Kaptı kaçtı

Bunu ben keşfetmedim tabii ama başıma gelince idrak ettim. Kapkaç çok başka bir şey. Amaç hırsızlık ama bu kez hedef sizsiniz. Size saldırılıyor. Aranızda bir mücadele oluyor. Çok... Korkutucu!

O çekti sapından çantayı, ben de çektim. O bir daha çekti. İki-üç saniyede oluyor bunlar. Benim aklıma "Hemen bırakın" cümlesi geldi. Gazetelerde, televizyonlarda öyle diyorlar ya: Hemen bırakın. Hemen bıraktım. Ben öyle aniden bırakınca çantayı, kapkaççı sendeledi; az kalsın düşüyordu. Düşmedi. Tüm bunlar Sıraselviler Caddesinde oluyor bu arada. Kapkaççı, elinde benim çanta, fırladı, Cihangirin ara sokaklarına daldı. Bundan sonrası beter işte, hem beter hem de saçma. Sevgilim kapkaççının peşine düştü. Arkasından koşuyor. O da daldı ara sokağa. Ben önce salak gibi kaldım kaldırımda. Sonra niye çantayı hemen bırakın dediklerini hatırladım. Çünkü bunların elinde bıçak mıçak olabiliyor. Çünkü parmaklarının arasına mesela, jilet saklamış olabiliyorlar. Çünkü bunlar tek başına işe çıkmıyor, yanlarında bir arkadaşları oluyor. Ya sevgilim kapkaççıyı yakalarsa? Ya sevgilimi bıçaklarlarsa? Ya sevgilim şimdi bıçaklanmış halde bir ara sokakta yatmaktaysa? Ben şimdi ne yapacağım? Ben öyle elimde çanta, çantayı sallaya sallaya, tıngırı mıngırı yürür iken; arkadan biri çantanın sapına yapıştı. Ben sapı bırakmadım. Çığlık atıp adama ya da çocuğa -bakamadım ki suratına- kısaca kapkaççıya döndüm. Yanımda bir taksi durdu. "Buyrun" dedi, "ben takip edeceğim onları." Nasıl binersin ki? Gecenin bir vakti. Çantamı çaldırdım, sevgilimin akıbeti de belirsiz... Şimdi bir de tecavüze uğrayamayacağım! "Şu yöne gittiler" dedim, binmedim. İki saniye sonra pişman oldum tabii. Arabayla daha kolay bulurduk sevgilimi. Bıçaklandıysa hemen hastaneye kaldırabilirdik. Aptal kafam! Bir yandan kendime kızıyorum, bir yandan sevgilimi arıyorum... Diğer yandan da kime telefon açsam, kim hemen yardıma gelebilir diye düşünüyorum. Cep telefonu kolumuz, bacağımız, bir uzvumuz olmuş hakikaten. Kol, bacak kesildikten sonra sanki varmış gibi ağrırmış hani. Cep telefonum da çalındı ama ben hâlâ telefonum var sanıyorum. Sonra fark ettim olmadığını. Ve ertesi gün fark ettim, polisi aramayı bir saniye bile düşünmediğimi. Normali, yani herhangi başka bir ülkede normali budur, değil mi? Polisi arar insan. Polisi aramanın hiç aklıma gelmemesinin, mantıklı ya da değil ama herhalde bir sebebi var! Polis mi? O ne? Ne işe yarar? Ben bayağı yürümüştüm ki taksiciyle tekrar karşılaştık. "Bulamadım" dedi. Bu kez bindim arabaya. "Ben gördüm, iki kişiydi onlar. İnşallah yakalayamamıştır kocanız" dedi. Taksicinin cebinden sevgilimi aradık. Yok, yakalayamamış. Nihayetinde -ve neyse ki- milli atlet değil; tıkanmış kalmış, peşlerini bırakmış.Elbette eve girer girmez ben bir nevi sinir krizi geçirdim. Ne var çantada sanki, niye peşine düşüyorsun? Üç kuruş para ve kredi kartları... Bak işte, iptal ettiriyorum kartları. Cep telefonu... Bak işte, kapattırıyorum. Kimlik... Artık 15 dakikada nüfus cüzdanı çıkartılabiliyor. F tiplerinden üç mektup... İyi ya işte. Zaten ne onlardan bahsedebiliyorum uzun zamandır ne de iki satır bir şey yazıp gönderebiliyorum. Bahane olur, selam gönderirim köşeden. (F tiplerinden mektup gönderen herkese, selam ederim hakikaten.)Deli misin, niye peşlerine düşüyorsun? Yakalasan, ne yapacaksın? Yakalasan ne yapacaksın? Çukurcumada, Yiğite bıçak çekip cep telefonunu aldı bir adam. Cihangirde Mustafaya silah çekti biri. Yine Cihangirde, Mete bıçaklandı hatta.Buralarda oturup da evine hırsız girmemiş bir tek tanıdığım yok benim. Arabasının camı kırılmayan da yok. Ne zaman konusu açılsa, "Oturuyorduk, bir baktım çantam yok", "Eve geldim, bir baktım cep telefonum yok" diye bir hatıra, hatta birkaç hatıra anlatmayan da yok.Bizim tarihimiz de gayet renkli. Şu benim sattığım külüstüre bile tenezzül edip camını kırmışlardı mesela. Bir kez telefonumu, bir kez cüzdanımı, iki kez de sevgilimin telefonunu çarptılar. Eve hırsız da girdi. Biz uyurken baş ucumuzdan telefonları, cüzdandaki paraları aldı.Ama kapkaç başka türlü bir şeymiş. Bunu ben keşfetmiş değilim tabii de, başıma gelince idrak ettim diyeyim. Amaç yine hırsızlık ama bu kez hedef sizsiniz. Size saldırılıyor. Saldıranla karşı karşıya kalıyorsunuz. Aranızda fiziksel mücadele yaşanıyor. Çok garip. Çok... Korkutucu! Amaç çanta ama hedef sizsiniz Geçen hafta benim "Çocuklar çiçektir, özen ister, emek ister. İnsan hayatı paha biçilemez bir mücevher" yazım üzerine cümle arkadaşım dalga geçti benimle. "Sosyal sorumluluk yazısı ha? Sen oldun güzelim, oldun sen" diye. Şimdi beni feci harcayacaklar. "Toplumsal duyarlılık ha? Nereye gidiyor bu memleket, nerde bu devlet, nerde bu millet, öyle mi? Sen aştın kendini güzelim, aştın" diyecekler. Biliyorum. Ama abi; hani sosyal patlama diye bir şey var, bunca işsizliğe, parasızlığa rağmen amma da sabırlıymış, herhalde komşuluk kültüründen birbirine çok yardımcı olsa gerekmiş ki Türkiye insanı, hâlâ sosyal patlayamadı, helal olsun deniyor ya... Daha ne patlayacak? Üzerinde sosyal patlayıcı yazan insanlar mı dolaşacak sokaklarda? Tek tek infilak mı edecekler, ne olacak? İlla ele taş, sopa alıp dükkanları yağmalamak mıdır sosyal patlama?Budur işte. Patladık, haberimiz yok. "Sosyal patladık", haberimiz yok Hırsızlık, kapkaç vesairedeki artışın sebebi sosyal patlama olabilirmiş ama sevgilime sorarsanız sosyal patlamanın bana patlamasının sebebi "Sex and the City" dizisiymiş. Öyle diyor. Çünkü geçen hafta bir arkadaşım Çinden "Sex and the City"nin son sezonunun korsan VCDlerini getirdi bana. "Küreselleşme" bir sürü başka bir şeyle birlikte budur işte: İstanbullu bir kadın, New York Cityde yaşayan Amerikalı dört kadının hayatını anlatan bir TV dizisini, Pekinden gelen korsan VCDlerden izliyorsa... Tuhaf yani. Çine giden bir arkadaşım olması da tuhaf. Neyse, ben arka arkaya tüm sezonu izleyince, aşırı dozdan, kendimi New Yorkta yaşıyorum ve o kadınlar gibi limuzinlerle geziyorum zannedip bir karış topuklu ayakkabı giymeyeyim mi? Giydim. O yüzden tıngırı mıngırı yürüyor, elimde minicik çantamı sallıyordum. Sonra? Sonrası malum: Burası Türkiye, yoook ööleee! New York nere, İstanbul nere; Pekin ne alaka? Acayip takıntılarım var benim. Manyakça batıl itikatlarım... Mesela altılı bardak takımının tamamı kırıldığında, illa ki sevgilimden ayrılırım. Bardaklar kırıldı diye değil. Olaylar öyle gelişir. O yüzden. Sekiz (9-1) yıldır aynı adamla birlikteyim. Bunca yılda altı bardak kıramadık mı? Kırdık. Şöyle: İlk iki yılda beş bardak kırmıştık ki ayrıldık. Sonra ben o tek kalan bardağı kırmadım ama çöpe attım. Temizlikçi kadın çöpte bulmuş, "Bu kırık değil" diye çıkarmış, yıkamış, koymuş mutfağa. Bir yıl boyunca dönüp dolaşıp yine sevgilime vardığımda o tek bardak hâlâ sağlamdı. Sonra artık birlikte yaşayacağımızı umduğum önümüzdeki 30 yıl için beş takım bardak aldım. Bu bardakların üç takımı, anne evlerindeki gibi, bir büfede, koruma altında. Bir de kurşun kalem takıntım var. 0.5 kalemimi kaybettiğimde kariyerimde, işimde illa ki bir değişiklik olur. Olaylar öyle gelişir. Ben 0.5 kalem kaybettim diye gazeteci olduğuma inanırım. O kalemi kaybetmesem, o finalden geçecek, diplomamı daha erken alacak, bu işlere hiç bulaşmayacaktım. Böyle bir sürü tesadüf var, kalemlerimle iş hayatım arasında.Ve... Kapkaçcı çantamla birlikte, çantamdaki kalemimi de çaldı! Bu saatten sonra kariyer mi değiştirilir canım! tubakyol@yahoo.com Kalemim çalındı, ben ona yanıyorum

14 Kasım 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber