Geri Dön

“İnşallah belediye başkanı da olurum”

Hayko Cepkin iki sene önce İstanbul’la ilişkisini kesti ve Güney’e, Selçuk’a yerleşti. Bugünlerde ise Şirince’de açtığı kamp alanı üzerine çalışıyor. Yöre halkının çok sevdiği Cepkin artık Selçuk’a belediye başkanı olmaya da sıcak bakıyor

“İnşallah belediye başkanı da olurum”

İzmir’in Selçuk ilçesinden Şirince mahallesine uzanan Şehit Er Yüksel Özülkü Caddesi’nin üzerinde Varil adını taşıyan bir kamp alanı kuruldu. Varil’in üç ortağından biri de müzisyen Hayko Cepkin. Kendi ifadesiyle Cepkin bundan iki yıl önce “Ben gidiyorum lan” diyerek İstanbul’dan buralara taşınmış. Uzun süre arsa aradıktan sonra Varil’in yerini bulmuş ve çalışmaya başlamış. Mekan şimdi hazır. Açılışı bekliyor...

Festivallerin, şirket toplantılarının düzenleneceği, albüm kayıtlarının yapılabileceği mekanda Cepkin ile buluştuk ve hem İstanbul’dan kaçma hikayesini hem de yeni hayatı kendisinden dinledik...

-Nereden çıktı kamp alanı açma fikri?

Beş sene önce çıktı bu fikir ortaya. Selçuk’a paraşütle atlamak için geliyordum. Burada kaldığım yerler hep bu tip kamplar oldu. Kampın kendine has bir rahatlığı var. Gürültü yap, eş dost topla, eğlen hiç sorun olmuyor; kimse karışmıyor. Rock’n roll’un dibi, kudurukluk... Evde böyle takılsan polis gelir. Kimseye malzeme de olmuyoruz buralarda, paparazziler yok. “Ne güzel hayat” demeye başladık. Ben TV programı da çekiyordum. Ünlü arkadaşlarım gelip gittikçe onlar da aldı zehri. Programı bitiriyoruz, adam gitmiyor. “Ben kalayım iki gün daha” diyor. E o kaldı, diğer bölüm için gelen adam da kaldı. Diğeri kaldı... Bir ara 25 kişi olduk biz böyle böyle. Her gün yeme-içme, her gün masalar kuruluyor; mangallar, salatalar, rakılar... Bir noktadan sonra komün yaşamı da başladı. Anahtarlar masanın üstünde. İşi olan motobisikleti, arabayı alıp gidiyor. Hoşuma gitti.

“Selçuk tarih dolu ama turistik bir şey yok”

-“Ben bu işi yaparım”ı ne zaman söylediniz?

“Ben yapsam neler neler yapardım” düşüncesi geldi. Sonra da planlamalar başladı. Yer bakmalar, hayal kurmalar... Yer bulma konusunda Selçuk biraz sıkıntılı. Her taraf sit alanı. Bir yeri kazarsın lahit çıkar, kavanoz filan çıkar. Sorduk, danıştık... Benim tek başıma yapabileceğim bir şey değil çünkü. Neticede ben müzisyenim. Herkes görev edindi kendine. Aradık da aradık... 2 sene, 2.5 sene aradık.

-Hep arsa aramayla mı geçti zaman?

Aynen. Ben mesela Selçuk’ta çıkayım meydana, kahvehanelerin oraya, bana müzisyen gibi değil de emlakçı gibi davranıyorlar: “Oğlum şurada bir arsa var. Git de bak”, “Ne oldu aldın mı o arsayı? “Yok be abi sit alanı çıktı.” “E şu arkada da var bir tane”... Her tarafı dolaştım. En sonunda burayı buldum.

-Evrak işi çok muydu?

Bunlar hep evrak işi. Küçük yer ama burası. Kolay hallediliyor.

-Çok uğraştırdı mı?

Yok. Belediyeyle ufak bir sorunumuz var ama halledeceğiz onu da... Sıkıntı yok.

-Hangi partide belediye başkanlığı?

Selçuk, CHP’ye kızdı hizmet vermiyor diye. Ak Parti sosyal demokrat bir aday gösterince onu seçtiler. Fakat Selçuk yine mutsuz.

-Kim belediye başkanı olacak bir sonraki seçimde sizce?

İnşallah ben olurum. Ben bu işle istihdam sağlarsam, her yaptığım işle otelleri doldurursam olabilir.

-Ciddi misiniz?

Neden olmasın. Hiç gireceğim bir iş değil normalde. Fakat Selçuk hiç geliştirilmiyor. Burası tarih dolu ama turistik hiçbir şey yok. Turizmciler de çözmüşler bunu. Otobüsü Kuşadası’ndan kaldırıp tarihi noktalara götürüyorlar. Anlaşmalı restoranında misafirlere yemek yedirip geri dönüyorlar. Buranın esnafı da seyrediyor.

-Siz neler yapacaksınız kamp alanında; var mı projeler?

Ben üç sene içerisinde buranın kendi profil müşterisini oluşturacağına inanıyorum. Zaman içerisinde o müşterilerden de adam seçer ve elerim. Bir kere buraya gelecek insanın kesinlikle hayvanları sevmesi lazım. Hiçbir hayvanı bağlamayız biz. Biri gelip de “Çekin şunu. Bağlayın” filan derse benim elim kolum titremeye başlar. Parasını iade eder yollarız. Biz kedisiyle köpeğiyle gelmelerini istiyoruz misafirlerin. Motor festivali yapmak istiyorum burada. 1.000 ila 1.500 kişilik festival yapma imkanım var. Çadırlarla birlikte 250 kişiyi burada yatırırım, diğer kısım da etraftaki otellerde kalır. Festivaller şöyle olur: Cuma misafirler gelir, cumartesi esas aksiyon olur; konserler, DJ’ler... Pazar da ayılan gider. Kalan da kalır. Havuzun yanında deniz kumundan plaj da yaptık. İsteyen topunu oynar. Ben turnuva bile yapmayı planlıyorum.

-Kayıt stüdyosu da olacak sanırım...

Evet. Daha başlamadık ona ama evet yapacağız. İstanbul’da bir binanın dördüncü katında albüm kaydedeceklerine gelsin burada kaydetsinler istedik. Davulcu kayıt yaparken, vokalist havuza girer, topunu oynar...

-Bu işe girerken zarar etmekten, batmaktan korkmadınız mı?

Bir işe giriyoruz sonuçta. Düşündük onları. Kimse gelmezse eşimiz dostumuzla biz eğleniriz 10 sene boyunca dedik.

-Bu mekan size bir dikili ağaç duygusu veriyor mu? “Şirince’de de bir mekanım var” dedirtti mi size?

Aynen. Bu toprak benim diyorum.

“Tatil yapan insan değilim”

-Sizin için “iyi tatil” neydi; nerelere giderdiniz kamplara alışmadan önce?

Spor yapmak, proje üretmek, kafa dinlemek... Evde de olur stüdyoda da...
Ben tatil yapan bir insan değilim. Tatil kültürüm yok. Ben oturamam. Sıkıntı benim için. Ben zaten yazın konser yapmıyorum. Müziğim yazlık değil. Onun bilincindeyim. Fakat yaz aylarını proje üretmek için fırsat olarak görüyorum. “Yeni sezonda ne yapacağız?” sorusuna cevap bulmakla geçiyor yaz. Ekip toplantısı, ekip konuşması, kıyafetler, altyapı değişiklikleri... Albüm çıkaracaksam da onunla geçiyor zaman...

-Albüm çalışmalarını hep yaza mı denk getiriyorsunuz?

Hep. Konserler kışın çünkü. Eylülde başlıyor sezonumuz, okullar açılınca. Haziran 15’te yaz tatili başlayınca da bitiyor.

-Öğretmen gibi çalışıyorsunuz...

Tabii. Bir çeşit eğitim yuvasıyız.

“Hayat kısa, arabanın içinde bir ömür geçiremezdim”

-İstanbul’la hiç bağınız kalmadı sanırım. Artık hep burada mı yaşıyorsunuz?

İki sene oldu. Bir ayda karar verdim. Oradaki her şeyi yok ettim.

-Burada eviniz nerede?

Ev Kuşadası’nda ama her şeyim Selçuk’ta. Geçici bir ev tutmuştum aslında ama orada da deniz var. Burada toprak, orada deniz. İkisi apayrı. Kuşadası’nın denizi ve manzarası bambaşka. Orayı bırakmadım. Her gün gidip geliyorum. 10 dakika sonuçta. Ben kullanırsam 10 dakika ama. Arkadaşım 40 dakikada gidiyor.

“İstanbul’da kimse hareket edemiyor”

-Ne oldu da bıraktınız İstanbul’u?

Geçen gün maddeler halinde yazdım. Yaz yaz bitmiyor. Teraziye koydum, kefe buradan yana ağır bastı. İstanbul şantiye yeri artık. Ben mimar değilim ama kafa basıyor biraz da... Yüksek binalara geçiyorsak, alçakları temizleyip oraları da yeşillendirmeliyiz: Parklar, bahçeler... O alana bina yapıyorsan sıkıntı var. Hiç kimse bir yere hareket edemiyor. Ticaretle uğraştığını düşün: Perşembe Pazarı’ndan alıyorsun malını. Cuma günü o malı sevk edeceksin. Dört tane yerin varsa bir tanesini ancak yapıyorsun. Nasıl olacak bu iş? Herkes bir iş için 7 saat arabada oturuyor. Ömür kısa. Ben ömrümü arabanın içinde oturarak geçiremem. Zaten yüzde 95 motosiklet kullanıyordum. Bir gün Beşiktaş’ta motosikletle kontak kapatınca “Ben gidiyorum lan” dedim.

-İş açısından zor olmuyor mu?

Benim bir yere bağımlılığım yok. Ha İstanbul’dan çıkıp Denizli’deki konsere gitmişim ha buradan... Araba kullanmayı da seviyorum. Basıp gidiyorum; radara giriyorum, cezamı yiyorum, trafik polisiyle fotoğraf çektiriyorum... Benim için de sosyalleşmek bu.

“En güzel Beşiktaş marşı ‘Aldırma Gönül’ bence”

-Yeni bir albüm geliyor değil mi?

Kasımda çıkacak. Çoğunu kaydettik.

-Nerede kayıt yapılıyor?

Evde. Kuşadası’nda. Artık stüdyo işi yapan yok zaten. Bir çantam var. Onu nereye götürsem orada kayıt yapabiliyorum. Teknoloji acayip bir şey.

-Ne zamandır bu albümle uğraşıyorsunuz?

Albüm kararı aldığımdan beri uğraşıyorum aslında ben. Hepsi beyinde. Kayıt aşaması kolay bitiyor ama.

-Şarkılar hazır mıydı?

Bu cover albüm olacak. 2005’te söylemiştim bir cover albüm yapacağımı zaten. Zamanı geldi.

-Hangi şarkılar olacak?

Zeytinli Rock Festivali’nde dört tanesini çaldık: Sabahat Akkiraz’ın söylediği “Ben - Neydi Günahım” türküsü var. “Ben İnsan Değil miyim?” ile “Yuh Yuh” da olacak. “Aldırma Gönül” de var. Benim için hassasiyeti var “Aldırma Gönül”ün. Hem babam beni uyuturken söylermiş, hem de bir çeşit Beşiktaş marşı bence. Beşiktaş’a en uygun marş. “Vur, kır, parçala” demek olmaz. Beşiktaş’a ve Çarşı’ya en güzel selam “Aldırma Gönül” olacak.

13 Aralık 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber