“Kaplumbağaların bilgeliğine, güzelliğine çok inanıyorum”

“Serdar Gülgün İstanbul” markasının kaplumbağa detaylı tasarımları ünlü yayınevi Assouline’de satışa sunuldu

“Kaplumbağaların bilgeliğine, güzelliğine çok inanıyorum”

Bundan yaklaşık bir yıl önce bir kitap yayımlandı; “Kapalıçarşı”. Dünyaca ünlü yayınevi Assouline’in yayımladığı, Osmanlı sanatı
uzmanı Serdar Gülgün imzalı bu dev kitap Kapalıçarşı’nın çok sevdiğimiz ve pek bilmediğimiz yanlarını Laziz Hamani’nin çektiği birbirinden güzel fotoğraflar eşliğinde anlatıyor. Vakko ve Herend markaları için tasarımlar yapmaya devam eden Serdar Gülgün’ün Assouline ile işbirliği, dünyada da büyük ilgi gören bu kitapla bitmedi. “Serdar Gülgün İstanbul” markalı ilk tasarım ürünleri geçtiğimiz hafta Assouline’in Bebek mağazasında satışa çıktı. Her biri kaplumbağa detaylı olan, sahan, şamdan, büyüteç, şekerlik gibi objelerden oluşan bu koleksiyonu konuşmak üzere Serdar Gülgün ve Assouline Türkiye marka sahibi İrem Kınay ile bir araya geldik.

Neler yer alıyor bu yeni koleksiyonda?

Serdar Gülgün: Bir kere hepsinin çıkış noktası kaplumbağa. Ben kaplumbağalara çok düşkünüm. Uğruna, güzelliklerine, sevimliliklerine, bilgeliklerine çok inanıyorum. Bir de kaplumbağların Osmanlı
ile ilgisi beni çok heyecanlandırıyor. Lale Devri’nde kaplumbağaların sırtlarına mumlar konur, lale bahçelerinde dolaştırılırmış. Osman Hamdi’nin tablosu harikadır. Bunlardan yola çıkıp bir koleksiyon yapmak istedim. Malzeme olarak bronz patineli pirinç, pirinç üzeri gümüş kaplama ve yarı değerli taşlar kullanıldı. Şekerlikler, sahanlar, şamdanlar, büyüteçler... Hepsi el işçiliği ile üretildi. 200’ün üzerinde parça satışa çıkıyor. Bir de 10 parçalık sınırlı üretim var. Bunlar da benim topladığım antika parçalarla yapılan özel objeler. Koleksiyondaki parçalar 495 liradan başlayan fiyatlara satılıyor.

İrem Kınay: Assouline deyince insanların aklına kitap geliyor fakat esas konsept kütüphane... Dolayısıyla kitaptan esinlenen ve kütüphaneyi tamamlayan dekortif objeleri de bulabiliyorsunuz. Bu koleksiyon dünyadaki diğer şubelere de yayılacak çok özel bir çalışma oldu.

Assouline ve Serdar Gülgün işbirliği başta nasıl gündeme gelmişti?

İrem K.: Assouline Kasım 2010’dan beri Türkiye’de faaliyet gösteriyor. Markanın Türkiye’ye gelme kararıyla beraber “Türkiye’den ilk kitap ne olmalı?” düşünceleri başladı. Öyle bir şey olmalı ki hem İstanbul’un bu zengin kültürünü iyi anlatmalı hem de dünyada ilgi çekmeli... Böyle bakınca Serdar Gülgün ismi gündeme geldi.

Serdar G.: Assouline benim iyi bildiğim bir yayıncıydı. Kendi kütüphanemde de birçok Assouline var. Türkiye ile ilgili kitaplar hazırlayacaklarını bilmek
beni heyecanlandıran bir şeydi. Sağolsunlar, üstüne bir de beni ilk yazarları olarak seçtiler. The Grand Bazaar İstanbul’u hazırladık birlikte.

Kitabın Kapalıçarşı üzerine olacağı nasıl belli oldu?

Serdar G.: Kapalıçarşı benim yazar olarak kendimi rahat hissettiğim bir konuydu. Çok sevmem dışında çok da vakit geçirdiğim bir yer. Bir senelik bir çalışmanın ürünü olan bu kitabı yazarken 37 esnafla görüştük. Zaten bilirdim ama yeni dükkanlar da keşfettim, inanılmaz eşyalar gördüm, yeni insanlarla tanıştım, çok kıymetli hikayeler dinledim.

“Tommy Hilfiger yılbaşı hediyesi olarak bu kitabı seçti”

Nasıl tepkiler aldınız bu kitapla ilgili?

Serdar G.: Kapalıçarşı’nın kendisi yani esnaf, oranın çalışanları bu kitabı çok sevdi. Bu benim için çok önemliydi.

İrem K.: Onun dışında yerli ve yabancı okuyucu da çok sevdi. İstanbul’un dünyaya açılan bir penceresi de bu kitap oldu. Pek çok ünlü isim alıp koleksiyonlarına eklediler, Tommy Hilfiger bütün yakın dostlarına yılbaşı hediyesi olarak bu kitabı hediye etti.

Neler var bu kitabın içinde?

Serdar G.: Kapalıçarşı’nın tarihi tabii ki var. Ama bu bir tarih kitabı değil, benim gözümden Kapalıçarşı’nın kitabı... Onun dışında da bir zenginler kitabı da değil. Çok kıymetli kuyumcularla ilgili bir şey anlatılıyorsa yanında daha mütevazı bir usta ile de ilgili bir şey var. Çok önemli bir antikacının yanında dansöz kıyafeti satan mağaza da var.

“Kapalıçarşı’ya bir şey olmaz, hepimizi gömer”

n Bugün yüzlerce alışveriş merkezi var şehirde. Onlar da Kapalıçarşı’nın bugün yarattığı etkiyi yaratabilecekler mi ileride?
Serdar G.: Kapalıçarşı’da aslında hiç denkliği olmayan insanlar, dükkanlar, eşyalar yan yanadır. Uyumsuzluğun bir ahengi vardır. Alışveriş merkezlerinde ise aynı insana hitap eden yerler yana yana... Benim bir itirazım yok ona da. Ama zaman en büyük imtihan bu tür işlerde. Hangileri batacak, hangileri kalacak bilemiyorum. İşleri zor çünkü hem kimliğini koruması lazım hem de zamana uyması lazım. Kapalıçarşı’nın sırrı o. Çok kendine özgü, evet ama zamanı da çok iyi takip ediyor. Her şeyin sahtesi en önce orada çıkıyor. Tamam, harika bir şey değil ama çok gelişmiş bir algılama sistemi olduğunu gösteriyor bu.
n Kapalıçarşı’yı gezmek isteyenlere ilk tavsiyeniz ne oluyor?
Serdar G.: Vakti az olan iç bedestenden başlasın. Kaybolmaktan korkmasınlar bir de, “Ay burayı geri bulur muyum?” kaygısı taşımasınlar. Öbür türlü tadı çıkmaz. Bir de arabasız gitmekte fayda var. Çoğu zaman arabayı park ettiğiniz yere yakın kapıdan çıkmanız mümkün olmuyor çünkü.
n Kapalıçarşı Hollywood filmleri için de bir cazibe merkezi. Çekim yapılırken çarşının zarar görme ihtimali endişelendiriyor mu sizi?
Serdar G.: Tabii, özen göstermek lazım ama çok da endişe etmeye gerek yok. 15’inci yüzyıldan kalma bir yer orası, hepimizi gömer. Benim antikaya yaklaşımım da odur, “Hepsi bizden daha eski, bizi gömerler, vitrinlere hapsetmeyelim, kullanalım” derim hep. Böyle bakmayınca mesafe giriyor tarihle aranıza. Onunla yaşamayınca bir ilişki de kuramıyorsunuz.

“Kaplumbağaların bilgeliğine, güzelliğine çok inanıyorum”

İrem Kınay: “Assouline ile ‘Serdar Gülgün İstanbul’ markası birbirine çok uydu. İşbirliği yeni projelerle devam edecek.”

“Osmanlı’ya ilginin artmasından memnunum”

Osmanlı temasının popüler kültürde geniş yer bulmasından memnun musunuz?

Serdar G.: İlginin artmasından çok memnunum. Ben de bir dönem “Osmanlı’da Yaşama Sanatı” isminde bir program yapmıştım NTV için. Sadece yurt içinde değil, yurt dışında da ilgi arttı çünkü eskiye oranla dünyaya daha açık bir ülkeyiz. Kimliğimizi bulma ihtiyacı duyuyoruz. Bir yabancıyla tanıştığımızda tereciye tere satamayacağımız için kendimizle ilgili bir şey anlatmamız gerekiyor. Osmanlı tarihine, sanatına, hayat tarzına ilişkin şeyler bilmek gerekiyor bu yüzden de.

Çocukken hiç oyuncağı olmadı,dolmuşunu oyuncakla donattıOsmaniye’de çocukken hiç oyuncağı olmayan halk otobüsü şoförü 28 yaşında ki Fatih Çokan, çocuklar için otobüsü oyuncaklarla doldurdu. Çokan, otobüsündeki oyuncaklarla hem oynuyor hem de otobüse binen çocuklara hediye ediyor.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber