'Herkes kendi deliliğinde özgür olsun'

 “Benim delilikten anladığım kendi evrenini kurmakla ilgili bir şey” diyor kadın “Klan”da. Oyunda bu sözleri seyirciye haykıran kişiyse herkesin kendi deliliği içinde özgür olmasını dileyen Esra Dermancıoğlu...

'Herkes kendi deliliğinde özgür olsun'

 

Hikayeme baktı mı? Fotoğrafımı yeterince kişi beğenmedi... Son model kaygılarımızın kafamızdan silip atamadığımız baloncuklarında yazan birkaç uçuk kaçık cümle. Zorlu PSM’de prömiyeri yapılan “Klan” iki sosyal medya fenomeninin bu yeni dünyada kaybolup birbirlerini bulmalarını konu edinirken bu alanda maskesiz de var olunabilir mi sorusunu sorduruyor. Projenin tasarımcısı ve başrol oyuncusu Esra Dermancıoğlu ile Markus’da bir araya geldik ve oyundan sosyal medya dayatmalarına, kızı Refia ile olan ilişkisinden “Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisinin uluslararası başarısına dek pek çok şeyi konuştuk.

- Tiyatroyu tutku kelimesiyle tarif ediyorsunuz. Bunu “Klan”da yaşamaya karar vermenize sebep olan neydi?

Sosyal medyayı kullanan biri olarak zaman zaman bu alanı tehlikeli bulduğum oluyor. Elbette bir sürü şeye katkısı oluyor ama diğer taraftan da çok yıkıcı. Oyundaki kadının yaşadıkları birebir travmam olmasa da bir şekilde kendi geçmişimle ya da karanlığımla beraber birleştirebilir miyim düşüncesiyle yola çıktım. Oyun eleştirel değil, esasında başka bir bakış açısıyla bakmak sadece yaptığımız.

- Sosyal medya kullanıcısı olarak kendinizi bir “Klan”a dahil hissediyor musunuz?

Hissediyorum evet. Kendi hesabımda o klandan değilmişim gibi davransam da evet bir klana aidim ben de. Ancak hesabımı kapatıp sosyal medyayı kullanmadığım zaman onlarla klandaş olmam.

Herkes kendi deliliğinde özgür olsun

- Oyun izleyiciyi yalnızlığın en kalabalık haliyle yüzleştiriyor...

Oyundaki iki fenomen hesaplarını aslında maskeli bir halle kullanmıyor. İkisi de kendi travmalarını gösteriyor. Acaba bu alan maskesiz de kullanılabilir mi? geliyor akla haliyle. En karanlık, en kötücül, en “çirkin” halimizle de kullanabilir miyiz? Ben kullanıyorum mesela. Var olan kullanım şekline karşı çıkmak için fazla da çirkinleştiriyor olabilirim kendimi. Bu da bir tepki.

- Zor bir dünyanın içindeki kişilerle bir aradasınız. Hâlâ dostluğa inanıyor musunuz?

Bir ya da iki kişidir anlaşabildiğim bu ışıltılı dünyada. Öyle bir noktaya gelindi ki, bir arkadaşının işini yakından takip edersin, provalarına gitmişsindir, telefon açarsın ama hikayende paylaşmak gibi bir “zorunluluk” oluştu. Atlayabilirsin, görmemişsindir. Bu bozuşma meselesi olabiliyor. Bunlar dostluğu çarpıtır. Dostluk böyle bir şey değil çünkü.

- ”Hashtag’lerle ölüme isyan ediyoruz. Ertesi gün kedi, kumda yürüyen bronz ayak koyuyoruz” yazmışsınız bir postunuzda. Bir de bu paylaşma hali için oluşan baskı var...

Instagram benim için 2019 model dijital bir albüm. Kendi kişisel albümümüze, bunu herkese soruyorum tanımadığımız insanları, tanımadığımız hikayeleri koyuyor muyuz? Destek vermek için koyuyoruz diyebilirler. Ben hiçbir fark görmüyorum. Benim savunmam bu. Bir şeyler paylaşarak destek toplama çabasına inanmıyorum. Biri öldürülürken bunu videoya çekip buna destek oluyorum dediğin noktada yalnızca onu kahramanlaştırıyorsun. Çünkü o zaten bir kalabalığın içinde birini öldürüyorsa burada kendinin de farkında olmadığı “Ben bak ne yapıyorum. Ben” diyordur.

- Bedeninizle ilgili dayatmalara karşı oldukça güçlü durdunuz...

Birincisi kendimi beğeniyorum. Bu kaşı beğendiğim için tutuyorum. Burnumu beğendiğim için yaptırmadım. Bir de ilişkilerimi başka bir yerden kuruyorum. Fiziksel özellik tabii ki ekran için önemli ama orada da herkes aynı olmak zorunda değil.

- Oyunda kadın ve erkek birbirlerini yaralarından tanıyorlar. Aşk, benzer yollardan yürüyerek kavuşmak mıdır?

Aynı yara değil ama öyle ya da böyle bir yara. Bir yaranın iki kişiyi yakınlaştırdığına eminim. Yaşadığın ilişkilere baktığın zaman muhakkak ortak bir yara bulursun. O ortak yara, ortak müziktir, ortak yeme biçimidir, ortak hayata bakıştır. Bir de reddedilemez olan tensel çekim.

- ”Benim delilikten anladığım kendi evrenini kurmakla ilgili bir şey” diyor kadın oyunda. Biraz o evreni dinlesek...

O evreni yaratma cesareti çocuklukta onu senin elinden alma girişimine karşı savaşınla başlıyor. Anne ve babanın durmadan o evrene değil bu evrene geleceksin mücadelesiyle... Orada savaştıkça kendi evreninin ne kadar mutlu bir yer olduğunu görüyorsun. Bir daha dünyaya gelsem yine bu evrenin içine düşerim. Herkes kendi evreni, kendi deliliğinin içinde özgür olsun. Bunu çok isterim.

“Kızımı mesafeli bir yerden büyütüyorum”

- Oyunculuğa başlama yaşınız da hep konuşulan bir şey...

Yaş insanın bütün özgürlüğünü elinden alan bir şey. Yaş meselesi benim için bir yara. Etrafımın yaş meselesiyle ne kadar ilgilendiğini gördükçe üstüne çok düşünülen bir şey olduğunu fark ediyorum. Yaşı düşünmek korkunç bir şey. Yaşa göre giyinmek... Giyinmek fizikseldir, yaşla ilgisi yoktur.

- Kızınız Refia ile nasıl bir ilişkiniz var?

Aile doğru ilişkiler kurulabiliyorsa çok güzel ve değerli bir şey. Ama kurulamıyorsa tehlikeli bir şey. Hiçbir öğrenme biçimi yok. Anne olmuyorsun esasında bir halden devam ediyorsun. O canlıyı, kendi bildiğin yerden büyütüyorsun. Haliyle tehlikeli. Refia ile ilişkim, ona sorsak eksiklerim olduğunu söyler o da ama sıcacık, sevgi dolu. Kendi acım ve travmalarımın ötesinde, oralara hiç sokmadan çok mesafeli bir yerden büyütüyorum kızımı.

HTC Vive Cosmos denedik!HTC'nin yeni sanal gerçeklik gözlüğü Vive Cosmos'u denedik. Bir önceki nesle göre çok daha başarılı olan yeni sanal gerçeklik gözlüğü HTC Vive Cosmos, artık daha kompakt ve neredeyse iki kat daha fazla çözünürlük sunuyor. Bu sayede oyunların içindeyken dış dünyadan kendinizi tamamen soyutlayabiliyorsunuz.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber