim’de Zorlu PSM’de prömiyeri yapılacak “Evlat”ın Anne’ı olarak çıkacak karşımıza. Prova öncesi White Mill Cafe’de buluştuğumuz oyuncuyla “Evlat”ı, Florian Zeller’in etkisini ve Anne olmayı konuştuk.

Hayallerim beni savaşçı yaptı

- Çağımızın dahi oyun yazarı olarak tanımlanan Florian Zeller’in üçlemesi olan “Evlat”ta Anne rolünde izleyeceğiz sizi. Bir oyuncu olarak Zeller’in zihninde dolaşmak nasıl bir deneyim?

Dahi mi bilmiyorum ama çağımızın en popüler yazarlarından biri olduğu kesin. Oyunları şu an Fransa, İngiltere başta olmak üzere birçok ülkede oynanıyor. Bizim oyunumuz “Evlat” Zeller’in aile üçlemesinin bir parçası. Zeller’in çok iyi bir diyalog dili var, sanırım dahi diye tanımlanmasının sebebi bu. Çok sade, gündelik bir dil kullanarak duygu yaratabiliyor. Zeller’in dili hem gündelik hem de çarpıcı, yakalanması zor bir kombinasyon. Bu anlamda çok keyifli, bir oyuncu olarak oralarda dolanmak.

- Anne, melankolik ve bağımlılıkları olan bir kadın. Bu kadar “sorunlu” bir karakterle siz nasıl bağ kurdunuz? Anne olmak hangi açılardan zorladı sizi?

“Evlat” ebeveynlik üzerine bir oyun. Yazar da bu şekilde tanımlıyor oyunu. Ebeveyn olmak üstüne bir oyun yazdım diyor. Ben bir anne değilim, belki de bu durum karakteri başlarda çok yargılamama sebep oldu çünkü ilk bakışta kötü anne yaftası yapıştırılabilecek bir ebeveyn Anne. Biraz bununla mücadele ettim başlarda. Ebeveynliği zor yönetmiş ve belli ki kaldıramamış. Melankolik yapısı, kafasının karışıklığı, belki de istemediği mesleği yapıyor oluşu yaşayamadığını hissettiriyor ona... Sanatçı bir tarafı var, gizli gizli aslında oyuncu ya da şarkıcı falan olmak istediğini düşünüyorum. Bakınız bu çok güçlü bir tutkudur; aslında doktor olmak isteyip de bankacı olmak gibi bir şey değildir bu. Artistik bir tutkunuz varsa ve bir sebepten gerçekleştiremediyseniz ruhunuz huzur bulmaz bir türlü, hep bir boşluk hissiyle yaşarsınız... Hayatta birçok şeyi ıskaladığını düşünüyor. Oğlunu çok seviyor, gerçekten hayatta en çok sevdiği kişi Nicolas ama yetmiyor işte. Biraz buralardan yaklaştım. Kendimi onun yerine koydum. Ben eğer çok genç yaşlarımda anne olsaydım, nasıl hissederdim? Pierre gidip başka bir kadına aşık oluyor ve evi terk ediyor. Anne iyice yenilmiş hissediyor kendini ve daimi olarak Pierre’i suçluyor. Nicolas’nın babasıyla yaşamaya başlamasıyla da yalnızlık duygusu kabarıyor. Bir taraftan kaçırdığı hayatı yakalamaya çalışıyor.

- Metin oldukça geleneksel bir hikaye anlatıyor; sorunlu anne babaları olan sıkıntılı bir çocuk. İzleyici gelip neden bu oyunu izlemeli?

Geleneksel bir hikayeyi modern bir sadelikle anlatıyor ve böyle bir oyunculuk stili öneriyor. Bir de şu var finali çok şaşırtıcı ve zekice. Biz ekip olarak finale vurgunuz diyebilirim.

- Oyun “gitmek” üzerine... Anne, gidemeyenlerden. Eski kocasına bağlı, eski günleri özleyen. Gitmek sizin için ne ifade ediyor?

Ben gitmeyi severim. Gitmek bana seyahat etmeyi çağrıştırıyor. Yeni başlangıçlar, temiz bir sayfa... Benim için gitmek, bırakmak ve yeni bir enerjiyi ifade ediyor. Yeni başlangıçları... Tabii bu da ne kadar sağlıklıdır bilemem ama Anne’deki durum daha farklı tabii. Anne, kendini hayata yenik düşmüş hissediyor. Bir sürü şeyi kaçırmış gibi. Eskiden sahip olduklarıyla vedalaşamıyor. Onlarla baş edemiyor da. Anne daha çok geçmişte yaşayan bir karakter. Gelecekten korkuyor. Dolayısıyla da şu anki zamanı hep ıskalamış oluyor.

Hayallerim beni savaşçı yaptı

- O yenilmiş hali hissettiğiniz dönemlerde siz nasıl başa çıkıyorsunuz bu durumla?

Yenilmiş ya da çıkışsız hissediyorsam orayı bırakmak ve yeni bir sayfa açmak bana iyi bir fikirmiş gibi geliyor açıkçası. O karanlık duygu durumundan kurtulmam için bana cesaret veriyor, bir çeşit özgürlük gibi. Ama tabii hayatta türlü türlü dert var, hastalık gibi mesela, bırakıp gidemezsin, savaşmak zorundasın ya da kabullenmek zorundasın. Böyle düşününce geçen günlerde kaybettiğimiz kanser hastalığıyla mücadele eden Neslican Tay geldi aklıma. Onun derdiyle mücadele ediş şekli birçok insana ilham vermiştir eminim, bana da verdi. İnsanın kendini yukarı doğru çıkarması, bulutları savurması lazım.

- Küçücük bir imge insanı alır artık olmadığı zamanlara götürür. Anne, salonu toparlarken oğlunun bir fotoğrafını buluyor. Eskiden “küçük güneşim” dediği oğlunun, güneşinin batmakta olduğunu görmek bir anne için çok acı olsa gerek...

Bir şey ellerinden kayıp gidiyor ve sen hiçbir şey yapamıyorsun. Bir çaresizlik hissi. Bu çocuğun bir babası da vardı, o bari bir şey yapsın. Ama o sanki bir şeyleri düzeltiyormuş gibi olduğunda da bir suçluluk duygusu, belki de kıskançlık... Zaten terk edildi, bir de üstüne çocuığuna da iyi gelemiyor. Karanlık bir yerde Anne aslında... Anne bana şey gibi geliyor, oyunun leitmotivi. Müzikte bir terimdir, arada tekrarlanan melodi, edebiyatta da kullanılır. Anne bütün o melankolikliği, vurdumduymazlığı, pesimistliğiyle varlık gösteriyor aralıklarla.

“Yalnız kalabilmeyi değerli buluyorum”

- Anne, yalnızlıkla sorunları olan bir kadın. Sizin yalnızlıkla aranız nasıl?

Yalnızlıkla ilgili bir problemim yok açıkcası. Part-time yalnızlıkla tabii. 10 seneden uzun bir zamandır yalnız yaşıyorum, iki kedim var. Yalnız kalabilmeyi çok değerli bulurum, ihtiyaç duyarım hatta. Bazen insanın başına ne gelirse yalnızlık korkusundan geldiğini düşünürüm ama Anne’nın hissettiği biçimde bir yalnızlık duygusu yaşamadım.

- Oyunda, değişim hayatta kalmanın tek yolu olarak görünüyor. Peki ya seçenekler azaldığında...

Seçenekler az ve çıkış yolu görünmüyor ve uzun süredir durum buysa herhalde intihar eğilimli ve depresif durumdayızdır. Boğulmak gibi aslında. Çünkü bir parçamız oradan çıkmak için mücadele ediyordur. Eğer tuttuğumuz şey bizi yukarı kaldırmayı başarırsa ya da doğru şeylere tutunabilirsek yeni bir başlangıç olabilir ama ya bulamazsak! Özellikle de daha 17 yaşında bir çocuksak... Ve en başta aile içinde yalnız hissetmek çok kötü bir duygu olsa gerek.

- Geriye dönüp baktığınızda sizinki nasıl bir 17 yaştı?

Tutkularım vardı her zaman. Sevildiğimi biliyordum ama ailemle o yaşlarda aram çok iyi değildi, gözleri hep üstümdeydi ve doğru dürüst bir insan olmamı umarak koydukları kurallar vardı. Benim de bu otoriteyle problemlerim vardı. Onların da benim geleceğimle ilgili düşleri vardı ve benimkilerden bir hayli farklıydı. Kendi hayallerimi gerçekleştirmeye çalışmak beni daha savaşçı biri yaptı herhalde. Dünyayı değiştiririm diye düşünüyordum ne yalan söyleyim.

- Kurallarla aranız düzeldi mi?

Yani büyüdüm tabii artık. Biraz boynum büküldü ama belli de olmuyor. İnsan büyüdükçe hayattan beklentisi azalıyor sanırım, her şey normalleşmeye başlıyor, gerçek acılar, kayıplar yaşıyorsunuz ya da çevrenizde görüyorsunuz, sevdiğiniz birilerinin canı yanıyor, olmaz dedikleriniz oluyor falan. Kendinizi ve sevdiğiniz insanları olur olmadık mutsuz etmeye, savaşmaya falan pek gücünüz kalmıyor. Gücünüzü nereye harcayacağınızı seçerken daha özenli ve düşünerek davranıyorsunuz.

Hayallerim beni savaşçı yaptı

“İNSAN HAKLARI AVUKATINI OYNAMAK İSTİYORUM”

- Bugüne kadar hem “başrol” hem yardımcı rollerde gördük sizi... Sizin oyunculuk adına kalıplarınız yok gibi...

Bir iltifat olarak görüyorum kalıpsızlığı. Ben projeyi önemsiyorum. Önerilen işler arasında proje olarak sevdiğim, oynamak isteyeceğim roller, çalışmak isteyeceğim insanlar, medeni bir çalışma ortamı arıyorum. Bunları karşılayan işleri yapmaya çalışıyorum. Başrolmüş değilmiş gibi bir ayrımım hiçbir zaman olmadı açıkçası. Kolektif bir iş yapıyoruz, beraber çalıştığım insanlara inanmam, güvenmem ve mümkünse sevmem lazım. Ne kadar profesyonel bir bakış bilemiyorum ama benim için durum bu.

- Kürk Mantolu Madonna” filme çekilecekse Maria Puder’i sizin oynamanız yönünde çok yorum var...

Oynamak istediğim bir sürü rol var. Son zamanlarda aklımda çok dolanan bir fikir var, bir insan hakları avukatını oynamayı istiyorum. Bunun üzerine bir film ya da dizi yapılsa bu rolde oynamayı çok isterim. Biraz ilan gibi oldu ama olsun bakalım. Son zamanlarda yaşanan ve insan haklarıyla uğraşanların bu hukukçu olabilir ya da farklı bir meslekten olabilir ne kadar değerli bir iş yaptıklarını fark etmemle birlikte oluşan bir düşünce bu.

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber